Sabuk nedir, Sabuk ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Tuzu az yemek.

Altı ince, hafif ve yumuşak çizme.

Kalıp.

Sabuk ile ilgili Cümleler

    Sabu ile ilgili Cümleler

    • “İyisi mi bir yazar, hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı.”
    • Sabun, lütfen.
    • Biz sabunla yunarız.
    • Ali dün üç kalıp sabun aldı.
    • Ellerinizi sabunla yıkayın.
    • sabuanca mı geliştirmek istiyorum. (bir lisan)
    • Sabun kiri çıkarmaya yardımcı olur.
    • Biz sabunla yuruz.
    • Sabun yok.
    • Sabunu düşürme.
    • “Elleri, tırnakları, yüzü günlerdir su sabun görmemişti sanki.”
    • Sabun kiri temizleyebilir.
    • Biz sabun ile yıkanırız.
    • Sabun gözlerimi acıttı.
    • Sabun kiri çıkarmaya yardım eder.
  • Kızgın olmamam lazım ki abuk sabuk işler yapmayayım.
  • Kainatın bekçisi, evrenin yüce efendisi, abuk sabuk ritüeller, birbirinin götünü yalamalar, birbirini pohpohlamalar rotary, lions külüpleriniz falan, mesela zenginliğin hep sizin olması falan bunlar hoş şeyler değil mi?
  • Son kitabı abuk sabuk yorumlamayı kesin.
  • Ben abuk sabuk ölümlere iş kazaları sonucunda ölümlere öfkeleniyorum.
  • Beni abuk sabuk numaralarınla hâlâ her yerde bekletiyorsun.
  • Abuk sabuk davranışlarıma bir son vereceğim.

Sabuk ile ilgili Atasözü veya Deyim

abuk sabuk konuşmak : ne söylediğini bilmeden, düşüncesiz, tutarsız konuşmak.

Sabuk tanımı, anlamı

Sabu : Aklı ermeyen küçük çocuk

 

Dizgeli sabuklama : Gerçeğe uygun olmamakla birlikte kendi aralarında mantıklı bağlar kurulmuş olan düşünü ve inançlar dizgesi.

Düşünme işitimi sabuklaması : Kişinin düşüncelerinin kendisi ya da başkalarınca işitildiği kanısına dayanan bir sabuklama.

Etkileme sabuklaması : Gerçeklere aykırı olarak kişinin başkalarının kendi üzerinde uygunsuz etkiler yapmakta olduğu yolundaki inancı.

Küçüklük sabuklaması : Çocuğun, gerçek ana babasının içinde bulunduğu durumu benimsemeyerek, yüksek ve seçkin bir ana babanın çocuğu olduğunu sabuklaması.

Sabuklama : Sabuklamak işi. Kimi hastalıklarda görülen, abuk sabuk söyleme, anlamsız davranışlarda bulunma gibi belirtiler gösteren ruh bozukluğu durumu.

Sabuklamak : Abuk sabuk, saçma sapan söz söylemek.

Sabuklanmak : Dinlenmek.

Titreşik sabuklama : Güçlü kaygı, sanrı ve kuruntularla kendini gösteren, içkinin etkisiyle ortaya çıkan şiddetli bir sabuklama.

Üzgü sabuklaması : Bilinçdışı suçluluk ve günahkârlık duyguları nedeniyle çevresindeki insanların kendine kötülük ve zarar verecek tertipler ve davranışlar içinde bulundukları inancı.

Yok olma sabuklaması : Süregelen varlık ve toplum düzeninin yıkılıp yok olduğu kanısına saplanmak.

Abuk sabuk : Akla, mantığa uymayan, düşünülmeden söylenen (söz), saçma sapan, abuk subuk, abidik gubidik. Akla, mantığa uymayan, saçma sapan bir biçimde, abuk subuk, abidik gubidik.

Abuk sabukluk : Saçmalık.

Sabuklanma : Bazı hastalıklarda görülen abuk sabuk konuşma, anlamsız davranışlarda bulunma vb. belirtiler gösteren ruh bozukluğu, hezeyan.

Yumuşak : Dokunulduğunda veya üzerine basıldığında çukurlaşan, eski biçimini kaybeden, katı karşıtı. Kolay çiğnenen, kolay kesilen. Kaba, hırçın, sert olmayan, kolay yola gelen, uysal. Ilıman (iklim), sert karşıtı. Dokunulduğunda hoş bir duygu uyandıran. Okşayıcı, tatlı, hoş. Ciğerlerden gelen havanın ses yolundaki sivrilmiş ve gerilmiş kapalı bir engele çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimli, sürekli, ötümlü, tonlu, sedalı. Kolaylıkla işlenebilen. Sessiz, hafif. Kolaylıkla bükülen, buruşmayan, sert karşıtı.

 

Yemek : Yemek yeme, karın doyurma işi. Kandırmak. Isırmak. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Birine alacağını vermemek, ödememek. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Yasal yoldan cezalandırılmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Başkasının parasını harcamak. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Sürekli üzmek, tedirgin etmek.

Yumuş : İş, hizmet buyruğu: Bu çocuk hiç yumuş tutmuyor, ne yapacağız?. Toplantı, topluluk. İş, hizmet buyruğu. Vazife, hizmet, buyrulan iş, söz. Görev, vazife (Çayağzı). Ödünç alınan şey. İş, hizmet, ödev, vazife. İş, güç, çalışma.

Hafif : Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Gücü az olan, belli belirsiz. Güç ya da yorucu olmayan, kolay. Etkisi az olan, sert karşıtı. Önemli olmayan. Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Kalınlığı veya yoğunluğu az olan.

Kalıp : Bir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç. Gösterişli görünüş. Biçim, durum. Biçki modeli, patron. Yenilikten uzak, özgün olmayan. Genellikle küp biçiminde yapılan.

Çizme : Çizmek işi. Koncu diz kapaklarına kadar çıkan bir ayakkabı türü.

Diğer dillerde Sabore dekstroz agar anlamı nedir?

İngilizce'de Sabore dekstroz agar ne demek ? : sabouraud dextrose agar