Southern türkçesi Southern nedir

Southern ile ilgili cümleler

English: All depositors with over €100,000 in Southern Cypriot banks will now have to pay 9.9 percent levy on their savings as part of a €10 billion bailout plan agreed on Friday, March 15.
Turkish: 5 Mart Cuma günü kararlaştırılan 10 Milyar Avroluk kurtarma planı uyarınca Güney Kıbrıs bankalarında 100,000 avronun üzerinde parası bulunan mudilerin artık tasarrufları üzerinden yüzde 9.9 vergi ödemesi gerekecek.

English: Ali speaks with a deep southern accent.
Turkish: Ali şiddetli bir güney aksanıyla konuşur.

English: Cordova is a city in southern Spain.
Turkish: Cordova güney İspanya'da bir şehirdir.

English: Ali speaks with a southern accent.
Turkish: Ali bir güney aksanıyla konuşur.

English: Ali lives in the southern part of Boston.
Turkish: Ali Boston'un güney kesiminde yaşıyor.

Southern ingilizcede ne demek, Southern nerede nasıl kullanılır?

Southern accent : Güney veya güneyli aksanı.

Southern blot : Soutern blot. Elektroforez edilen dna’nın nitroselüllöz tabaka gibi bir transfer ortama aktarılması ve burada işaretli belirteçlerle gösterilmesi işlemi.

Southern blotting : Southern lekeleme tekniği. İstenilen dna parçasını agaroz jelde ayırarak bir nitroselüloz filtreye taşınması ve radyoaktif işaretlenmiş dna ya da rna probuyla melezlenmesi tekniği.

 

Southern common market : Güney amerika ortak pazarı. Arjantin, brezilya, paraguay ve uruguay’ın 1991 yılında imzaladıkları anlaşmayla oluşturulan ve 1995 yılında işlemeye başlayan, daha sonra şili, bolivya ve venezüella’nın katılımıyla genişleyen ortak pazar.

Southern cross : Güney haçı. Güneyhaçı (astronomi terimi). Yalnızca güney yarıküreden görülebilen ve haç biçimini andıran burç.

The southern hemisphere : Güney yarıküre.

Southernly : Güney. Güneye doğru.

Southernmost : En güneydeki.

Southerns : Güneye ait. Güneyli. Güney.

Southerner : Güney eyalet yerlisi. Güneyli.

İngilizce Southern Türkçe anlamı, Southern eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Southern ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

South : Güneyden esen. Güney ülkeleri. Güneyden. Güneye. Sol el doğuya ve sağ el batıya yönelmek üzere ayakta duran kimsenin baktığı, doğu-batı doğrultusuna dik yön. Lodos. Cenup. Az gelişmiş ülkeler. Güneyden gelen.

Southerner : Güney eyalet yerlisi.

Dixie : İdaho eyaletinde şehir. Amerikan iç savaşında güney eyaletleri marşı. Amerika'nın güney eyaletleri. Georgia eyaletinde şehir. Asker kabı. Karavana.

Confederacy : Komplo. Gizli plan. Konfederasyon. (abd iç savaşında) amerikan güney eyaletleri konfederasyonu. İttifak. Devletler birliği. Devletlerbirliği. Gizli tertip. Fitne ve fesat birliği.

Southron : Güneye doğru. Güney yerlisi veya güneyde yaşayan. İngiliz. İngiltere'den olan kimse (iskoç kullanımı). Güneye (iskoç kullanımı).

 

Dixieland : Amerika'nın güney eyaletleri. Amerikan iç savaşında güney eyaletleri marşı. İç savaşta güney eyaletleri marşı.

Grey : Ağartmak. Kırlaştırmak. Gri. Aklar düşmek. Kırlaşmak. Silikleştirmek. Külrengi. Kurşuni renk. Ağarmak. Beyazlamak.

Confederate states of america : Amerika birleşik devletleri. 1860-61'de ayrı bir birliktelik kurmak amacıyla amerika birleşik devletleri'nden ayrılan güneyli 11 eyalet. Amerika müttefik devletleri. Amerika birleşik eyaletler.

Southern synonyms : confederate states, austral, southerns, souths, southings, southrons, meridional, gray, southerners, southernly, southerly, southing, confederate.

Southern zıt anlamlı kelimeler, Southern kelime anlamı

Northern : Kuzeyli. Kuzeyde meydana gelen veya yaşayan. Kuzey. Kuzeyden gelen. Kuzeye ait.

North : Kuzeye. Kuzeyden esen. Kuzeye bakan. Kuzey. Yıldız. Gözerimi düzleminde doğu- batı doğrultusuna dik, kutupyıldızının bulunduğu yandaki yön, sol eli doğuya, sağ eli batıya uzanmış bir insanın arka yönü. Kuzeyden gelen. Kuzeye doğru. Kuzeyinde.

Southern ingilizce tanımı, definition of Southern

Southern kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Situated in, or proceeding from, the south. Situated or proceeding toward the south. A Southerner. Of or pertaining to the south.