The true türkçesi The true nedir

The true ile ilgili cümleler

English: I hide the true amount from her.
Turkish: Gerçek miktarı ondan saklarım.

English: Our teacher is a gentleman in the true sense of the word.
Turkish: Öğretmenimiz kelimenin tam anlamıyla bir beyefendi.

English: I hid the true amount I spent from him.
Turkish: Harcadığım gerçek miktarı ondan sakladım.

English: Children are the true teachers of life.
Turkish: Çocuklar hayatın gerçek öğretmenleridir.

English: Few people know the true meaning.
Turkish: Gerçek anlamı birkaç kişi biliyor.

The true ingilizcede ne demek, The true nerede nasıl kullanılır?

The : Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belgili tanımlık.

True : Meşru. Samimi. Geçerli. Safi. Tam olarak. Eksiksiz. Som. Sadık kalarak. Gerçekten.

The 1967 borders : 1967 sınırları. Bağımsızlık savaşı sonrasında ateşkes anlaşmalarında oluşturulan sınırlar (israil tarihi). Yeşil hat.

The 2004 tsunami : 2004 tsumanisi. 26 aralık 2004'teki büyük tsunami. Bir depremin tetiklediği ve iki kıtada 8 ülkede (tayland, hindistan, endonezya, malezya, maldivler, seylan, somali ve sri lanka) yaklaşık 225. 000 insanın ölümüne yol açan 26 aralık 2004'te meydana gelen yıkıcı tsunami.

 

The a team : Televizyonda macera dizisi ismi. A takımı.

The ablative : Ablatif. Çıkma durumu. İsmin -den hali.

The above : Yukarıda yazılanlar (bir sayfada). Yukarıki. Yukarıdaki. Yukarıda anılan.

İngilizce The true Türkçe anlamı, The true eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The true ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Authentics : Sahih. Sıhhat. Orijinal. Güvenilir. Doğru. Hakiki. Asıl. Özgün. Sahici.

Gospels : Bir inanç sisteminin temel ilkeleri. Asıl gerçek. Müjde. Dört incil´den biri. İncil. Hristiyanlığın esasları. Hz isa´nın öğrettikleri.

Actuals : Asıl. Mal borsalarında en fazla iki iş günü içerisinde teslim koşuluyla yapılan alım satım işlemleri. Anında alım satım. Hakiki. Eylemsel. Mevcut. Fiili. Aktüel.

Disillusioned : Bozulmuş. Farkına varmış. Kırık. Kırgın. İllüzyon olmayan. İlüzyon olmayan. Hayal kırıklığına uğramış. Üzgün. Gözü açılmış.

Fact : Durum. Gözlenebilir ya da görgül işlemlerle kavranabilir olan ve kendine özgü bir örüntüsü bulunan olay. Gerçek olay. Olay. Vaka. Olmuş şey. Çarpınım. Bilgi. Eylem.

Candids : Riyasız. İçten. Açık yürekli. Asıl fikrini gizlemeyen. Dobra dobra. Dobra. Samimi. Toksözlü. Açık.

Achievable : Yapılabilir. Erişilebilir. Gerçekleştirilebilir. Tamamlanabilir. Başarılabilir. Ulaşılabilir.

Actual : Fiili. Güncel. Asli. Hakiki. Aktüel. Eylemli. Mevcut. Gerçekten. Şimdiki.

Truth : Gerçekliğin, düşüncede gerçeğe uygun biçimde yansıması. Herkesin bildiği gerçek. Gerçek durum. Dürüstlük. Doğru. Realite. Sadakat. İçtenlik. Sıhhat.

 

Earnest : Yanlar arasında yapılan tecim sözleşmesinin inancayla kesinleşmesi için çoğunlukla alıcısınca satıcısına yapılan ön ödeme. Samimi. Hevesli. Tadım. Azimli. Ön ödeme. Teminat. Pey akçesi. İçten. Ciddi.

The true synonyms : facts, genuineness, reality, authentic, dinkum, dyed in the wool, as large as life, bona fide, faits, really, actuality, deadset, actualities, effective, gospel, sooth, candid, realities, sooths.