Row türkçesi Row nedir

  • Kapışma.
  • Sandalla gezdirmek.
  • Bilgisayar, fizik, kimya, sinema, televizyon alanlarında kullanılır.
  • Oturma yeri dizisi.
  • Gürültülü bir şekilde kavga etmek.
  • Patırtı.
  • Kürek çekmek.
  • Bir salonda yan yana dizilen koltuklardan oluşan dizi.
  • Şamata.
  • Kayıkla taşımak.
  • Dizi.
  • Bir dizeyi oluşturan yatay öğe dizilerinden her biri.
  • Ağız kavgası.
  • Münakaşa etmek.
  • Bir çizelgede gözlemlerin yataylığına dizilmesinden oluşmuş dizilerden her biri.
  • Kürekle donatmak.
  • Sözlü olarak kavga etmek.
  • Yansıra.
  • Sıra.
  • Sandal gezisi.
  • Kavgaya karışmak.
  • Gürültü yapmak.
  • Kürek çekme.
  • Kürekle yürütmek.
  • Atışma.
  • Gürültü.
  • Kıyameti koparmak.

Row ile ilgili cümleler

English: Ali has been on death row for three years.
Turkish: Ali idam edileli üç yıl oldu.

English: I prefer to sit in the front row near the window next to Tom.
Turkish: Pencerenin yanında olan ön sırada Tom'un yanına oturmayı tercih ediyorum

English: Ali asked Mary to see about getting front row seats at the Lady Gaga concert.
Turkish: Ali Mary'den Lady Gaga konserinde ön sıra koltuklardan almanın bir yolunu bulmasını istedi.

English: His beating four competitors in a row won our high school team the championship.
Turkish: Onun üst üste dört rakibini yenmesi lise takımımıza şampiyonluk kazandırdı.

 

English: Ali lives in a row house.
Turkish: Ali teraslı evde yaşıyor.

Row ingilizcede ne demek, Row nerede nasıl kullanılır?

Row against the tide : Güçlüklere karşı çabalamak. Akıntıya karşı kürek çekmek.

Row align : Satır hizalama.

Row and column headings : Satır ve sütun başlıkları.

Row at net making : Ağ yapımında bir düğüm sırası. Ağ yapımında tur.

Row boat : Kürekle hareket ettirilen kısa boylu genişçe küçük tekne. Sandal.

Row differences : Satır farklılıkları.

Row input cell : Satır giriş hücresi. Satır girdi hücresi.

Row height : Satır genişliği. Satır yüksekliği. Satır yükseklik. Satır yüksekliğini.

Row column : Satır sütun.

Row houses : Sıraevler. Küçük bir alanda yoğun yerleşmeye olanak veren, birbirine benzeyen ya da aynı tasarlara uyularak yapılmış, yapıtasarcılık özellikleri hemen hemen aynı olan, aynı yan duvarı paylaşan, birbiri ardına dizilmiş konutlardan oluşan dizi.

İngilizce Row Türkçe anlamı, Row eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Row ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Disorders : Düzensizlik. Karışıklık. Keşmekeş. Kargaşa.

Hells : Felaket. Berbat. Çok. Aşırı. Şaka. Gırgır. Kumarhane. Cehennem. Casino.

Clamoring : Çığlık. Yaygara. Haykırmak. Feryat etmek. Feryat. Gürültü etmek. Haykırma. Bağırıp çağırmak. Yaygara koparmak.

Disputing : Reddetmek. Çekişmek. Karşı koymak. Tartışmak. Mücadele. Tartışma. Şüphe etmek. İtiraz etmek.

Bank : Para ve para gibi geçerli olan tecimsel belgitler üzerinde işlem yapan tecim kuruluşu. yatırım kabul eden, kendi güvenirliğini karşıtının güvenirliği yerine koyarak onlara satın alma gücü sağlayan, para kullanılmadan da işlerin yürütülmesini kolaylaştıran anamal, para saygınlık ve ürem üzerine her türlü işlemi düzenleyen ve yürüten, gerçek ve tüzel kişilerin ve devletin bu alandaki gereksemelerini yerine getirici uğraşlarda bulunan ve bunları yapmağa yasalarla yetkilendirilen akçalı ve tecimsel kuruluş. Banko. Basamak. Yığmak. Küme. Set çekmek. Set. Kara sahanlıklarında görülen, alanları ve biçimleriyle ayrımlı, derinlikleri genellikle 5-20 m. arasında değişen, balık bakımından zengin sığlıklara verilen ad. Kıyı. Uçağın bir yana yatması.

 

Batch : Kuru gereç karışımı. Yaprak. Bir fırın ekmek. Sarmak. Boş film yapımında, aynı işlemden geçerek bir kezde gerçekleştirilmiş duyarkatlı yüzey. (aynı yapraktan çıkan boş filmler aynı duyarkat sayısıyla belirlenir). Harman. Grup. Parça. Bir defada alınan miktar.

Engage with : Sıkı bağlar kurmak. Yakından ilgilenmeye başlamak. Savaşa katılmak. Yakın ilişki kurmak.

Benches : Kürsü. Hakim kürsüsü. Tezgah. Bank. Yargıçlık. Baro.

Quarrel : Atışmak. Uyuşmazlık. Kavga etmek. Bozuşma. Tartışmak. Kavga. Bozuşmak. Kavgalı olmak. Kavga nedeni.

Clamouring : Yaygara koparmak. Çığlık. Velvele. Yaygara. Gürültü etmek. Feryat etmek. Bağırıp çağırmak. Feryat. Haykırmak.

Row synonyms : array, argufy, paddle, rowed, disorder, duet, make a big stink, square, clamours, discuss, altercation, make a noise, bickered, raise a stink, dustup, quarrels, gamut, clamour, charivari, slanging match, affraying, raise cain, rowings, stroke, clash, conviviality, hilarity, kick up a shine, affray, bang, debate, dinned, alignments.

Row ingilizce tanımı, definition of Row

Row kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : A row of houses or columns. The act of rowing. Angry. Rough. A file. As, to row well. A line. A rank. As, to row a boat. A series of persons or things arranged in a continued line. To use the oar. Stern. To propel with oars, as a boat or vessel, along the surface of water. Excursion in a rowboat. A brawl. As, a row of trees. A noisy, turbulent quarrel or disturbance.