Saka nedir, Saka ne demek

Saka; hayvan bilimi, tıp alanlarında kullanılan bir terimdir. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

Yerel Türkçe anlamı:

Aşık oyununda elde kullanılan büyük aşık.

Erkek arı.

Balık ağı.

Kadınların boyunlarına taktıkları süs altını.

İki kulplu su testisi.

Ceket

İri aşık.

Sakağı da denilen, atlarda olan mankafa hastalığı.

Ekilmeyen yerler.

Biyoloji'deki anlamı:

Kuşlar (Aves) sınıfının, ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, ispinozgiller (Fringillidae) familyasından, 13 cm kadar uzunlukta, sırtı kahverengi, karnı ve kuyruğu beyaz, yüzü kırmızı, kanatları kara olan, Avrupa, Kuzey Afrika ve Sibirya'da ağaçlar üzerinde yaşayan bir tür.

Saka isminin anlamı, Saka ne demek:

Erkek ismi olarak; Evlere çeşmeden su taşıyan kimse. Serçegillerden, başında ve boynunda kırmızı, sarı tüyler bulunan, güzel öttüğü için kafeste beslenen küçük bir kuş.

Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:

[Bakınız: Kova]

İngilizce'de Saka ne demek? Saka ingilizcesi nedir?:

goldfinch

Saka anlamı, tanımı:

Saka beygiri gibi : Bir iş uğruna birçok yere uğrayarak dolaşan (kimse). yalnız vakit geçirmek için amaçsız dolaşan (kimse).

 

Saka kuşu : Serçegillerden, başında ve boynunda kırmızı, sarı tüyler bulunan, güzel öttüğü için kafeste beslenen küçük bir kuş, kutan, saka, ökse kuşu (Carduelis cardelis).

Sakaf : Çatı, dam.

Sakağı : Özellikle atlarda görülen ve insanlara da bulaşan ölümcül bir hayvan hastalığı, ruam.

Sakak : Çene altı.

Sakal : Bazı hayvanlarda çene altında bulunan kılların tümü. Yetişkin erkeklerde yanak ve alt çenede çıkan kılların tümü. Gemi karinasında oluşan yosun, yapışan midye vb. yabancı madde.

Sakal bırakmak : Sakalını tıraş etmeyip büyütmek.

Sakal fırçası : Karinadaki yabancı maddeleri temizlemekte veya kazımakta kullanılan fırça. Sakalı taramak, düzeltmek için kullanılan fırça.

Sakal oynatmaz : Ağızda eriyecek kadar olgunlaşmış (yemiş, yiyecek).

Sakalı : Saka hastalığına tutulmuş.

Sakalı bitmek : Bir iş sürüncemede kalmak.

Sakalı değirmende ağartmamak : Yıllar pek çok deneyim kazandırmış olmak.

Sakalı ele vermek : Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek.

Sakalı saydırmak : Saygınlıktan düşmek.

Sakalık : Sakanın işi.

Sakalım yok ki sözüm dinlensin : "ancak yaşlı kimselerin söz ve öğütleri dinlenir" anlamında kullanılan bir söz.

 

Sakalına ak düşmek : Sakalı ağarmaya başlamak, yaşlanmak.

Sakalına göre tarak vurmak : Birinin hoşlanacağı biçimde konuşmak veya davranmak.

Sakalına gülmek : Ciddi gibi görünen sözlerle alay etmek.

Sakalına kar yağmak : Sakalı aklaşmaya başlamak.

Sakalının altına girmek : Yakınlık kurarak ona düşüncesini aşılamak.

Sakallanma : Sakallanmak işi.

Sakallanmak : Sakalı çıkmak. Sakallı duruma gelmek.

Sakallı : Yaşı geçkin savaş tutsağı. Sakalı olan.

Sakallı kartal : İri vücutlu, güçlü ve gagası çengelli yırtıcı kuş (Gypaetus barbatus).

Sakallılık : Sakallı olma durumu.

Sakalsız : Sakalı olmayan.

Sakalsızlık : Sakalsız olma durumu.

Sakamet : Bozukluk, yanlışlık, eksiklik.

Sakametli : Kötü, bozuk.

Sakandırık : Baş giysilerinde çene bağı.

Sakar : Bazı hayvanların, özellikle atların alınlarında bulunan beyaz leke, küçük akıtma. Sık sık küçük, önemsiz kazalar yapan (kimse).

Sakar meke : Yaban kazı.

Sakar otu : Yuvarlak başlı, pembe veya beyaz çiçekli çalı tipi bir bitki (Dorycnium).

Sakarca : Sakar gibi, sakara benzer bir biçimde.

Sakarimetre : Bir sıvıda çözelti durumunda bulunan şeker miktarını belirlemeye yarayan alet.

Sakarimetri : Şekerli çözeltilerin dozunu belirleme yöntemi.

Sakarin : Genellikle şeker hastalarının ve diyet yapanların şeker yerine kullandığı, maden kömürü katranından elde edilen, beyaz, tatlandırıcı bir madde.

Sakarlaşma : Sakarlaşma işi.

Sakarlaşmak : Sakar durumuna gelmek.

Sakarlık : Sakar olma durumu. Sık sık küçük kazalar yapma, çarpıp kırıp dökme işi.

Sakarya : Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Sakat : Bozuk veya eksik. Vücudunda hasta veya eksik bir yanı olan, engelli, özürlü.

Sakat olmak : Sakatlanmak.

Sakata gelmek : Tuzağa düşmek. iş ters gitmek.

Sakatat : Kesilmiş hayvanın yürek, karaciğer, böbrek, işkembe, beyin, vb. iç organlarıyla baş ve ayakları.

Sakatatçı : Sakatat satan kimse, sakatçı.

Sakatatçılık : Sakatat satma işi.

Sakatçı : Sakatatçı.

Sakatlama : Sakatlamak işi.

Sakatlamak : Bozmak. Sakat bir duruma getirmek, sakat etmek.

Sakatlanış : Sakatlanma işi.

Sakatlanma : Sakatlanmak işi.

Sakatlanmak : Sakat duruma gelmek.

Sakatlık : Kaza, terslik. Yanlış, kusur, hata. Sakat olma durumu, malullük, maluliyet.

Ak sakaldan yok sakala gelmek : Çok yaşlanıp iyice kuvvetten düşmek.

Ak sakallı : Yaşlı.

Aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık : İki karşıt ve aynı derecede sakıncalı durum karşısında karar verme zorluğunu anlatan bir söz.

Çatal sakal : Sakalı ortadan ikiye ayrılmış (kimse). Çatal biçiminde ikiye ayrılmış sakal.

Çember sakal : Yuvarlak bir biçimde kesilmiş sakal.

Çember sakallı : Çember sakalı olan (kimse).

Değirmi sakal : Değirmi bir biçimde kesilmiş sakal.

Didon sakal : Yalnız çenede olan sivri sakal.

Didon sakallı : Yalnız çenesinde sivri sakalı olan, didona sakallı.

Didona sakallı : Didon sakallı.

Fırsat sakal altından geçer : "fırsatı yakalayabilmek için uygun zamanı kollamak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Her gördüğü sakallıyı babası sanmak : Görünüşe aldanmak.

Her sakaldan bir tel çekseler köseye sakal olur : "herkes biraz fedakârlık etse bir yoksul perişanlıktan kurtulur" anlamında kullanılan bir söz.

Kaba sakal : Gür ve geniş sakallı.

Keçi sakal : Sakalı yalnız çenede sivri ve seyrek olarak bulunan (kimse).

Keçi sakallı : Keçi sakalı olan.

Keçi sakallılık : Keçi sakallı olma durumu.

Keçide de sakal var : "sakal, kişiye değer kazandırmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Köse sakal : Çok seyrek sakal.

Kösenin sakalı gibi : Her zaman olduğu gibi kalan, değişikliğe uğramayan.

Köseyle alay edenin top sakalı kara gerek : "başkasının eksikleriyle eğlenen kimsenin kendisi kusursuz olmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Küçük sakarca : Sakarca cinsi bir tür kuş.

Saçlı sakallı : Yaşlanmış (kimse).

Top sakal : Çene bölgesinde yusyuvarlak düzeltilip kesilmiş olan, uzun ve gür sakal. Uzun ve gür sakalı alttan yusyuvarlak düzeltilip kesilmiş olan (kimse).

Top sakallı : Top sakalı olan.

Yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal : Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık.

Çeşme : İzmir iline bağlı ilçelerden biri. Genellikle yol kenarlarında herkesin yararlanması için yapılan, borularla gelen suyun bir oluktan veya musluktan aktığı, yalaklı su hazinesi veya yapısı, pınar.

Taşıma : Taşımak işi.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Kırsal : Az insanın barındığı, genellikle kır durumunda olan yer. Kır ile ilgili.

Bölge : Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye. Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka.

Sulama : Sulamak işi. Arklar veya savaklar yardımı ile su akıtarak herhangi bir toprak bölgesini kuraklıktan kurtarma.

Düzen : Yerleştirme, tertip. Dolap, hile. Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim. Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept. Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo. Müzik aletlerinde ses ayarı, akort. Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri. Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo. Bez dokuma tezgâhı. Alet edevat takımı. Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem.

Saka : Evlere, çeşmeden su taşımayı iş edinmiş olan kimse. Kırsal bölgelerde sulama işlerini düzenleyen ve denetleyen kimse. Baygınlık, kendinden geçme durumlarına yol açan bir hastalık. Saka kuşu.

Kuşu : Küskünlük.

Saka olmak : Nezle olmak.

Sakabaşı : Elâzığ şehri, Hankendi bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Sakaçiftliği : Kütahya şehri, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Sakaeli : Çankırı şehri, Orta ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Sakaguchideneyi : Guanidin türevlerinin ve özellikle arjinin aminoasidinin varlığını belirlemek amacıyla yapılan deney.

Sakağılı : Sakağı hastalığı olan. İlgili cümle: "“Karakolun hizası dönülürken sakağılı, soluğan, bir deri bir kemik beygirlerden biri küttedek çatlayıverirdi.”" S. M. Alus.

Sakağo : Çalıdan yapılan süpürge.

Sakağu : Çalıdan yapılan süpürge.

Sakağul : Çalıdan yapılan süpürge.

Sakakçıl :

Saka ile ilgili Cümleler

  • Saka çok ilginç bir kuştur.
  • Ali sakallı adam.
  • Ne sakalla, ne de hırkayla filozof olunur.
  • Sakal bırakmaya mı çalışıyorsun?
  • Sakal tıraşı olacağım.
  • Sakal mı bırakıyorsun?
  • Ne sakalla filozof olunur, ne de hırkayla.
  • Sakal da bıraktık ama lafımızı gene dinleyen yok.
  • O, düğün için sakalını kesti.
  • Köyümüzdeki tüm yaşlı erkeklerin uzun sakalları var.
  • Sakal mı bırakmaya çalışıyorsun?
  • Sakal filozof yapmaz.
  • Tom'un sakal bırakmaya başladığını fark ettim.
  • Onun sakalında bir kırıntı var.

Diğer dillerde Saka anlamı nedir?

İngilizce'de Saka ne demek? : [Saka] n. joke, monkeyshines, fun, pleasantry, jest, badinage, banter, chaff, drollery, game, hell, humor, humour [Brit.], Josh, lark, quiz, sport, waggery, waggishness, wisecrack, witticism, wheeze

Almanca'da Saka : n. Wasserträger

Rusça'da Saka : n. водонос (M), водовоз (M), щегол (M), обморок (M)