Tenef nedir, Tenef ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Kurulmuş çadır eteği.

Çatı saçağı.

Tenef ile ilgili Cümleler

  • Gazı teneffüs etmemeye çalışın.
  • Suni teneffüsü biliyor musun?
  • “Sanki teneffüs ettiği havayı kollayan bir tilki gibi tetikte, sihirli ve hamarat görünürdü.”
  • Teneffüs bitti, Dan.
  • Teneffüs bitti.
  • O bana suni teneffüs yaptırdı ve hayatımı kurtardı.
  • Ali Mary'ye suni teneffüs vermeye başladı.

Tenef ile ilgili Atasözü veya Deyim

teneffüs etmek : soluk almak.

Tenef tanımı, anlamı

Tene : Tane. Pilav. Issız. Tahıl tanesi. Bulgur pilavı. Tekne. Tane (bk. tane). Tane, adet. Tane, bk. tenê

Tenefeye gitmek : Gelinlik dikmeye gitmek.

Suni teneffüs : Yapay solunum.

Teneffüs : Solunum. Temiz hava almak, dinlenmek için verilen ara.

Teneffüs zili : Okullarda dersin bittiğini bildiren zil sesi.

Teneffüshane : Genellikle okullarda, ders aralarında dinlenmek için öğrencilerin çıktığı salon veya bahçe.

Saçağı : Sacayak.

Çadır : Keçe, deri, kıl dokuma, sık dokunmuş kalın bez veya plastik maddelerden yapılarak direklerle tutturulan, taşınabilir barınak, çerge, oba, otağ. Gölgelik olarak kullanılan tente veya şemsiye.

Kurul : Bir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk, heyet, konsey, asamble.

 

Çatı : Bir yapının, bir evin damını kuran parçaların bütünü. Bir yapıyı örten ve eğik yüzeyleri olan damın tahtadan iç yapısı. Belli bir maksada yönelik kimselerin oluşturduğu birlik. Özne, nesne durumlarına göre, belirli çatı eklerinin fiil kök veya gövdelerine getirilen türev, bina: Sevinmek (sev-in-), sevdirmek (sev-dir-), sevindirmek (sev-in-dir-) gibi. İnsan ve hayvanda iskeletin kuruluşu. Yapının tavanı ile damı arasındaki kullanılan yer. Birbirine çatılmış, çakılmış şeylerin bütünü. Barınılan, sığınılan yer. Hikâye, roman, piyes vb. edebî türlerde olay kuruluşu, kurgu.

Saça : Kefalın küçük yavrusu.

Eteğ : Tekneye un elenirken alta serilen bez.

Çadı : Kötü huylu kadın.

Kuru : Suyu, nemi olmayan, yaş ve nemli karşıtı. Katıksız, yanında başka şey olmayan (yiyecek). Zayıf, çelimsiz, arık, sıska, kaknem. Canlılığını yitirmiş (bitki). Daha sonra kullanılmak için kurutulmuş, taze ve yeşil karşıtı. Heyecanı, tadı olmayan, tekdüze. Kuru fasulye. Salgısı olmayan. Etkisi ve sonucu olmayan. Döşenmemiş, çıplak. Yağış almayan veya üzerinde bitki olmayan. Akıcı olmayan, duygudan yoksun.

Diğer dillerde Tendovaginitis anlamı nedir?

İngilizce'de Tendovaginitis ne demek ? : tendovaginitis