Punctuate türkçesi Punctuate nedir

  • Araya girmek.
  • Sözünü kesmek.
  • İşaretlemek.
  • Noktalama işaretlerini koymak.
  • Lafını kesmek.
  • Noktalama işaretleri koymak.
  • Vurgulamak.
  • Noktalamak.
  • (sözü) ikide bir kesmek.

Punctuate ile ilgili cümleler

English: The Treasurer's budget speech was punctuated by regular shouts of "Hear, hear!" from members on his side of the House.
Turkish: Maliye Bakanının bütçe sunuş konuşması, kendi partisindekilerin "Bravo!" sesleriyle düzenli olarak bölündü.

Punctuate ingilizcede ne demek, Punctuate nerede nasıl kullanılır?

Punctuated : Lafını kesmek. Noktalı. Araya girmek. Sözünü kesmek. Noktalama işaretlerini koymak. Noktalamak.

Punctuates : Sözünü kesmek. Vurgulamak. Noktalama işaretleri koymak. Araya girmek. Noktalama işaretlerini koymak. Noktalamak. İşaretlemek. (sözü) ikide bir kesmek. Lafını kesmek.

Punctuating : İşaretlemek. Araya girmek. Noktalama işaretlerini koymak. Vurgulamak. (sözü) ikide bir kesmek. Noktalama işaretleri koymak. Noktalamak. Lafını kesmek. Sözünü kesmek.

Punctuation : Lafa karışma. Yazıda okumayı kolaylaştırmak için birtakım işaretlerin kullanılması: nokta (.), virgül (,), noktalı virgül (;), iki nokta (:), ünlem işareti (!), soru işareti (?), üç nokta (…), düzeltme işareti (^), tırnak («»), ayraç () gibi. Bilgisayar, gramer, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Noktalama işareti. Noktalama. Bir filmin çekim, görünçlük, ayrım, bölüm gibi çeşitli bölünmelerini birbirinden ayırmada kullanılan yöntemlerin tümü. (bunların başlıcaları kesme, zincirleme, kararma-açılma, silinme, silinmeli kararma ve açılma, noktalı kararma ve açılma, yıldırım geçişidir). Noktalama işaretleri. Çekitleme. Sözünü kesme.

 

Punctuation mark : Noktalama işareti. Noktalama imi.

Oral punctuation : Bir parçanın söylenmesinde kullanılan noktalama. Söz noktalaması.

Close punctuation : Sık noktalama.

Punctuality : Dakiklik.

Punctuations : Sözünü kesme. Noktalama işaretleri. Lafa karışma. Noktalama.

Babylonian punctuation : Antik babil dili seslendirme veya noktalama işaretlemesi metodu. Babil noktalaması.

İngilizce Punctuate Türkçe anlamı, Punctuate eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Punctuate ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Break in : Zorla girmek. Terbiye etmek. Alıştırmak. Motor parçaları yeniyken, yüzey pürüzlerini gidermek ve boyutsal uyum sağlamak için yapılan ön çalıştırma. Evcilleştirmek. Lafı bölmek. Alıştırma. Yarıda kesmek. Çökertmek.

Underscore : Altına çizgi çizmek. Bir sözcüğün altına çizilmiş çizgi. Altçizgi. Altını çizmek. Vurgu yapmak. Satırın altını çizmek. Kelimenin önemini belirtmek. Üstünde durmak. Alt çizgi.

Accentuates : Vurgulu okumak. Üzerinde durmak. Önem vermek. Önemle belirtmek.

Get in the way : Ayağına dolanmak. Birşeyin olmasını (araya girerek) engellemek.

Interfere : Yoluna çıkmak. Karışmak. Engellemek. Girişmek. Burnunu sokmak. Çatışmak. Müdahale etmek. Parazit yapmak. Dokunmak.

 

Cut in on : Lafa girmek. Azaltmak.

Keynote : Parti programı. Ana ilke. Dayanak. Açılış konuşması yapmak. İlke. Temel. İlkeleri anlatmak. Açış konuşması yapmak. Esas nota.

Intercede : Rica etmek. Yalvarmak. Şefaat etmek. Aracılık etmek.

Butt in : Maydanoz olmak. (konuşmada) araya girmek. Sözü kesmek. Lafı kesmek. Müdahale etmek. Burnunu sokmak. Karışmak (birisine). Kaş yapayım derken göz çıkarmak. Bir konuşmayı ya da eylemi bölmek.

Check off : Bozmak. Puante etmek. Yanına işaret koymak (listedeki bir maddenin). Tik koymak. Kontrol işareti koymak. İşaret koymak.

Punctuate synonyms : re emphasize, point up, re emphasise, topicalize, press home, ram home, note, accenting, keynotes, play down, stipples, accent, quote, stop, come between, background, punctuated, vowelize, broke in, point, bring out, evince, chip in, give points to, stress, interrupt, go between, underline, vowelizes, highlight, correspond to, downplay, set off.

Punctuate zıt anlamlı kelimeler, Punctuate kelime anlamı

Take away : Kaldırmak. Çalmak. Paket yaptırıp götürmek. Alıp götürmek. Çekmek (desteği). Elinden almak (bir hakkı). Götürmek. Dışarıya çıkarmak. Uzaklaştırmak. Almak.

Play up : Daha sesli çalmak. Yaramazlık etmek. Vurgulamak. Oyun oynamak. Belirtmek. Sorun çıkarmak. Üzerinde durmak. Elinden gelenin en iyisini oynamak (spor terimi). Abartmak. Daha yüksek sesle çalmak.

Foreground : Ön plana almak. Görünçlüğün önündeki bölüm; öne düşen yerler. dip karşıtı. bazı ikinci, üçüncü sınıf sinemalarda görüntülüğe en yakın sıralar. Ön plan. Ön. Önalan. Önplan. Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. En öndeki görüntü.

Punctuate ingilizce tanımı, definition of Punctuate

Punctuate kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To separate into sentences, clauses, etc., by points or stops which mark the proper pauses in expressing the meaning. To mark with points.