Oğuncu nedir, Oğuncu ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Düğüncülerin, çiftçilerin ya da başka bir topluluğun önünden giden, öncü.

Oğuncu anlamı, tanımı

Düğüncüler : Balıkesir ilinde, Düvertepe bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Bursa şehrinde, Büyükorhan belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Siirt ili, Pervari ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge

Çiftçiler : Şanlıurfa ili, Viranşehir ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Düğüncü : Düğün sahibi, toycu. Düğüne katılan kimse. Düğün çağrıcısı.

Önünden : -den biraz önce.

Çiftçi : Geçimini toprağı ekerek sağlayan kimse.

Önünde : Oyun alanının seyirciye en yakın düzeyi.

Ya da : Seçeneği, çeşitliliği veya tercihi belirten bir söz.

Giden : Çevre, etraf, taraf: Şu gidenlere kurt inmiş. Geçen: Giden ay. İçel ilinde, Çamlıyayla ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Toplu : Topu olan. Topunu, tamamını, bütününü içine alan. Düzenlenmiş, dağınık olmayan. Hepsi bir arada bulunan, toplanmış. Bir arada, bütün, kombine. Vücutça dolgun.

Başka : Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge. Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan. "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -den başka biçiminde kullanılan bir söz.

 

Düğün : Evlenme veya sünnet dolayısıyla yapılmış olan tören, eğlence, cemiyet. Bir olayı kutlamak için yapılmış olan büyük eğlence veya tören.

Gide : Koyunları kovalama ünlemi.

Çift : Birbirini tamamlayan iki tekten oluşan (nesneler). Bir erkek ve bir dişiden oluşan iki eş. Toprağı sürmek için birlikte koşulan iki hayvan. Küçük maşa ya da cımbız.

Öncü : Önden gelen, önde olan, artçı karşıtı. Önde gidip haber ulaştıran kimse. Önder, kılavuz. Yürüyüşte kolun ilerisinden giden kıta, pişdar, artçı karşıtı. Bir sanat ve düşünce akımını, çağına göre yeni bir görüşü başlatan kimse veya eser, müjdeci, avangart.

Düğü : Elendikten sonra geriye kalan en ince bulgur. Pirinç.

Bir : Sayıların ilki. Tek. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Beraber. Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız. Sadece.

Ya : "Ey, hey" anlamlarında bir seslenme sözü. Bazı çekimli zamanlardan sonra gelerek anlamı pekiştiren, kuvvetlendiren bir söz: Yediydin ya. Oturmuşum ya. Şaşma, şaşkınlık bildiren bir söz. Bilinen, görülen, hatırlanıp anlatılan bir olay dolayısıyla da sorulan başka bir konu için kullanılan bir söz. Gereklik ve onay bildiren cümlelerde yargının onaylandığını bildiren bir söz. Cevap niteliğinde olan cümlenin sonuna getirildiğinde asıl yargının arkadan gelen cümle ile anlatılacağını belirten bir söz. Evet. Dilek ve geniş zaman kiplerinde yargıyı güçlendiren bir söz. Bir düşüncede sıra ile yer alan ayrı cins ögelerden biri ötekilerden üstün görüldüğünde "hele, özellikle" anlamlarında kullanılan bir söz. Bir düşüncenin karşıtı düşünülürken kullanılan bir söz.

 

Da : Doğrulama, uygun bulma, evet. [Bakınız: dahacık, dâhacık]. Daha anlamında kullanılır. Şaşma bildirir ünlem. Değil mi ya anlamında kullanılır. İşte, orada, şurada. Genellikle cümle sonlarında çeşitli anlamlarda kullanılan ünlem. Bağlama ve kuvvetlendirme edatı. Daha, henüz. Da, dahi (bk. de). Dağ. Dahi, da. Henüz. Dağı. Dağa. Daha.

Diğer dillerde Oğul hücre anlamı nedir?

İngilizce'de Oğul hücre ne demek ? : daughter cell