Sahi nedir, Sahi ne demek

Sahi; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de zarf olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Sahi" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Sahi dedikleri kadar güzelmiş! Siz onu görmediniz mi sahi!"

Sahi anlamı, tanımı:

Sahibe : Herhangi bir şey üzerinde mülkiyeti olan kadın.

Sahici : Sahte olmayan, gerçek, yapma karşıtı.

Sahiden : Gerçek olarak, gerçekten.

Sahife : Sayfa.

Sahih : Gerçek, doğru, sağın, hakiki.

Sahihlik : Gerçeklik.

Sahil : Karanın deniz, göl, ırmak boyunca uzanan bölümü, kıyı, yaka, yalı.

Sahil boyu : Deniz kıyısı.

Sahil çizgisi : Kıyısal bölgede denizin sakin olduğu devrede suyun kara ile birleştiği hat.

Sahil devriyesi : Kıyılarda karakol görevi yapan küçük savaş gemisi.

Sahil kordonu : Kıyı dili.

Sahil koruma : Genellikle kaçakçılarla mücadele, can kurtarma vb. işlerle görevlendirilen askerî kuruluş.

Sahil şeridi : Deniz kıyısı boyunca uzanan düzenli alan.

Sahil seyri : Kıyı seyri.

Sahildar : Kıyıdaş.

Sahile bindirmek : Gemiyi içindeki yükü oluşan tehlikeden kurtarabilmek amacıyla bilerek karaya oturtmak.

Sahile vurmak : Bir nesne dalga veya akıntının etkisiyle kıyıya gelmek, kıyıda bulunmak.

Sahileşme : Sahileşmek işi.

Sahileşmek : Gerçek bir durum almak, gerçekleşmek.

 

Sahileştirme : Sahileştirmek işi.

Sahileştirmek : Gerçek bir durum almasını sağlamak, gerçekleştirmek.

Sahip : Herhangi bir niteliği olan kimse, ehil. Herhangi bir şey üstünde mülkiyeti olan, onu yasaya uygun bir biçimde dilediği gibi kullanabilen kimse, iye, malik. Bir iş yapmış, üstlenmiş veya bir eser ortaya koymuş kimse. Koruyan, arka çıkan, gözeten kimse.

Sahip çıkmak : Kendinin olduğunu ileri sürmek. korumak, koruyucu olmak, ilgilenip gözetmek.

Sahip kılmak : Sahip olmasını sağlamak.

Sahip olmak : Mülkiyetinde olmak, elinde bulundurmak.

Sahipkıran : Güçlü ve üstün hükümdar.

Sahiplik : Sahip olma durumu. Kendisinin olan bir şeyi yasa çerçevesi içinde dilediği gibi kullanabilme hakkını taşıma durumu, iyelik, mülkiyet.

Sahipsiz : Koruyucusu, gözeteni bulunmayan. Kimsenin malı olmayan, iyesiz.

Sahipsizlik : Sahipsiz olma durumu.

Ahmak misafir ev sahibini ağırlar : "başkalarının görev ve yetkilerine karışmak ahmaklıktır" anlamında kullanılan bir söz.

Anamal sahibi : Anamalcı.

At at oluncaya kadar sahibi mat olur : "bir çocuğu, bir işçiyi yetiştiren her bakımdan çok yorulur, yıpranır" anlamında kullanılan bir söz.

Çoluk çocuk sahibi olmak : Evlenip eşi ve çocukları olmak.

Dert sahibi : Hasta. Üzüntüsü, sorunu olan.

 

Döl döş sahibi olmak : Çocuk ve torunları bulunmak.

Eşeği sahibinin dediği yere bağla da varsın kurt yesin : "sana emanet edilen bir işi sahibinin isteğine uygun olarak yap, kötü bir sonuç ortaya çıkarsa sen sorumlu olmazsın" anlamında kullanılan bir söz.

Eşek çamura çökerse sahibinden gayretlisi olmaz : "bir kimsenin işi bozulduğunda, durumunu düzeltmek için en büyük çabayı kendisinin göstermesi gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Ev sahibi : Evi veya konutu yasalara göre tasarrufu altında bulunduran, evin sahibi olan kimse. Konuk ağırlayan kimse, kurum, şehir vb. Kiradaki evin sahibi olan kimse veya kurum.

Ev sahipliği : Konukları ağırlama durumu. Ev sahibi olma durumu.

Ev sahipliği yapmak : Konukları güler yüzlü davranıp iyi ağırlamak. herhangi bir toplantının veya etkinliğin düzenlenmesi için gerekli hazırlıkları üstlenerek gerçekleştirmek.

Görüş sahibi : Görüş veya düşünce ileri süren (kimse).

Han hamam sahibi : Malı mülkü çok, varlıklı kimse (olmak).

Hayır sahibi : Hayırsever kimse.

İman sahibi : İnanmış, iman etmiş (kimse).

İmza sahibi : Gazete, dergi vb. yayımlarda, adını kullanarak yazı yazan kimse. Bir yere imza atan kimse. Bazı sanat ve meslek kollarında sağlam bir yeri olan, değerini her zaman kabul ettirmiş kimse.

İş güç sahibi : Bir işi, bir görevi olan (kimse).

İtidal sahibi : Ölçülü, ılımlı (kimse). Soğukkanlı.

Kalem sahibi : Yazı yazma konusunda gücünü kanıtlamış olan kimse.

Kem söz kalp akçe sahibinindir : "kötü söz söyleyenindir" anlamında kullanılan bir söz.

Keramet sahibi : Keramet gösterebilen (kimse).

Kerem sahibi : İyi huylu, cömert (kimse).

Köpek sahibini ısırmaz : "kişi ne kadar aşağılık olursa olsun, kendini benimseyip koruyana kötülük etmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kötü komşu insanı hacet sahibi eder : "kötü komşu kendisinden emanet olarak istenen şeyi vermez, emanet isteyen de gidip o şeyden satın alır" anlamında kullanılan bir söz.

Liyakat sahibi : Başarılı, erdemli, yetenekli (kimse).

Mal sahibi : Bir malı kendi mülkiyeti altında bulunduran kimse.

Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi : Malı mülkü yüzünden kendini üzüntüye kaptırmamak veya malı mülkü ile övünmemek gerektiğini anlatan bir söz.

Malumat sahibi : Bilgili.

Nesebi sahih : Kanuna uygun bir evlenme sonunda doğan (çocuk).

Sancak sahibi : Donanma, filo ve üs komutanları gibi gemilerine fors çekme hakkı olan askerî personel.

Servet sahibi : Malı mülkü çok olan, varlıklı, zengin.

Şöhret sahibi : Ün kazanmış (kimse).

Söz sahibi : Bir konuda bilgisi veya yetkisi olan (kimse).

Söz sahibi olmak : Bir konuda konuşma yetkisi olmak.

Sözüne sahip : Söylediğini yerine getiren, sözünü tutan.

Torun tosun sahibi olmak : Yaşlı olmak. torunu olmak.

Vizyon sahibi : Geniş görüşlü, ileri görüşlü, ufku geniş (kimse).

Yavuz hırsız ev sahibini bastırır : Biri, suçunu zarar verdiği kimseye yüklediğinde söylenen bir söz.

Gerçek : Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan. Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat. Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici. Yapay olmayan. Doğruluk. Temel, başlıca, asıl. Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, özbeöz, hakiki, reel. Yalan olmayan. Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan. Gerçeklik.

Gerçekten : Gerçek olarak, cidden, hakikaten, sahi, sahiden, filhakika, filvaki.

Sahicilik : Sahici olma durumu. İlgili cümle: "“Ağır, yavaş bir ölümdü anneminki... Her anı sahiciliğini hissettirdi.”" E. Atasü.

Sahil çamı : Çamgiller (Pinaceae) familyasından, her dem yaşil, iğne yapraklı, 40 m kadar boylanabilen, sahillerde yetişen, asıl vatanı Güneybatı Avrupa olan, ülkemizde de kültürü yapılan ağaç türü.

Sahilceylan : Muğla ili, Kemer bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Sahilkent : Antalya şehrinde, Finike belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Samsun ilinde, Bafra belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Sahilköy : İstanbul ili, Yeşilvadi bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Malatya ilinde, Akçadağ belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Malatya ilinde, Tepehan bucağına bağlı bir bölge. Ordu ili, Ünye ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Rize ili, Pazar belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Samsun şehrinde, Ayvacık belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Samsun kenti, Çarşamba belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Tokat kenti, Almus belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Sahiplendirme : Sahiplendirmek işi.

Sahiplendirmek : Sahiplenme işini yaptırmak.

Sahiplenebilme : Sahiplenebilmek işi.

Sahiplenebilmek : Sahiplenme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Sahiplenme : Sahiplenmek işi.

Sahi ile ilgili Cümleler

  • Bu sahip olduğum tek şey.
  • Sahibi öldüğü zaman araba kime aittir?
  • Europa ve Enceladus'un, yüzeylerinin altında sıvı sudan oluşan bir okyanusa sahip oldukları düşünülmektedir.
  • Sahibinin uzun süredir aradığı kayıp kediyi buldum.
  • Sen şişman değilsin. Sen kıvrımlı hatlara sahipsin.
  • Sahi mi?
  • Sahi mi? Benim hobim çizgi roman okumaktır.
  • Sahibini tanıyorum.
  • Ali ve Mary üç hafta önce bir çocuk sahibi oldu.
  • Sahi Olof Palme neden öldürüldü?
  • Ali sahil güvenlikle iletişime geçemedi.
  • Sahibi tarafından kötü muameleye maruz kalan köpeği insan görünce yüreği burkuluyor.
  • Jüpiter'in uydularından biri olan İo, üzerinde aktif volkanlara sahiptir.
  • O, Fransa'nın modern tarihi hakkında bilgi sahibidir.

Diğer dillerde Sahi anlamı nedir?

İngilizce'de Sahi ne demek? : [Sahi] adj. true

adv. actually

n. shah, king, check

Fransızca'da Sahi : vrai/e, réel, véritable

Almanca'da Sahi : wirklich

Rusça'da Sahi : adj. верный, великодушный