Took a seat türkçesi Took a seat nedir

Took a seat ile ilgili cümleler

English: Ali took a seat across from Mary.
Turkish: Ali Mary'nin karşısında bir koltuk aldı.

English: Ali took a seat next to Mary on the bench.
Turkish: Ali oturma sırasında Mary'ye bitişik bir koltuk aldı.

English: Ali took a seat next to Mary.
Turkish: Ali Mary'ye bitişik bir koltuk aldı.

English: He always took a seat in the front row.
Turkish: O her zaman ön sırada bir koltuk aldı.

English: She got on a bus and took a seat in the front.
Turkish: Otobüse bindi ve ön tarafta bir koltuğa oturdu.

Took a seat ingilizcede ne demek, Took a seat nerede nasıl kullanılır?

Took : Oltaya vurmak. Yapmak. Yanmak. Çekmek (fotoğrafçılık terim). Ele geçirmek. Atlatmak. Götürmek. Yakalamak. Ölçmek. İcap etmek.

A : En iyi kaliteyi simgeleyen harf. Miktar belirtir. La (müzik terimi). Pek iyi. Herhangi bir. Amperin simgesi. Atom ağırlığı. En yüksek not. Belirli bir tür veya nitelikteki. Argonun simgesi.

Seat : Oturtmak. ...kişilik oturma kapasitesi olmak. Bir seyircinin tiyatro seyrederken oturduğu yer. Yer. Oturma yerini onarmak. Almak (salon). Kıçını tamir etmek (pantolon). Koltuk. Mevki. İskemle.

Took a bath : Yıkanmak. Banyo yapmak.

Took a beating : Tekme tokat girişilen. İsabet alan. Vurulan. Dayak yiyen. Bir darbe alan.

 

Took an examination : Sınav yapılan. Test edilen.

Took a chance on : Riskli bile olsa birşeyi denemek. Şans tanımak.

Took advantage of : Faydalanmak. Kullanan. Yararlanmak. Nemalanmak. İyi niyetini kötüye kullanmak. -den istifade etmek. Fırsat bilmek. -den yararlanmak. Yararlanan. Çıkar sağlayan.

Took a vow : Adak adamak.

Things took a turn : İşler dönmeye başladı. İşler döndü. İşler değişmeye başladı. Bir değişim oldu.

İngilizce Took a seat Türkçe anlamı, Took a seat eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Took a seat ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Dwells : Bir yerde yaşamak. İkamet etmek. Durmak. Kalmak. Durma. Hayat sürmek. Bekleme. Yaşamak. Bir yerde oturmak.

Bides : Kollamak. Yıkılmamak. Dayanmak. Sabırla beklemek. Beklemek.

Dwell in : Mesken tutmak. İkamet etmek. -de oturmak. Tevakkuf etmek.

Domiciling : Ev. Ödemek (poliçe). Yerleştirmek. Ödemek. İkamet ettirmek. Yerleşmek. Mesken vermek. Poliçenin ödendiği yer. Oturma yeri.

Abideth : Yaşamak. Kalmak. Sadık kalmak. Müsamaha göstermek. Kabul etmek. Katlanmak. Beklemek. Sineye çekmek. Devam etmek. Boyun eğmek.

Dwell : Hayat sürmek. Bir yerde oturmak. Durmak. Kalmak. Bir yerde yaşamak. Bekleme. Yaşamak. İkamet etmek. Durma.

Domicile : Oturma yeri. Kişinin yerleşme amacıyla oturduğu konut. İkamet ettirmek. Yasal konut. Yerleştirmek. Ev. Ödemek (poliçe). Hukuk, ekonomi alanlarında kullanılır. Konut.

Domiciles : Mesken vermek. Ödemek (poliçe). İkamet ettirmek. Yerleşmek. Ödemek. Ev. Yerleştirmek. Konut. Oturma yeri.

Gear : Uymak. Vites değiştirmek. Donanım. Takım. Teçhizat. Yönelmek. Çark dişleri birbirine geçmek. Pılı pırtı. Vites.

Bided : Dayanmak. Yıkılmamak. Kollamak. Beklemek. Sabırla beklemek.

Took a seat synonyms : ensconces, ensconce, be seated, fit well, domiciliate, bide.