Range türkçesi Range nedir

  • Dolaşmak.
  • Sıralı olmak.
  • Sıra (dağ veya tepe).
  • Gidim.
  • Aralık (yaş vb).
  • Bir merminin ya da öğeciksel parçacığın bir özdek içinde ulaşabildiği uzaklak.
  • Sıralanmak.
  • Sürtmek.
  • Mesafe (görüş veya atış).
  • Sıralamak.
  • Yayılma alanı.
  • Gezmek.
  • Yayılma genişliği.
  • Doğrultmak.
  • Bir dağılımın yayılmasını ölçmek üzere başvurulan ve dizideki gözlemlerin uç değerleri ya da en yüksek gözlemle en düşük gözlem arasındaki ayrıma eşit olan değer.
  • Çeşitlilik.
  • Turlamak.
  • Tüketicinin bir malı satın almak için gitmeyi göze alabileceği en uzak mesafe, bir başka deyişle malların tüketiciye ekonomik olarak taşınabileceği en uzak mesafe.
  • Boyunca gitmek.
  • Nişan almak.
  • Uzanmak.
  • Diziyi oluşturan verilerin en büyük ve en küçük ölçümle elde edilmiş değerler arasındaki fark.
  • Atılan bir nesnenin, bir yere çarpınca ya da devinim erkesi sürtünme katsayıları yüzünden tükeninceye dek gidebildiği uzaklık.
  • Yemek pişirmekte kullanılan ocak.
  • Erişmek.
  • Katılmak.
  • Uzanım.
  • Seri (ürün vb).
  • Erişme uzaklığı.
  • Erimi olmak.
  • Ulaşı.
  • Sıra halinde olmak.
  • Dizmek.
  • Biyoloji, eğitim, fizik, kimya, iktisat, veterinerlik alanlarında kullanılır.
  • Tarafına çevirmek.
  • Canlıda, yüksek enerjili bir parçacığı durdurmak için gerekli madde kalınlığı.
  • Akıp gitmek.
  • Bir küme öğrencinin bir testte elde ettiği en yüksek ve en düşük puanlar arasındaki ayrım.
  • Mutfak ocağı.
  • Silsile.
  • Bir aracın, dolu depo ile, yeniden yakıt almadan gidebileceği uzaklık.
  • Bölgede yaşamak.
  • Dağılım genişliği.
  • Menzil.
 

Range ile ilgili cümleler

English: Our store sells a wide range of fashionable clothes.
Turkish: Mağazamız, geniş bir skalada modaya uygun elbise satmaktadır.

English: Prices range from one to five dollars.
Turkish: Fiyatlar bir dolarla beş dolar arasında değişir.

English: A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
Turkish: Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

English: Ali has a wide range of interests.
Turkish: Ali bir çok şeyle ilgileniyor.

English: Determine the range of values of the constant k to which the quadratic inequality x² + kx - 3k > 0 holds for any real value of x.
Turkish: x bir reel sayı olmak üzere, x² + kx - 3k > 0 eşitsizliğinde k sabitinin alabileceği değer aralığını bulunuz.

Range ingilizcede ne demek, Range nerede nasıl kullanılır?

Range camera : Erim kamerası. Derinlik ölçen kamera.

Range check : Aralık kontrolü. Erim denetimi.

Range copy : Aralık kopyalama.

Range estimation : Mesafe tahmini. Mesafe talimini.

Range far : Geniş kapsamlı olmak.

Range measurement : Uzaklık ölçümü. Erim ölçümü.

Range finder : Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Mesafe kestirici. Telemetre. Hedef mesafesini ölçen cihaz. Bir konunun alıcı merceğine uzaklığını bulmakta kullanılan aygıt. Menzil bulucu. Erim bulucu. Uzaklıkölçer.

 

Range of audibility : İnsan kulağının algılıyabileceği ve değerlendirebileceği ses dalgaları yineleniminin 30 hz'den başlayıp 20.000 hz'de biten sınırları. İşitilebilirlik sınırı. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Range indicator : Mesafe kartı.

Range of a function : İşlevin değer kümesi.

İngilizce Range Türkçe anlamı, Range eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Range ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Collocates : Yan yana koymak. Yan yana yerleştirmek. Dizimlemek. Birlikte bulunmak. Düzenlemek. Sıraya koymak. Yanyana koymak.

Dimension : Hacim. Çap. Ölçülerini koymak. Birbiriyle açık ya da örtük ilişkisi olan çeşitli tutum ve davranış görünüşlerine bir içbütünlük kazandıran temel öğe ya da bir ölçme aracının ölçtüğü konu. Boyutlarını ayarlamak. Ebat. Oylum. Bilgisayar, bilişim alanlarında kullanılır. Bir dizgiyi oluşturan öğe sayısı.

Run along : (bir yerden dışarı) çıkmak veya gitmek. (bir yeri) terketmek. Geçinmek. Gitmek.

Elapses : Vaktin geçmesi. Geçmek (zaman). (zaman) geçmek. Zaman geçmek. Geçmek. Geçen zaman. Akmak. Koymak. Zamanın geçmesi.

Jaunts : Gezmeye gitmek. Gezinti.

Gads : Sivri uçlu demir. Üvendire. Avare dolaşmak. Sivri demir. Eğlence peşinde koşmak. Serserilik yapmak.

Series : Seri. Zincir. Konu, tutum, deyiş yönünden birbirine bağlı olan; aynı oyuncular, aynı çevirim takımıyla gerçekleştirilen filmler. tv. birbirinin devamı olan, aynı takım ve genellikle aynı oyuncular tarafından gerçekleştirilen televizyon izlenceleri. konusu kendi içinde bir izlence dolduracak biçimde parçalara ayrılmış, her biri öbürünün devamı olarak belirli aralıklarla yayınlanan televizyon izlencesi. Dizi film. Türküm. Dizi. Seriler. Sıra. Sinema, televizyon, jeoloji alanlarında kullanılır. Genel olarak aynı kişi ya da kuruluşça yayımlanan, ortak bir konuyu değişik açılardan ya da değişik bölümleriyle inceleyen yapıtların oluşturduğu bütün.

Palette : Palet. Boya bıçağı. Palet (boya). Ressam paleti. Bir ressama özgü renkler. Palet (boya için).

Diversification : Çeşitleme. Çeşitlenme. Diversifikasyon. Yatırımcının portföy oluştururken riskini en aza indirmek amacıyla fonlarını çeşitli alanlarda etkinlik gösteren firmaların çıkarttığı taşınır değerler arasında dağıtması. bk. üretimin çeşitlendirilmesi. Çeşitlendirme. Farklılaştırma. Çeşitli hisse senedi ve tahvillere yatırım yapma. Değişiklik.

Sweep : Çıkrık. Hepsini almak. Baca temizleyicisi. Temizleme. Sürüklemek. Tarayıcı. Ocakçı. Süpürme. Hepsini alma. Hızla ve gururla ilerlemek.

Range synonyms : array, internationality, approximate range, alm, circuiting, bat, knock about, attain, stand in line, compiled, arrange in a row, jaunted, collates, adhering, halting place, ran off, lain, chain, dispose, expanse, assortment, diversifications, jutted, draw a bead on someone, presents, ballpark, distinctness, browse around, arrange, fleeing, adheres, diversify, adhere.

Range zıt anlamlı kelimeler, Range kelime anlamı

Stay in place : Yerinde kalmak.

Disarrange : Bozmak. Karıştırmak. Dağınıklık. Düzeni bozmak. Düzenini bozmak. Dağıtmak.

Range ingilizce tanımı, definition of Range

Range kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : As, a range of buildings. To set in a row, or in rows. To rove at large. To roam. As, to range soldiers in line. To dispose in the proper order. To place in a regular line or lines, or in ranks. A rank. A row. A series of things in a line. A range of mountains. To rank. To wander without restraint or direction.