Çekişmek nedir, Çekişmek ne demek
- İki yönünden karşılıklı çekmek

- Üstün gelmek için karşılıklı çabalamak.
- Bir şeyi birbirine karşı çekmek.
- Aralarında ad, niyet, kâğıt veya piyango çekmek.
- Ağız kavgası etmek.
"Çekişmek" ile ilgili cümleler
- "Kura çekiştiler."
- "Halat çekişmek."
- "Seninle çekişmek lazım, büyük hareketlerin manasını anlamıyorsun." - P. Safa
- "Takımımız birincilik için çekişiyor."
- "Bıçak çekişmek."
Yerel Türkçe anlamı:
Lâdes tutuşmak: -Gel seninle çekişelim A... -Buldun çekişecek adamı, ben dalgının biriyim.
Sitem etmek
Masrafı paylaşmak: Dünkü şahrenin masrafını çekiştik.
Kızmak, bağırmak, darılmak
Sözle sataşmak
Diğer sözlük anlamları:
Münakaşa etmek, tartışmak
Çekişmek tanımı, anlamı:
Çekişe çekişe pazarlık etmek : Bir malı ucuz almak için titizce pazarlık etmek.
Çekişme : Çekişmek işi.
Çekiş : Ağız kavgası. Çekme işi. Bir motorun çekme gücü.
Can çekişmek : Ölmek üzere bulunmak. sona ermek, tükenmek, bitmek.
Can çekişmektense ölmek yeğdir : "bir işte çeşitli sıkıntı ve üzüntülerle karşılaşıp olağanüstü gayret harcamaktansa o işten vazgeçmek daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.
Karşılık : Bir dildeki bir sözü başka bir dilde aynı anlamda karşılayan söz. Bir iş için ayrılmış para, ödenek, tahsisat. Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele. Bir şey alınırken karşı tarafa verilen başka şey, bedel. Cevap, yanıt.
Çekmek : Boya, badana vb. sürmek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Daralıp kısalmak. Öğütmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Atmak, vurmak. Yürütmek, sürmek. Herhangi bir anlama almak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Tartıda ağırlığı olmak. Hoşa gitmek, sarmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. İmbik yardımı ile elde etmek. Aynısını yazmak veya çizmek. Herhangi bir engel kurmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Çizgi durumunda uzatmak. Kaçan ilmeği örmek. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Asmak. İçki içmek. Yollamak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. Örtmek, giymek. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Germek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak. Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek. Taşıma gücü olmak. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. İçine almak, emmek. Döşemek. Yol, ay sürmek.
Niyet : Fal gibi kullanılmak amacıyla içine mâni yazılıp katlanmış veya şekerlere sarılmış kâğıt parçası. Namaz kılmaya, oruç tutmaya ve abdest almaya karar verip başlama. Bir şeyi yapmayı önceden isteyip düşünme, maksat.
Piyango : Düzenleyenlerce bastırılmış numaralı kâğıtları satın alanlar içinden, kazananların kura ile belirlendiği talih oyunu. Beklenmedik olay veya durum.
Kavga : Herhangi bir amaca erişmek, bir şeyi elde etmek veya bir şeye karşı koyabilmek için harcanan çaba, verilen mücadele. Düşmanca davranış ve sözlerle ortaya çıkan çekişme veya dövüş, münazaa. Savaş.
Üstün : Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik. Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha.
Gelme : Gelmiş olan. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Gelmek işi. Yetişme.
İki : Birden bir artık. Birden sonra gelen sayının adı. Bu sayıyı gösteren 2 ve II rakamlarının adı.
Karşılıklı : Birbiriyle ilgili olarak. İki kişi veya iki topluluğun arasında geçen ve karşılaşılan harekete eş değer bir hareketle beliren, mütekabil. Birbirlerine karşı bir biçimde. Birbirine karşı bulunan.
Bir : Tek. Ancak, yalnız. Aynı, benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sayıların ilki. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bir kez. Bu sayı kadar olan. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Beraber.
Karşı : Ön, kat, huzur. İçin, hakkında. Yüzünü bir şeye doğru çevirerek. Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı. Karşıt, zıt, muhalif. -e doğru. Karşılık olarak, mukabil. Bulunan yere göre önde, ileride olan. Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi.
Ağız : Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Üslup, ifade biçimi. Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Çıkış yeri. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Uç, kenar. Kesici aletlerin keskin tarafı.
Etmek : Kötülükte bulunmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Demek, söylemek. Bir işi yapmak. Herhangi bir değerde olmak. Bulmak, erişmek. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Eşit değer kazanmak.
Gelmek : Düşmek, rast gelmek. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Ortaya çıkmak, doğmak. Çıkmak, yönelmek. Ulaşmak, varmak. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Mal olmak. Herhangi bir sırada bulunmak. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Belli bir süre dolmak. Katılmak, eklenmek. Türemek. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Kadar olmak. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Uygun düşmek. İzlemek, takip etmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Akmak. Dayanmak, tahammül etmek. Belli bir zamana ulaşmak. Sonuç çıkmak. Oturmaya, ziyarete gitmek. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Başlamak, ortaya çıkmak. İsabet etmek. Getirmek. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Kazanılmak, sağlanılmak. Uymak. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Olmak, -e uğramak. Görünmek, sanılmak. Biriyle birlikte gitmek.
İçin : Oranla, göz önünde tutulursa. Karşılığında, karşılık olarak. Düşüncesince, kendince, göre. Özgü, ayrılmış. Amacıyla, maksadıyla. Süre belirten bir söz. Uğruna, yoluna. Hakkında. Ant deyimleri yapan bir söz. Neden ve sonuç belirten bir söz. -den dolayı, -den ötürü.
Çabalamak : Güç bir durumdan kurtulmaya uğraşmak. Bir işi başarmak için uğraşmak, gayret etmek.
Çekişmekli : Kavgalı
Diğer dillerde Çekişmek anlamı nedir?
İngilizce'de Çekişmek ne demek? : v. quarrel, bicker, contend, chaffer, compete, conflict, contest, debate, dispute, higgle, rival, strive with
Fransızca'da Çekişmek : se disputer; se tirer, se quereller; se tirailler, se chamailler
Almanca'da Çekişmek : v. hadern, krachen, wetteifern
Rusça'da Çekişmek : v. тягаться, вздорить, пререкаться, повздорить

Bu kısımda Çekişmek nedir? Çekişmek ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Çekişmek tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Çekişmek hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.