Strewn türkçesi Strewn nedir

Strewn ile ilgili cümleler

English: Her clothes were strewn about the room, and she found her hat at the foot of the bed.
Turkish: Onun giysileri odanın her yanına dağılmış ve şapkasını yatağın dibinde buldu.

English: The floor was strewn with party favors: torn noisemakers, crumpled party hats, and dirty Power Ranger plates.
Turkish: Yer partiden kalanlar yüzünden dağınıktı: Yırtık gürültüyapıcılar, kırışık parti şapkaları, ve kirli Power Ranger tabakları.

Strewn ingilizcede ne demek, Strewn nerede nasıl kullanılır?

Bestrewn : Yayılmış. Dağıtmak. Yayarak kaplamak. Dağıtılmış. Saçılmış. Kaplamak. Saçmak.

Strew : Yaymak. Saçmak. Dağılmak. Neşretmek. Saçılmak. Dağıtmak. Serpmek. Serpiştirmek.

Strewed : Serpmek. Saçmak. Serpiştirmek. Yaymak. Dağıtılmış (çevreye saçılmış). Dağıtılmış. Dağıtmak.

Strewing : Saçma. Serpme.

Strews : Saçılmak. Serpmek. Yaymak. Dağıtmak. Serpiştirmek. Saçmak. Neşretmek. Dağılmak.

Bestrew : Yayarak kaplamak. Kaplamak. Saçmak. Dağıtmak.

Streak of luck : Anlık şans. Kısa süren şans.

Bestrewing : Dağıtmak. Yayarak kaplamak. Saçmak. Kaplamak.

Streak : Acele etmek. Düzensiz çizgi. Çizgilemek. Şimşek. İz. Işın. Kısa süre. Meç (saç). Yol yol yapmak. Hızlı gitmek.

 

Streak of bad luck : Anlık şanssızlık. Bir dizi şanssızlık. Bir dizi talihsizlik. Talihsizlik zinciri.

İngilizce Strewn Türkçe anlamı, Strewn eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Strewn ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Decayed : Halsiz düşmüş. Kudretsiz. Zayıflamış. Çürük. Bozuk. Aşınmış. Dumura uğramış. Çürümüş. Harap.

Blowsed : Düzensiz. Darmadağınık. Ciltte kırmızılık.

Be on the rampage : Çığırından çıkmak. Siniri tepesinde olmak. Zıvanadan çıkmak. Kıyameti koparmak. Cinleri tepesinde olmak.

Word stress : Tek heceli kelimelerde çoğunun, çok heceli, kelimelerde hecelerden birinin ötekilere göre daha yüksek ses tonuyla, daha baskılı olarak ve öteki hecelerden daha belirgin biçimde söylenmesi: bir, ka’yık, ‘hemen, o’kumadı, or’du, ‘ordu, çarşam’ba, çar’şamba, ‘paris vb. Kelime vurgusu. Sözcük vurgusu.

Disheveled : Darmadağınık. Karmakarışık (saç). Karmakarışık. Darmaduman. Düzensiz. Karman çorman. Dağınık.

Asperse : Lekelemek. Çamur atmak. Alnına leke sürmek. İftira atmak. İftira etmek. Alnına leke çalmak.

Dabbling : Merak sarmak. Su sıçratmak. Hafifçe ıslatmak. Suyla oynamak. Sıçratmak. Takılmak. Suda oynamak. Amatörce uğraşmak. Su serpmek.

Dishevelled : Düzensiz. Dağınık. Karmakarışık (saç). Karmakarışık. Karman çorman. (saç veya giysi) dağınık. Darmaduman. Darmadağınık.

Besprinkled : Lekelemek.

Interspersed : Karıştırmak. Arasına serpmek. Arasına serpiştirilmiş. Oraya buraya sokulmuş. Birbirine karışmış. Değiştirmek. Saçılmış. Başka şeyler ile karıştırılmış.

 

Strewn synonyms : tonic accent, local road, local street, pitch accent, scattered, thoroughfare, allotted, besprinkle, mews, dot, inflection, apportions, intersperses, dissolved, dismantled, bespreads, bestrewed, convey, side street, accentuation, deal out, broadcast, scatter, prosody, delate, sparge, disperse, deploy, accent, dredge, dabblings, circulates, allocate.

Strewn zıt anlamlı kelimeler, Strewn kelime anlamı

Play up : Belirtmek. Oyun oynamak. Yaramazlık etmek. Daha sesli çalmak. Daha yüksek sesle çalmak. Elinden gelenin en iyisini oynamak (spor terimi). Vurgulamak. Sorun çıkarmak. Üzerinde durmak. Abartmak.

Foreground : Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Önplan. Önalan. Görünçlüğün önündeki bölüm; öne düşen yerler. dip karşıtı. bazı ikinci, üçüncü sınıf sinemalarda görüntülüğe en yakın sıralar. Ön plan. En öndeki görüntü. Ön plana almak. Ön.

Gather : Dermek. İltihaplanmak. Seçmek. Kazanmak. Tutmak. İrin toplamak. Toplanmak. Toparlanmak. Biriktirmek. Bir araya gelmek.