Opportunities türkçesi Opportunities nedir

Opportunities ile ilgili cümleler

English: I don't get that many opportunities to talk with native speakers.
Turkish: Yerli konuşmacılarla konuşmak için fazla fırsatlarım olmuyor.

English: I don't get very many opportunities to talk with native speakers.
Turkish: Yerli konuşmacılarla konuşmak için çok fazla fırsatlarım olmuyor.

English: Don't let opportunities pass by.
Turkish: Fırsatların geçip gitmesine izin vermeyin.

English: Children around here don't have many opportunities to swim.
Turkish: Bu civardaki çocukların yüzmek için çok fırsatları yok.

English: Ali certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston.
Turkish: Ali Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.

Opportunities ingilizcede ne demek, Opportunities nerede nasıl kullanılır?

Employment opportunities : Çalışma olanakları. İş fırsatları. İş imkanları. İş arayanlar için mevcut olan iş. İş olanakları.

Work opportunities : Çalışma fırsatları. İş fırsatları. İş bulma fırsatları.

Opportunity : Vesile. Elverişli durum. Elverişli zaman. Fırsat. İmkan. Olanak. Şans. Münasebet. Uygun durum. Meydan.

Opportunity cost : Çeşitli seçenekler arasında bir tanesini seçmekle, vazgeçilen diğer seçenekler nedeniyle uğranılan kayıplar. bir aramalını veya üretim faktörünü, bir malın ya da hizmetin üretiminde kullanabilmek için vazgeçilen başka bir mal veya hizmetin üretim değeri, diğer bir deyişle bir malın diğer mal cinsinden marjinal maliyeti. krş. üretim olanakları eğrisi, iktisadi seçim, kıtlık, göreli fiyat. Gölge maliyeti. Fırsat maliyeti.

 

Opportunity equality : Bir ülkedeki eğitim, iş gibi her türlü olanaktan her bireyin eşit yararlanma hakkına sahip olması. Fırsat eşitliği.

Find an opportunity : Bir şans veya delik aramak. Fırsat bulmak. Bir fırsat bulmak. İmkana kavuşmak. Olanağa kavuşmak. Bir fırsat sonucu gerçekleşmek. Karşısına fırsat çıkmak.

Favorable opportunity : Müsait fırsat. Uygun fırsat.

Equal opportunity : Bir ülkedeki eğitim, iş gibi her türlü olanaktan her bireyin eşit yararlanma hakkına sahip olması. Fırsat eşitliği. Eşit şanslar. Herkes için eşit fırsatlar veya seçenekler. Eşit fırsat.

At the first opportunity : İlk fırsatta.

Opportunity windows : Tekno-iktisadi paradigma değişimleri sırasında ekonominin yeni baştan yapılandırılması gereğinin, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeleri yakalaması için bir fırsat olduğunu savunan ve c. perez, c. freeman, l. soete tarafından geliştirilen görüş. krş. birinci fırsat pencerisi, ikinci fırsat pencerisi. Fırsat pencereleri.

İngilizce Opportunities Türkçe anlamı, Opportunities eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Opportunities ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Chancing : İhtimal. Tesadüfen olmak. Şans eseri olmak. Olanak. Riske girmek. Göze almak. Denemek.

 

Fluky : Kararsız. Dönek. Şansa bağlı. Tesadüf. Tesadüfe dayanan. Tesadüfi.

Fortune : Gelecek. Baht. Kişilerin belirli bir anda elinde bulundurduğu ekonomik değerlerin tümü. Zenginlik. Talih. Varlık. Kısmet. Kader.

Facility : Tesisat. İmkan. Tesis. Beceri. Yetenek. Avantaj. Olanak. Kolaylık. Ustalık.

Flukes : Talih. Görünüşleri genellikle yaprağımsı, halkasız, sindirim aygıtı yarım, bir ya da birkaç çekmeni bulunan yassı solucanlar sınıfı; emici kurtlar. Sondaj kepçesi. Yassı solucanların trematoda sınıfının alt sınıfı. yaklaşık 6000 digenetik trematod türü omurgalılarda yaygın olarak görülmektedir. genç ve erişkinleri konakların hemen hemen tüm organlarına yerleşebilir. digenea’ların gelişiminde en az iki farklı konak ve birkaç nesil bulunur. Sürpriz. Yassı balık. Balina kuyruğu. Digenea. Yaprak solucanlar.

Flukiest : Dönek. Şansa bağlı. Kararsız. Tesadüf.

Chances : Kısmet. Risk. Baht. Talih. Tesadüf. İhtimal. Olasılık. Riziko.

Break : (ses) gitmek veya kısılmak. Paydos. Kırmak. Çözmek. Sona ermek. Dizginlemek. Mola. Fırlamak. Bozdurmak.

Flukier : Tesadüf. Şansa bağlı. Kararsız. Dönek.

Scope : Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Niyet. Araştırmak. Saha. Alan. Geniş görüntülük. Olanak. Kavrama gücü. Genişlik. Sık sık olan.

Opportunities synonyms : potentials, opportune moment, auspiciousness, chance, amenities, flukey, occasioning, occasions, contingence, chanced, leisures, room, openings, favorable conditions, leisure, occasion, resources, fluke, opportunity, seasonableness, good fortune, possibilities, accidentalness, facilities.