Taze nedir, Taze ne demek

Taze; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Taze" ile ilgili cümle

  • "Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü." - Halikarnas Balıkçısı
  • "Yüzü taze, taravetli ve güzeldi." - M. Ş. Esendal
  • "Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu." - M. Ş. Esendal
  • "Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor." - Ö. Seyfettin
  • "Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum." - Y. Z. Ortaç

Yerel Türkçe anlamı:

Yeni : Taze bir elbise aldım.

Taze isminin anlamı, Taze ne demek:

Kız ismi olarak; Yeni, körpe, genç.

Taze anlamı, tanımı:

Taze ot görmüş eşek gibi : İştahlanmış bir biçimde.

Taze fasulye : Bu sebzeden yapılmış olan yemeğin adı. Fasulye bitkisinin taze ve turfanda olanı.

Tazekan : Bir kuruluşu canlandırabilecek yeni kişi veya kişiler.

Taze para : İş gücünü güçlendirmek amacıyla farklı kaynaklardan sağlanan para.

Taze soğan : Zambakgillerden, salata ve yemeklere tat vermek için kök yumrusu ve yeşil yaprakları kullanılan, acımsı, keskin kokulu sebze, yeşilsoğan, göksoğan.

 

Her dem taze : Yıl boyunca yeşil yapraklı olan (bitki). Yaşlı olduğu hâlde genç görünen.

Terütaze : Çok taze, körpe. Dinç bir biçimde.

Tazece : Tazeye yakın, taze gibi.

Tazeleme : Tazelemek işi.

Tazelemek : Unutulmuş bir duygu veya bir düşünceyi yeniden canlandırmak. Bir işi bir daha yapmak, tekrarlamak. Bazı yiyecekleri, bayatlamışken kaynatıp taze duruma getirmek. Yenisiyle veya tazesiyle değiştirmek.

Tazelenme : Tazelenmek işi.

Tazelenmek : Taze duruma gelmek, tazelik kazanmak. Tazeleme işi yapılmak.

Tazeleşme : Tazeleşmek işi.

Tazeleşmek : Taze bir durum almak, canlanmak, gençleşmek.

Tazelik : Dinç, diri, canlı olma durumu. Taze olma durumu, körpelik, taravet.

Abdest tazelemek : Abdesti bozulmadığı hâlde yeniden abdest almak.

Bahsi tazelemek : Konuşmayı aynı konu üzerine getirmek.

Balın alası oğlun tazesinden : "ne varsa küçük çocukta vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Bilgi tazelemek : Önceden sahip olduğu bilgiyi yenilemek, güncelleştirmek.

El tazelemek : Bir işte yorulan kimse yerine başka birini getirmek.

Yarayı tazelemek : Üzüntüyü, sıkıntıyı, acıyı hatırlatmak, yeniden ortaya çıkarmak.

Bozulma : Bozulmak işi.

Bayat : Taze olmayan. Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri. Güncelliğini, önemini, özelliğini yitirmiş, çok söylenmiş. Afyonkarahisar iline bağlı ilçelerden biri. Çorum iline bağlı ilçelerden biri.

 

Yıpranma : Yıpranmak işi. Doku bozukluğu.

Körpe : Yavruluktan henüz çıkmış (hayvan). Henüz bozulmamış, yıpranmamış. Dalından yeni koparılmış, tazeliği üstünde, daha büyümemiş (bitki), kart karşıtı. Çok genç (kimse).

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Zaman : Belirlenmiş olan an. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Dönem, devir. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Çağ, mevsim.

Geçme : Geçmek işi, mürur. Çakılmış, yapıştırılmış veya lehimlenmiş olmayıp gereğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine takılıp kenetlenmiş olan. Birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça.

Dinç : Canlı, zinde bir biçimde. Gücü ve sağlık durumu yerinde, canlı, zinde, tendürüst, tüvana.

Kuru : Katıksız, yanında başka şey olmayan (yiyecek). Suyu, nemi olmayan, yaş ve nemli karşıtı. Canlılığını yitirmiş (bitki). Döşenmemiş, çıplak. Etkisi ve sonucu olmayan. Zayıf, çelimsiz, arık, sıska, kaknem. Daha sonra kullanılmak için kurutulmuş, taze ve yeşil karşıtı. Akıcı olmayan, duygudan yoksun. Yağış almayan veya üzerinde bitki olmayan. Salgısı olmayan. Heyecanı, tadı olmayan, tekdüze. Kuru fasulye.

Yeni : En son edinilen. Kullanılmamış veya az kullanılmış olan, eski karşıtı. Daha öncekilerden farklı olan. Tanınmayan, bilinmeyen. Biraz önce, çok zaman geçmeden. Eskisinin yerine gelen. İşe henüz başlamış. O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan. Oluş veya çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan.

Genç : Bingöl iline bağlı ilçelerden biri. Yaşı ilerlememiş olan, ihtiyar karşıtı. Zihin bakımından yeterince gelişmemiş, toy. Gençlikteki özelliklerini koruyan, dinç. Yeni gelişmekte olan, kısa bir geçmişi olan. Gelişmesini tamamlamamış olan (bitki, hayvan).

Kadın : Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan. Bayan. Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen. Hizmetçi bayan.

Taze kümes kanatlısı eti : Tüyler, baş, ayak ve bağırsaklar hariç, kümes kanatlıları karkasının tümü, bir kısmı veya bunların bir birleşimleri olan ürün, kanatlı eti, tavuk eti.

Taze yem : Çok kısa bir süre önce üretilmiş veya toplanmış fakat depolanmamış, kurutulmamış veya konsarve edilmemiş yem.

Taze yüzlülük : Beşuşluk, sırıtkanlık.

Tazece konuşmak : Az önce konuşmak.

Tazeden : Yeniden, tekrar

Tazegül : (ta:zegül) Bir kız ismi olarak anlamı; Genç, körpe güzel. Erzurum kenti, Kandilli nahiyesine bağlı bir bölge.

Tazekent : Ağrı kenti, Diyadin belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Kars ili, Başgedikler nahiyesine bağlı bir bölge.

Tazeköy : Ardahan kenti, Hasköy nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Erzurum şehri, Gaziler nahiyesine bağlı bir bölge. Iğdır şehri, Aralık belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Tazelendirme : Tazelendirmek işi.

Tazelendirmek : Tazelenme işini yaptırmak.

Taze ile ilgili Cümleler

  • Taze ekmeğin kokusunu seviyorum.
  • Yapraklar yağmurda taze görünüyor.
  • Taze balık yemek istiyorum.
  • Konuşma yeteneğini tazelemek için Fransa'ya gitti.
  • Taze eti her zaman dondurmalı mısın?
  • Bu kamyon Aomori'den Tokyo'ya taze meyve taşır.
  • Dağın zirvesi taze karla kaplı.
  • Burada taze ekmek ve su var.
  • Taze ekmek aldım.
  • Taze bir başlangıç ​​zamanı.
  • Taze çiğ sebze yemeği sever.
  • Bu mısır taze.
  • Bütün bileşenler tazedir.
  • Taze bir kar tabakası caddeyi kapladı.

Diğer dillerde Taze anlamı nedir?

İngilizce'de Taze ne demek? : [tazar] v. fray, wear out, make ragged; be worn out, become ragged

adj. fresh, green, tender, new, crisp, dewy, hot, raw, warm

adv. freshly

Fransızca'da Taze : frais/fraîche, chaud/e, jeune, reposé/e, tendre, vert/e

Almanca'da Taze : adj. frisch, jung, knusperig, knusprig, neugebacken, unverdorben

Rusça'da Taze : n. девица (F)

adj. свежий, парной, крепкий, сильный, молодой