Pole türkçesi Pole nedir

  • Elektrik ya da mıknatıs alanlarının en yeğin oldukları iki noktadan her biri.
  • Bir mıknatısın, mıknatıslığının toplandığı uçların her biri. bir elektriksel gözenin üşeklerinin, yani dışa erke veren uçlarımın her biri.
  • Sırık.
  • Direk.
  • Sırıkla atlamada kullanılan kamış, kauçuk, metal vb. yapılmış uzun esnek çubuk.
  • Bir gökcisminin, gökküresinin, bir yıldızlar topluluğunu içine alan bir dizgenin dönme ekseninin bu cismi, küreyi ya da dizgeyi deldiği iki noktadan her biri.
  • Sırıklamak.
  • Zıt karakterli kimse.
  • Kutup.
  • Karşıtuç.
  • Bir tutum ölçeğinde tam yandaş ve tam karşıt tutumların ölçek konumu ya da bir tutum sürekliliğinin iki ucu.
  • Ucay.
  • Eksenucu.
  • Atletizm, coğrafya, fizik, kimya, uzay alanlarında kullanılır.
  • Dikme.
  • Karşıt uç.
  • Sırıkla desteklemek.
  • Ok.
  • Beş metrelik uzunluk.
  • Zıt karekterli kimse.
  • Kıvıl ya da kıvılmıknatıs alan yaratan dingin, devinen yük dağılımı türlerinden her biri. bk. çiftucay, dörtucay.
  • .
  • Leh.
  • Gönder.
  • Bir gökcismi ekseninin eşlek düzlemine dikey olarak özekten geçip yuvarı deldiği varsayılan iki nokta; kuzey ve güney eksenucu.
  • Yelken direği.
  • Bayrak direği.
  • Polonyalı.

Pole ile ilgili cümleler

English: The children sent their Christmas lists to the North Pole with the hope that Santa would read them.
Turkish: Çocuklar Noel listelerini, Noel Baba okur umuduyla Kuzey Kutbu'na gönderdi.

 

English: Are there penguins living at the North Pole?
Turkish: Kuzey kutbunda yaşayan penguenler var mı?

English: Ali climbed up the telephone pole.
Turkish: Ali telefon direğine tırmandı.

English: An Englishman, a Scotsman, an Irishman, a Welshman, a Gurkha, a Latvian, a Turk, an Aussie, a German, an American, an Egyptian, a Japanese, a Mexican, a Spaniard, a Russian, a Pole, a Lithuanian, a Jordanian, a Kiwi, a Swede, a Finn, an Israeli, a Romanian, a Bulgarian, a Serb, a Swiss, a Greek, a Singaporean, an Italian, a Norwegian, an Argentinian, a Libyan and a South African went to a night club. The bouncer said: "Sorry, I can't let you in without a Thai."
Turkish: Bir İngiliz, İskoç, İrlandalı, Galli, Gurka, Leton, Türk, Avustralyalı, Alman, Amerikalı, Mısırlı, Japon, Meksikalı, İspanyol, Rus, Leh, Litvan, Ürdünlü, Yeni Zelandalı, İsveçli, Fin, İsrailli, Rumen, Bulgar, Sırp, İsviçreli, Yunan, Singapurlu, İtalyan, Norveçli, Arjantinli, Libyalı ve Güney Afrikalı bir gece kulübüne gitmişler. Kulüp fedaisi de: ''Üzgünüm, bir Taylandlı olmadan içeri girmenize izin veremem.'' demiş.

English: At the North Pole, there are no penguins.
Turkish: Kuzey Kutbu'nda penguenler yoktur.

Pole ingilizcede ne demek, Pole nerede nasıl kullanılır?

Pole arm : Kutup kolu.

Pole cell : Kutup hücresi. Mayoz bölünmesi sırasında yumurta hücresinin yanında oluşan ve sonra körelen hücreler. halkalı solucanların ya da yumuşakçaların embriyolarında olduğu gibi küçük hücrelerden tomurcuklanan büyük hücre. böcek embriyolarının çok erken safhasında kuyruk ucundan farklılaşan ve bunlardan eşey hücrelerinin geliştiği büyük hücreler.

 

Pole of rotation : Bircismin dönmeeksenin cismi deldiği iki noktadan her biri. Dönme kutbu.

Pole star : Demirkazık (astronomi terimi). Kutup yıldızı. Ucay yıldızı (astronomi terimi). Öncü. Demirkazık. Kutupyıldızı (astronomi terimi). Küçükayı'nın a yıldızı. Yol gösterici. Kutupyıldızı.

Pole vault : Yüksek atlama. Sırıkla yüksek atlama. Sırıkla atlama.

Antenna pole : Anten direği.

Barge pole : Bir filikayı manuel olarak itmesi veya filikaya rehberlik etmesi için kullanılan uzun çubuk. Uzun avara gönderi.

Battery pole : Akü kutbu. Akümülatör kutbu.

Animal pole : Döller kutup. Animal kutup. Vitellüslü yumurtada yumurtanın vitellüssüz bölgesinin karşı vejetatif kutba göre daha hızla bölünerek blastulanın geliştiği çok sayıda küçük hücrenin bulunduğu kısmı.

Magnetic pole strength : Mıknatıssal ucay yeğinliği. Bir mıknatıssal ucayın, birim mıknatıssal ucay türünden tutarı. Manyetik kutup şiddeti.

İngilizce Pole Türkçe anlamı, Pole eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Pole ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Missiles : Füze. Mermi. Atılan şey.

Coat stand : Portmanto.

Ending : Ölüm. Oyun konusunun tamamlanıp sonuca ulaştırıldığı sahne. Ad veya fiil soylu kelimeler üzerine gelerek, bağlı oldukları kelime gruplarına göre, kelimeler arasında durum, iyelik, çokluk, kip, zaman, şahıs, sayı vb. ilişkiler kuran ek: ev+ler, oda+da, kapı+sı+nı, çalış-ıyor-um, gel-me-di, oku-y-acak-mı?, bekliyor-lar-mış vb. Ad ve fiil kök veya gövdeleri üzerine gelerek durum, sayı, zaman, kişi gibi gramer ilişkileri kuran ekler. ad çekimi, iyelik, teklik çokluk, fiil çekimi, fiil çekimindeki zaman ve şahıs ekleri işletme ekleridir: bu insan-lar-ı bir uykusuzluk gece-si-n-de sadece bir gölge gibi gör-müş-t-üm. şimdi bu gölge-ler beni yavaş yavaş, daha öte-ler-e ve derin-ler-e çağır-ıyor. baş-lar-ı-n-ın etraf-ı-n-da-ki aydınlık değiş-i-yor, muamma-lar-ı-n-ı çözme-y-e çalıştıkça bir yığın çetrefil meseleyle karşılaş-ıyor-um. (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi, s. 89) vb. Çözüm sahnesi. Oyunun son sahnesi. Sonuç. Son. Bitiş.

Pillared : Önemli üye. Kagir ayak. Sütunlu. En önemli kişi. Ayak. Önemli destekçi. Sütun. Yapısal blok. Önemli yandaş.

Flagstaffs : Bayrak direğı. Arizona eyaletinde şehir. Bayrak sopası.

Polish : Polonyaca. Cilalamak. Parlaklık. Kibarlık. Ayakkabı boyası. Kusursuzlaştırmak. Parlatmak. Cila. İncelik. Cila vurmak.

Flitching : Füme jambon. Hatıl. Domuz döşü tuzlanmış. Dilbalığı eti tek parça.

Ends : Bitiş. Son. Sonuç. Bitişi. Taraf. Ölüm. Para. Kalıntı. Akıbet.

Flag staff : Bayrak gönderi. Sancak gönderi. Kıç gönderi.

Pole synonyms : coat tree, republic of poland, polska, poled, girder, boom, bar, mast, end, lodz, planting, poland, trellised, erection, stick, barge pole, pile, terminal, pillars, microphone boom, an arrow, masts, trellises, masting, plantings, erections, flagstaff, apexes, only child, send to, endpiece, backbone, stilt.

Pole zıt anlamlı kelimeler, Pole kelime anlamı

Pull : Kısa sandal gezintisi. İltimas. Nefes çekmek. Etki. Girmek. Yudum. Fırt. Koparmak. Gelmek. Toplamak.

Oxidize : Yükseltgemek. Okside etmek. Paslanmak. Yükseltgenmek. Oksitlemek. Oksitlenmek. Metal oksitlemek.

Oxidise : Okside etmek. Yükseltgemek. Oksitlemek. Oksitlenmek. Paslanmak. Yükseltgenmek. Metal oksitlemek.

Pole ingilizce tanımı, definition of Pole

Pole kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : As, specifically: (a) A carriage pole, a wooden bar extending from the front axle of a carriage between the wheel horses, by which the carriage is guided and held back. (b) A flag pole, a pole on which a flag is supported. (c) A Maypole. [Bakınız: Maypole]. (d) A barber`s pole, a pole painted in stripes, used as a sign by barbers and hairdressers. (e) A pole on which climbing beans, hops, or other vines, are trained. The stem of a small tree whose branches have been removed. A long, slender piece of wood. As, the north pole. Either extremity of an axis of a sphere. A native or inhabitant of Poland. A Polander. As, to pole beans or hops. Especially, one of the extremities of the earth`s axis. A tall, slender piece of timber. To furnish with poles for support.