Sofra nedir, Sofra ne demek

Sofra; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Masa, sini vb. şeylerin, yemek yemek üzere hazırlanmış durumu.
  • Halı göbeğinde daire biçimindeki çiçekli bölüm.
  • Genellikle tekerlek biçiminde, üzerinde yemek de yenebilen ayaklı hamur tahtası.
  • Anüs.
  • Birlikte yemek yiyenlerin tümü

"Sofra" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Yemek vakti gelmiş, misafirler sofraya oturmuşlardı." - R. N. Güntekin
  • "Bir gün sofra masasının altına saklanmıştım da beni bir türlü bulamamıştın." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Bizim sofra çok şendir."
  • "Çocuğun sofrası dışarı fırlamış."

Yerel Türkçe anlamı:

Halı göbeğinde daire biçimindeki çiçekli bölüm.

Kalça.

1.Yemek masası. 2.Yemek tahtası.

Yassı ağaç.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Anüs.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Çember ya da dikdörtgen biçiminde yufka açma aracı. (Arok, Çarıksaray *Şarkikaraağaç -Isparta; Akpınar *Gümüşhacıköy -Amasya)

Sofra kısaca anlamı, tanımı:

Sofra donatmak : Sofraya bol ve türlü yiyecekler koymak.

Sofra kurmak : Yemek yemek için sofra takımını dizmek ve yiyecekleri hazırlamak.

Sofrayı kaldırmak : Yemek yendikten sonra masa, sini vb.ni temizlemek.

Sofra başı : Sofranın etrafı, yemek yeme yeri.

Sofra bezi : Sofranın altına serilen yaygı.

 

Sofra duası : Yemek sonunda yapılmış olan dua.

Sofra örtüsü : Sofra kurulurken masanın üzerine serilen örtü.

Sofra tahtası : Yerde yemek yeneceği zaman üzerine sofra takımı konan alçak masa.

Sofra takımı : Yemek yerken kullanılan çatal, bıçak, tabak, örtü, peçete vb. şeylerin tümü.

Sofra tuzu : İyot bakımından zenginleştirilmiş, ince toz hâline getirilmiş tuz.

Sofrası açık : Konuklarını yemeğe alıkoymayı seven, sofrasında konuk eksik olmayan (kimse).

Çilingir sofrası : Üzerine meze ve içki konmuş tepsi, küçük içki sofrası.

İçki sofrası : İçki içilen sofra, içki masası.

İftar sofrası : Ramazanda oruç açmak için hazırlanmış sofra.

Yer sofrası : Yerde kurulan sofra.

Zekeriya sofrası : Bir dileğin gerçekleşmesi için kırk çeşit yiyecekle hazırlanan sofra.

Sofracı : Saraylarda sofrayı kurma, kaldırma, yemeği dağıtma vb. işlerle görevlendirilmiş kimse.

Sofralık : Sofrada yemeye yarayan.

Yemek : Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Sürekli üzmek, tedirgin etmek. Kandırmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Başkasının parasını harcamak. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Birine alacağını vermemek, ödememek. Yemek yeme, karın doyurma işi. Ağızda çiğneyerek yutmak. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Yasal yoldan cezalandırılmak. Isırmak.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır.

 

Birlik : Bir arada olma durumu, vahdet. Bağlılık, benzerlik, bağlantı, vahdet. Bölünmezliği içeren yalın bütün. En büyük değerdeki nota, dört dörtlük. Bölük, tabur, alay vb. bir bütün sayılan topluluk. Tek, bir olma durumu, vahdaniyet. Konunun bir ana düşünce çevresinde toplanması. Bir taneden oluşmuş, bir tane alabilen. Belli bir topluluğun yararlarını korumak için kurulmuş dernek.

Genel : Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Bir genelleme sonucunda elde edilen. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi.

Tekerlek : Merkezde bulunan, bir eksenin çevresinde dönebilen çember, teker. Bu biçimde olan.

Biçim : Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Herhangi bir şeyin benzeri. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Tarz. Biçme işi.

Ayaklı : Bir destekle yere dayanan. Ayağı olan. Ayakla işletilen.

Birlikte : Yanında, beraberinde. Beraber. Bir arada, beraberce, hep beraber.

Anüs : Sindirim sisteminin sonunda bulunan ve dışkının atılmasına yarayan çıkış deliği, makat, şerç, büzük, göt, sofra.

Sofra çıkması : Rektum prolapsus.

Sofra eskisi : Sarayda ve konaklarda kıdemli kalfa ve ağalar.

Sofra olmak : Sofraya oturmak.

Sofra salmak : Ziyafet vermek, sofra yaymak, ziyafet çekmek.

Sofraaltı : Yemek yeme sırasında sini veya sofra tahtasının altına serilen büyük bez. (Akçaşar *Yalvaç -Isparta; Yenikent *Aksaray -Niğde)

Sofralık balık : Yemeklik balık.

Sofrayı kaldırmak : yemek yendikten sonra masa, sini vb.ni temizlemek. İlgili cümle: "“Yemek yendi. Annem sofrayı topladı.”" A. Kutlu.

Sofrazlı : Kırşehir şehrinde, Akpınar ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Sofra ile ilgili Cümleler

  • Sofrayı kur!
  • Sofrada yer kalmadığı için ayakta yemek zorunda kaldım.
  • Acele et ve akşam yemeği için sofrayı hazırla.
  • Sofraya!
  • Çocuklara sofra adabının öğretilmesi önemlidir.
  • Sofrada ses yapmamalısın.
  • Sofrada nasıl davranılacağını bilmiyor.
  • Annem sofrayı kurdu.
  • Eskiden kralların sofrasından bu yemek eksik olmazmış.
  • Mangal yakıp sofra kurmuşlar.
  • Sofrayı hazırlayabilir miyim?
  • Ayna sofra takımı dolabının üstündedir.
  • Tom, Mary'nin sofrayı toplamasına yardım ediyor.
  • Sofra başına!

Diğer dillerde Sofra anlamı nedir?

İngilizce'de Sofra ne demek? : [sofrer] v. endure, suffer; undergo

n. table, dinner table, board

Fransızca'da Sofra : table [la]

Almanca'da Sofra : n. Tafel

Rusça'da Sofra : n. стол (M), анус (M)