Uyandırmak nedir, Uyandırmak ne demek

  • Uyanmasına yol açmak
  • Aklını başına toplamasını sağlamak, gözünü açmak.
  • Herhangi bir sebeple dernekteki üyeliğin dondurulmasından vazgeçerek çalışmalara katılmasına izin vermek.
  • Çıra, lamba, soba vb. ışık veren şeyleri yakmak, tutuşturmak.
  • Üstü küllenmiş ateşi yeniden canlandırmak.

"Uyandırmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Köşede kuru odun var, uyandır ocağı." - A. Gündüz
  • "Sanki yüzyıllık bir uykudan uyanan bekçi, yerinden doğrulup çevresine bakınca kendisini uyandıran kişiyi göremedi." - İ. O. Anar

Yerel Türkçe anlamı:

Sönmüş ateşi canlandırmak

Aklını başına getirmek, uyarmak.

Diğer sözlük anlamları:

Uyarmak, irşat, ikaz etmek.

Yakmak, ışığı parlatmak.

İngilizce'de Uyandırmak ne demek? Uyandırmak ingilizcesi nedir?:

evoke

Uyandırmak anlamı, tanımı:

Uyandırma : Uyandırmak işi. Anıları zihinde yeniden canlandırma.

Ateşi uyandırmak : Sönmek üzere olan ateşi canlandırmak.

Gaflet uykusundan uyandırmak : Bilgisizlikten, idraksizlikten kurtarmak.

İnfial uyandırmak : Kızgınlığa yol açmak, öfke yaratmak.

İstek uyandırmak : İstemesine, arzu duymasına yol açmak.

Merakını uyandırmak : Merak etmesine sebep olmak, meraklandırmak.

Nefret uyandırmak : Nefret etmesine sebep olmak.

Nostalji uyandırmak : Özlem duygusu canlandırmak.

 

Yankı uyandırmak : Bir olgu çevrede duygusallık, düşünce, dedikodu gibi tepki yapmak.

Uyanma : Uyku durumundan çıkma. Uyanmak durumu, intibah.

Açmak : Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Beğenmek. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Savaşla almak, fethetmek. Alışverişi başlatmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Engeli kaldırmak. Yapmak, düzenlemek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Yakışmak, güzel göstermek. Ferahlık vermek. Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yarmak. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Geçit sağlamak. Ayırmak, tahsis etmek. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Bir konu ile ilgili konuşmak. Görünür duruma getirmek. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Rengin koyuluğunu azaltmak. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek.

Lamba : Radyo ve televizyonlarda kullanılan, havası boşaltılmış veya içine düşük basınçlı bir gaz doldurulmuş cam, seramik veya çelikten ampul. Kapı, pencere kenarlarına açılan, genellikle dik açılı girinti. Petrol gibi yanıcı bir madde yakarak veya elektrik akımıyla içindeki teller akkor durumuna geçerek ışık veren alet.

Soba : İçinde kömür, odun veya gaz yakılan, elektrikle de çalıştırılabilen ısınma aracı.

Işık : Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk. Aydınlanmak için kullanılan elektrik. Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı. Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma. Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç.

 

Yakmak : Kına, yakı vb.ni koymak, sürmek. Zamanında kullanılmadığından hükmünü yitirmek. Silahla vurmak. Karartmak. Yıkıma, zarara yol açmak, büyük bir zarara uğratmak, mahvetmek. Kurutmak, zarar vermek. Işık vermesini sağlamak. Isı etkisiyle zarar vermek. Yanıyormuş gibi bir etki yapmak. Tedavi etmek amacıyla doku, damar vb. dağlamak. Ateşle yok etmek. Keskin, sert ve ısırıcı bir duyum vermek. Çok üşütmek. Çok sıcak olmak. Yanmasını sağlamak veya yanmasına yol açmak, tutuşturmak. Türkü, ağıt vb. düzenlemek, bestelemek. Güçlü sevgi uyandırmak.

Tutuşturmak : Tutuşmalarını veya tutuşmasını sağlamak. Coşturmak, çok heyecanlandırmak. Karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin ansızın vermek.

Yol : Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. Hile, tuzak. Kumaşta bulunan çizgi. Kez, defa. Gaye, uğur, maksat. Yolculuk. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. Gidiş çabukluğu, hız.

Yeniden : Gene, yine, bir daha, tekrar.

Canlandırmak : Yoğunluk, etkinlik kazandırmak. Bir karakteri oynamak, ona kişilik vermek. Yaşatmak, birinin kılığına girmek. Canlılık, tazelik, dirilik getirmek. Canlanmasını sağlamak, canlanmasına yol açmak. Yaşama döndürmek.

Uyandırmak ile ilgili Cümleler

  • Onu uyandırmak zorundayım.
  • Gerçekten Tom'u uyandırmak ister misin?
  • Birazdan onu uyandırmak zorundayım.
  • Onları uyandırmak için git.
  • Onu uyandırmak için git.
  • Tom'u kendim uyandırmak istiyorum.
  • Birazdan onları uyandırmak zorundayım.

Diğer dillerde Uyandırmak anlamı nedir?

İngilizce'de Uyandırmak ne demek? : v. wake up, awake, wake, waken, arouse, stir, stir up, inspire, excite, awaken, call, disabuse, disabuse of, evoke, kindle, knock up, quicken, rouse, rouse up, undeceive, whet

Fransızca'da Uyandırmak : éveiller, réveiller, dégriser, délurer, revivifier, (arzu) solliciter

Almanca'da Uyandırmak : v. aufpeitschen, aufscheuchen, aufwecken, entflammen, entzünden, erregen, erwecken, wecken

Rusça'da Uyandırmak : v. будить, пробуждать, возбуждать, вызывать, зарождать, отзываться, наводить, ронять, раздувать, разбудить, перебудить, пробудить, возбудить, вызвать, зародить, отозваться, навести, заронить, выронить, уронить, обронить