Trouble türkçesi Trouble nedir

  • Uğraştırmak.
  • Üzülmek.
  • Dert.
  • Zahmet vermek.
  • Bela.
  • Rahatsızlık vermek.
  • Problem.
  • Bulandırmak.
  • Zahmet etmek.
  • Rahatsız etmek.
  • Dert etmek.
  • Zahmet.
  • Tedirgin etmek.
  • Canını sıkmak.
  • Sorun.
  • Başını ağrıtmak.
  • Üzmek.

Trouble ile ilgili cümleler

English: Ali always seems to have trouble making decisions.
Turkish: Ali her zaman karar vermede sorun yaşıyor gibi görünüyor.

English: "Do you not like Tom?" "It's not that I don't like him, I just have trouble dealing with people like him."
Turkish: "Tom'u sevmiyor musun?" "Onu sevmiyorum değil, sadece onun gibi insanlarla ilgi kurmada sorunum var."

English: "How's the trouble and strife?" is an example of a sentence using Cockney rhyming slang.
Turkish: "Torun torba nasıl?" bir ikileme cümlesi örneğidir.

English: A person like that would have no trouble getting elected president.
Turkish: Onun gibi bir kişinin başkan seçilme sorunu olmazdı.

English: Ali admitted that he always has trouble remembering names.
Turkish: Ali isimleri hatırlamada her zaman sorun yaşadığını itiraf etti.

Trouble ingilizcede ne demek, Trouble nerede nasıl kullanılır?

Trouble free : Sorunsuz. Üzgüsüz.

Trouble maker : Bozguncu. Sorun çıkaran. Ortalığı karıştıran. Fesatçı. Cansıkıcı kimse. Fitneci. Sorun yaratan. Mesele çıkaran kimse. Başbelası kimse. Sorun çıkaran kimse.

 

Trouble oneself : Zahmet etmek. Zahmete katlanmak.

Trouble shooter : Arıza giderici.

Trouble shooting : Arıza bulma. Arıza arama. Arıza bulma ve giderme. Problemlerin yerini tespit etme. Arıza tespiti. Sorun çözme. Aksiliklerin yerini saptama. Onarım. Problem tespit etme. Arıza giderme.

Take the trouble of : Zahmet etmek.

Be worth the trouble : Zahmete değmek.

Ask for trouble : Kendi kaşınmak. Belasını aramak. İstemek. Sataşmak. Bela aramak. Kaşınmak. Aranmak.

Getting into trouble with the law : Başı kanun ile belada olmak. Suç işlemek.

Asked for trouble : Kendi talihsizliğine neden oldu. Kendi kendine sorunlar yarattı. Belasını aradı.

İngilizce Trouble Türkçe anlamı, Trouble eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Trouble ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Worrit : Endişelendirme. Kızdırmak. Endişe. Kaygılandırmak. Tedirginlik yaratmak. Kızgınlık. Endişelendirmek.

Banes : Zehir. Zarar. Afet. Felaket. Ziyan. Kötülük. Yıkım.

Concern : Etkilemek. Firma. İlgilenmek. Kaygı. Kaygılandırmak. Hakkında olmak. Mesele. Endişe uyandırmak. Şirket.

Grueling : Yorucu. Yorucu şey. Zorluk. Eziyetli. Ağır ceza. Meşakkat. İşkence. Ağır iş. Zorlu.

Problems : Terslikler. Mesele. Olumsuzluklar. Bilinmez. Muamma. Aksaklıklar. Aksilikler.

Bother : Sıkıntı vermek. Sıkıntı. Can sıkmak. Musallat olmak. Daraltmak. Takmak. Sıkmak. Rahat vermemek. Sinir etmek.

Bug : Mikrop. Delilik. Tahtakurusu. Meraklısı. Böcek. Arıza. Dinleme cihazı. Bir şeyin hastası. Uyuz etmek. Virüs.

Agitate : Telaşlandırmak. Acı vermek. Çalkalamak. Kamuoyunu kışkırtmak. Yaygara koparmak. Dalgalandırmak. Sarsmak. Başkaldırmak. Altüst etmek.

 

Bother about : Aldırmak. Canı sıkılmak. Endişelenmek.

Funerals : Cenaze töreni. Defin. Gömme. Cenaze törenine ait. Cenaze alayı. Cenaze. Cenaze merasimi.

Trouble synonyms : growing pains, pressure point, covered up, clouds, exertion, incommoding, be troubled about, bores, nurse, break up, calamity, bottom out, annoy, put out, grievance, inconvenienced, distress, dolors, darned, difficulties, bite, cankerworm, affects, inconveniences, inconvenience, offends, cankerworms, ail, festers, questions, fashes, agitating, funeral.

Trouble zıt anlamlı kelimeler, Trouble kelime anlamı

Disembarrassment : Sıkıntıdan kurtarılma. Güç bir durumdan kurtarma. Sıkıntıdan kurtarma. Rahatlatma.

Calm : Durgun. Soğukkanlı. Serinkanlı. Endişesiz. Huzurlu. Teskin etmek. Ağırbaşlı. Arsız. Esintisiz. Gürültüsüz.

Trouble ingilizce tanımı, definition of Trouble

Trouble kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Gloomy. Disturbance. The state of being troubled. Agitation. Vexation. To disturb. To put into confused motion. To agitate. Troubled. Calamity. Uneasiness. Dark.