Sakal fırçası nedir, Sakal fırçası ne demek

  • Sakalı taramak, düzeltmek için kullanılan fırça
  • Karinadaki yabancı maddeleri temizlemekte veya kazımakta kullanılan fırça.

Sakal fırçası tanımı, anlamı:

Sakal : Bazı hayvanlarda çene altında bulunan kılların tümü. Yetişkin erkeklerde yanak ve alt çenede çıkan kılların tümü. Gemi karinasında oluşan yosun, yapışan midye vb. yabancı madde.

Fırça : Paylama. Çökmeyi engelleyen bağların oynamasını veya kaymasını önlemek için aralara yerleştirilen direk parçası. Resim yapma sanatı ve biçimi. Bir şeyin tozunu, kirini gidermekte veya bir şeye boya, cila sürmekte kullanılan, bir araya getirilerek bağlanmış kıl vb.nden yapılmış olan araç.

Sakalı : Saka hastalığına tutulmuş.

Taramak : Dikkatle bakmak, süzmek. Hastalıkların kişiler arasındaki seyrini takip edebilmek amacıyla düzenli aralıklarla yapılmış olan inceleme. Derleme ve araştırma yapmak için bir yayını dikkatle gözden geçirmek veya gerekli kelime, cümle ve yazıları tespit etmek. Tarayıcı aracılığıyla kâğıt üzerindeki resim, yazı vb. simgeleri bilgisayar ortamına aktarmak. Bir şeyin tellerini birbirinden ayırıp karışıklığını gidermek. Kafasından geçirmek, belli belirsiz düşünmek. Bir şey veya kimseyi bulmak, denetlemek için türlü yöntemlerden yararlanarak bir yeri sıkı bir biçimde aramak. Makineli tüfek vb. ateşli silahlarla sürekli olarak bir yere ateş etmek. Bir şeyin içindeki gereksiz maddeleri tarak, tırmık vb. ile ayıklamak, taraklamak. Taşın yüzünü dişli çelik kalemle işlemek.

 

Düzeltmek : Bozukluğunu gidermek, onarmak. Düzgün duruma getirmek. Yanlıştan kurtarmak, tashih etmek.

Karina : Gemi teknesinin su içinde kalan bölümü. Gemi omurgası.

Yabancı : Aynı türden, aynı çeşitten olmayan. Bir konuda bilgisi, deneyimi olmayan. Aileden, çevreden olmayan (kimse veya şey), özge. Tanınmayan, bilinmeyen, yad. Belli bir yere veya kimseye özgü olmayan. Başka bir milletten olan, başka devlet uyruğunda olan (kimse), bigâne, ecnebi. Başka bir milletle ilgili olan.

Madde : Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Bir cismi oluşturan öge, öz. Molekül. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Para, mal vb. ile ilgili şey. Duyularla algılanabilen nesne. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri.

Temizlemek : Bitirmek, tüketmek. Kumar oyunlarında öbür oyuncuların bütün paralarını almak. Bir yaranın, bir dokunun sağlam olmayan bölümlerini neşter veya bıçakla kesmek. Arıtmak. Öldürmek, yok etmek. Sakıncalı, pürüzlü bir işi olumlu sonuçlandırmak.