Yaymak nedir, Yaymak ne demek

  • Bir şeyi açarak, düzelterek bir alanı örtecek biçimde sermek.
  • Dağınık ve düzensiz bir biçimde saçmak, dağıtmak.
  • Çevreye dağılmasına sebep olmak.
  • Birçok kimseye duyurmak.
  • Koyun, inek vb.ni otlatmak.
  • Işık kaynağı, ışığı kendinden dışarıya doğru çeşitli yönlere göndermek
  • Sınırı genişletmek.

"Yaymak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Mumun yaydığı ışık zayıftı."
  • "Tozu yaymak. Lekeyi yaymak."
  • "Kıran Bey, çetesinin şöhretini her tarafa yaydı." - R. H. Karay
  • "Sıtmayı çevreye yayan sivrisineklerdir."
  • "Kardeşleri çardağın içine, dışına yatakları yayıyorlardı." - N. Cumalı

Yerel Türkçe anlamı:

Yayığı çalkalamak.

Otlatmak

Sermek.

Duyduğu sözü orda burda söylemek.

Dağıtmak.

Yayıkta süt dövmek.

Diğer sözlük anlamları:

Tahrik etmek, dağıtmak, perişan etmek.

Yağını çıkarmak için yoğurdu yayıkta çalkalamak.

İngilizce'de Yaymak ne demek? Yaymak ingilizcesi nedir?:

emit, span

Yaymak kısaca anlamı, tanımı:

Isıyayar : Bir akışkanda ısıyı her tarafa eşit olarak yaymaya yarayan alet, konvektör.

Sesyayar : Sesleri radyo dalgaları aracılığıyla yayma aleti.

Sıcaklıkyayar : Bir cismin ısı değişikliklerini, yaydığı kızılötesi ışınları kaydeden cihaz, termograf.

Yayma : Yaymak işi. Yaymacının sattığı şeylerden oluşan sergi.

 

Ağız yaymak : Açık ve dürüst konuşmaktan kaçınmak.

Yayık yaymak : Sütün ayranını ve yağını ayırmak için yayığı çalkalamak.

Biçim : Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Tarz. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Herhangi bir şeyin benzeri. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Biçme işi. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu.

Sermek : Boşlamak, savsaklamak. Düz bir yere yaymak. Boylu boyunca yere yatırmak, düşürmek veya hırpalamak. Açarak yaymak veya döşemek. Göstermek amacıyla asmak veya yaymak. Kurutmak için asmak.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Duyurmak : Sezdirmek. Duymasını sağlamak. İlan etmek.

Çevre : Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit. Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Yağlık.

Dağılma : Sınırlı bölgelere toplanmış birlik, gereç ve kuruluşların düşman saldırısına karşı daha iyi korunmalarını sağlamak amacıyla birbirlerinden uzaklaştırılmaları. Bir hedefe aynı silahla atılan mermilerin, barut haklarının ve başka şartların değişmesi yüzünden ayrı ayrı noktalara vurması. Dağılmak işi.

 

Sebep : Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey.

Birçok : Oldukça çok, sayısı belirsiz, bir hayli, müteaddit.

Olmak : Bir şeyi elde etmek, edinmek. Herhangi bir durumda bulunmak. Uymak, tam gelmek. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Sürdürmek, yürütmek. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Yol açmak. Sarhoş olmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Geçmek, tamamlanmak. Bulunmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak.

Genişletmek : Geniş duruma getirmek.

Koyun : Kollar arası, kucak. Verilen buyruklara uyan, kendi kişiliğini gösteremeyen kimse. Geviş getirenlerden, eti, sütü, yapağısı ve derisi için yetiştirilen evcil hayvan (Ovis aries). Koruyucu, şefkatli çevre. Göğüsle giysi arası.

İnek : Dişi sığır. İbne. Aptal, bön. Çok çalışan öğrenci.

Otlatmak : Hayvanı veya sürüyü otlayabileceği bir yere götürmek, otlamaya bırakmak, otlamasını sağlamak.

Yaymak yasımak : Düzenlemek, düzenli bir biçime koymak. Darmadağın etmek.

Yaymak ile ilgili Cümleler

  • Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir.
  • Ali Mary hakkında yalanları yaymakla suçluydu.
  • Belki de, ateistler için de herkese mutluluk mesajlarını yaymak için kapıları çalmaya başlama vaktidir.

Diğer dillerde Yaymak anlamı nedir?

İngilizce'de Yaymak ne demek? : v. broadcast, circulate, convey, deploy, diffract, diffuse, disperse, disseminate, dissipate, distribute, divulge, emit, evolve, exhale, extend, exude, fling off, float, give forth, give off, give out, hawk, inspire, noise about, noise abroad

Fransızca'da Yaymak : répandre, étendre, diffuser, propager, (haberi) colporter, claironner, développer, distiller, étaler, étirer, mettre en circulation

Almanca'da Yaymak : v. atmen, auflegen, ausbreiten, ausplaudern, ausstreuen, ausströmen, bekannt machen, einführen, einpflanzen, emanieren, emittieren, expandieren, fortpflanzen, verbreiten, verschmieren, verströmen, weiterverbreiten, zerstreuen