The country türkçesi The country nedir

The country ile ilgili cümleler

English: Banks across the country had closed their doors.
Turkish: Ülke genelinde bankalar kapılarını kapamıştı.

English: "It seems that you know the country well." "I think so", answered Moustapha, smiling.
Turkish: "Görünüşe bakılırsa kırsal kesimi iyi biliyorsun." Mustafa gülümseyerek "sanırım öyle" diye cevap verdi.

English: Ali wants to live in the country after he retires.
Turkish: Ali emekli olduktan sonra ülkede yaşamak istiyor.

English: Ali invited Mary to a party at the country club.
Turkish: Ali Mary'yi golf kulübündeki bir partiye davet etti.

English: Ali wanted a place in the country he could call home.
Turkish: Ali memlekette evi arayabileceği bir yer istedi.

The country ingilizcede ne demek, The country nerede nasıl kullanılır?

The : Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belgili tanımlık.

Country : Sayfiye. Ulus. Memleket. Halk. Köy. Vatan. Kır. Yurt. Taşraya özgü. Millet.

Across the country : Ülke çapında. Tüm ülke çapında. Ülke genelinde. Ülkenin genelinde. Tüm ülkede. Ülkenin bir tarafından öbür tarafına.

 

All over the country : Yurt genelinde. Ülkenin her yerinde. Ülke çapında. Tüm ülkede.

Appeal to the country : Halkın oyuna başvurmak. Seçime gitmek (ingiliz ingilizcesi).

Enter the country : Ülkeye giriş yapmak.

Down in the country : Taşrada. Köyde.

İngilizce The country Türkçe anlamı, The country eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The country ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Boonies : (argo) taşra. Geri kalmış bölge. Çok uzak ve izole bölge.

Frosty : İçten olmayan. Dondurucu. Donmuş. Kırağı kaplı. Buzlu. Ayaz. Ağarmış. Kırağılı. Soğuk (tavır veya cevap vb).

Peripheries : Çevre. Muhit. Dış kenar. Merkezin dışında kalan yer. Dış sınır çizgisi. Dış yüz. Az gelişmiş ülkeler. Perispri.

Frostiest : Soğuk (tavır veya cevap vb). Kırağı kaplı. Ağarmış. Soğuk. Ayaz. Mesafeli. Kırağılı. Buzlu. Donmuş.

Campo : İspanyol veya italyan kasabasının meydanı. Kolorado eyaletinde şehir. Güney amerika'da her yana yayılmış küçük ağaçlar ve çalılarla çimen kaplı geniş düzlük.

Fell : İnsafsız. Kırmalı dikmek. Kesmek. Zalim. Düşürmek. Mahvetmek. Devirmek. Yere yıkmak. Kesip devirmek. Yere sermek.

Freshwater : Tatlısu. Tatlı suda yaşayan. Tatlı su. Göller, suni göller, lagünler, baraj gölleri, bentler, regülatörler, kanallar, arklar, akarsular, mansaplar, üretme ve yetiştirme yerleri. Tatlısuda yaşayan. İç sular. Tuzluluğu %0,05’ten az olan sular. Denize alışkın olmayan. Tatlı suya ait.

 

Boondocks : Geri kalmış bölge.

The boonies : Çok uzak ve izole yer. (argo) taşra. Kırsal alan.

Benting : Çok istemek. Yetenek. Bükülmüş. Eğilim. Çimenlik. Azmetmek. Eğim. Bükük. Meyil.

The country synonyms : fells, rural area, backwoods, outbacks, backblocks, backland, champaign, frostier, rural region, outback, upstate, countryside, backcountry, the sticks, abroad, back country, jerkwater town, grayer, country, rural sector, grayest, bents, countries, jerkwater, grayish, bent.