Yakmak nedir, Yakmak ne demek

"Yakmak" ile ilgili cümle

  • "Gözü mavi, boyu kısa, kendi muhacir olmasın. Ne olursa olsun makbulüm. Aman bu üçüne dikkat et. Beni yakma." - Ö. Seyfettin
  • "Hekime daima şarabın midelerini yaktığından bahsederler." - F. R. Atay
  • "Eteği ütülerken yaktı."
  • "Mavi ışıklı ispirto lambalarını yakarlar." - S. F. Abasıyanık
  • "Soğuk rüzgâr insanın yüzünü yakıyor."
  • "Biletini ve tatilini yaktı."
  • "Güneşte vücudunu yaktı."
  • "Fırtına ekinleri yakmıştı." - S. F. Abasıyanık
  • "Kendi sigarası için yaktığı kibriti bana uzattı." - F. R. Atay
  • "Biber ağzı yakar."
  • "Bugün güneş yakıyor."
  • "Çöpleri yakmak."

Yerel Türkçe anlamı:

Alıştırmak, ısındırıp sevdirmek: Öksüz kuzuyu sütlü koyuna yakalım.

 

Önemli olaylar, acılar, ayrılıklar, seviler üstüne türkü, ağıt yapmak, düzmek.

Oyunda yenmek, oyun dışı yapmak.

Sürmek, koymak (kına için).

Diğer sözlük anlamları:

Yaklaşmak.

Yaklaştırmak.

Bilimsel terim anlamı:

[Bakınız: türkü yakmak]

Yakmak kısaca anlamı, tanımı:

Yakıp yıkmak : Çok büyük zarar vermek, harap etmek.

Yakan top : Birkaç kişilik iki takım arasında bir el topuyla oynanan ve topu karşı takım oyuncusuna vurma temeline dayanan bir oyun türü.

Yakma : Yakmak işi.

Abayı yakmak : Birine aşırı bir biçimde gönül vermek, tutulmak, âşık olmak.

Ağıt yakmak : Ölen bir kimsenin iyiliklerini, arkada bıraktıklarının acılarını veya büyük felaketlerin acılı etkilerini söz veya ezgi ile dile getirmek.

Biber gibi yakmak : Çok üzmek, dertlendirmek. deri, göz vb.ni çok acıtmak.

Can yakmak : Bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. üzmek, acı vermek. zulmetmek, eziyet etmek.

Canını yakmak : Bir kimseyi, çok sıkıntı ve zarara sokmak. acı verecek bir biçimde cezalandırmak.

Cep yakmak : Çok pahalı olmak.

Ciğerini yakmak : Bir kimseye büyük bir acı çektirmek.

El yakmak : Çok pahalı olmak. ateşten yeni çıkmak, taze olmak.

Elektriği yakmak : Bir yeri aydınlatmak için elektrik enerjisini açıp kullanmak.

Gemileri yakmak : Verdiği karardan geri dönmesini sağlayacak sebepleri yine kendisi yok etmek. geri dönüşü olmayan kararlar vermek.

Gönül yakmak : Aşk dolayısıyla iç yangınına tutulmak. insanı aşırı derecede etkilemek, sarsmak, kendinden geçmesine yol açmak.

İçini yakmak : Çok üzülmek.

Kıçına kına yakmak : Karşısındaki kişinin uğradığı bir olumsuzluğa aşırı derecede sevinmek.

 

Kına yakmak : Birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek. kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek.

Mum yakmak : Kutsal sayılan bir yere giderek adak adadığında mum yakıp koymak.

Ok meydanında buhurdan yakmak : Önemli bir iş için yetersiz imkânlardan yararlanmaya çalışmak. geniş bir yeri yetersiz bir şeyle ısıtmaya çalışmak.

Pire için yorgan yakmak : Pireye kızıp yorgan yakmak.

Pireye kızıp yorgan yakmak : Önemsiz bir durum karşısında kızarak kendisine daha büyük zarar verecek davranışta bulunmak.

Türkü yakmak : Türkü sözünü bestelemek.

Yağ yakmak : Tavada yağı çok ısıtmak. dalkavukluk etmek.

Yakı yakmak : Yakı yapıştırmak.

Yeşil ışık yakmak : Uygun olabileceğini, izin verilebileceğini belli etmek.

Koymak : Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. Bırakmak. Bırakmak, terk etmek. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. İmza, tarih, adres yazmak. Katmak, eklemek. Etkilemek, dokunmak. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak.

Sürmek : Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. Devam etmek. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Zaman almak. Zaman geçmek. Önüne katıp götürmek. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Yönetip yürütmek, sevk etmek. Olmaya devam etmek. Dokundurmak, değdirmek. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek. Uzatmak, ileri doğru itmek.

Yanma : Yanmak işi. Bir cismin oksijenle birleşmesi sırasında ortaya çıkan olayların tümü.

Sağlamak : Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Elde etmek, sahip olmak. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek.

Açmak : Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Yakışmak, güzel göstermek. Geçit sağlamak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Bir konu ile ilgili konuşmak. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Alışverişi başlatmak. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Görünür duruma getirmek. Yapmak, düzenlemek. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Ferahlık vermek. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yarmak. Rengin koyuluğunu azaltmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Birbirinden uzaklaştırmak. Alanını genişletmek.

Tutuşturmak : Tutuşmalarını veya tutuşmasını sağlamak. Coşturmak, çok heyecanlandırmak. Karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin ansızın vermek.

Ateş : Isıtmak, pişirmek için kullanılan yer veya araç. Tutuşmuş olan cisim. Tehlike, felaket. Coşkunluk. Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od, nâr. Genellikle hastalık etkisiyle artan vücut sıcaklığı, kızdırma. Büyük üzüntü, acı. Öfke, hırs, hınç. Patlayıcı silahların atılması.

Kına : Kına ağacının kurutulmuş yapraklarından elde edilen, saç ve elleri boyamakta kullanılan toz.

Yakı : Bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp deri üzerine uygulanan, beden ısısıyla vücuda yapışan eczalı parça.

Yok : Olmayan, bulunmayan şey. Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir. Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.), var karşıtı. "Hayır" anlamında kullanılan bir söz. Birinin söylediği sözlerden genel olarak kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz. Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz. Yasak.

Etmek : "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Kötülükte bulunmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Bir işi yapmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Eşit değer kazanmak. Bulmak, erişmek. Demek, söylemek. Herhangi bir değerde olmak.

Işık : Aydınlanmak için kullanılan elektrik. Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk. Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç. Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı. Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb.

Isı : Bir cismin uzamasına, genleşmesine, buharlaşmasına, erimesine, sıcaklığının artmasına yol açan fiziksel enerji. Fiziksel bir olaya dayalı, belirli bir ölçü üzerine kurulmuş olan sıcaklık ve soğukluk derecesi.

Zarar : Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat.

Vermek : Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Ayırmak, harcamak. Doğurmak. Tespit etmek. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Satmak. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Bırakmak veya bağışlamak. Ondan bilmek, atfetmek. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Ödemek. Yaymak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Sahip olmasını sağlamak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Kazandırmak, katmak. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Dayamak.

Gibi : O anda, tam o sırada, hemen arkasından. -e benzer. -e yakışır biçimde. İmişçesine, benzer biçimde.

Bir : Sayıların ilki. Bir kez. Beraber. Aynı, benzer. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ancak, yalnız. Sadece. Tek. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayı kadar olan. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

Etki : Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım. Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir. Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim.

Yapmak : Üretmek. Onarmak, tamir etmek. Düzenli bir duruma getirmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Evlendirmek. Bir durum yaratmak. Yol almak. Gerçekleştirmek. Davranmak, hareket etmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Edinmek, sahip olmak. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Olmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Olmasına yol açmak. Dışkı çıkarmak. Salgılamak, çıkarmak. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek.

Kurutmak : Cılız duruma getirmek, zayıflatmak. Bazı sebze ve meyvelerin buharlaştırılmasıyla kuru bir durum almasını sağlamak. Suyunu ve ıslaklığını giderip kuru duruma getirmek. Bitki canlılığını yitirmek. Uğursuzluk getirmek, yok etmek. Yiyecek ve içecekleri yiyip bitirmek.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Sıcak : Havadaki yüksek ısı. Hamam. Yakmayacak derecede ısısı olan, yakmayacak kadar ısı veren, soğuk karşıtı. Dostça olan, sevgi dolu. Sıcak yer. Isısı yüksek olan, çok ısınmış.

Olmak : Yitirmek, elinden kaçırmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Geçmek, tamamlanmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bulunmak. Uymak, tam gelmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Yol açmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Sarhoş olmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Sürdürmek, yürütmek. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur.

Karartmak : Işığı kısmak veya örtmek. Kötü bir duruma getirmek. Rengini karaya çevirmek, esmerleştirmek, siyahlaştırmak. Karanlık duruma getirmek.

Üşütmek : Üşümesine sebep olmak. Delirmek, aklını yitirmek. Üşüyüp hasta olmak, soğuk almak.

Vurmak : Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Olumsuz yönde etkilemek. Uygulamak, basmak, koymak. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Çıkmak. Dokunmak, hasta etmek. Çarpma işlemini yapmak. Manevi olarak yaralamak. İçki içmek. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Takmak, koymak, bağlamak. Olduğundan başka biçimde görünmek. Silahla yaralamak, öldürmek. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Bağlama, ilişkilendirmek. Sürmek. Hızla değmek, çarpmak. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Sırtına, omzuna yerleştirmek. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. Hızla çarpmak. Desteklemek, dayamak. Duyulmak, hissedilmek. Amaçladığı şeye rast getirmek. Tavla oyununda pulu kırmak. Kadeh tokuşturmak. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak.

Güçlü : Şiddeti çok olan. Nitelikleri ile etki yaratan, etkili. Etkisi, önemi büyük olan, sözü geçer, forslu. Gücü olan, kuvvetli, yavuz.

Sevgi : İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.

Uyandırmak : Çıra, lamba, soba vb. ışık veren şeyleri yakmak, tutuşturmak. Uyanmasına yol açmak. Üstü küllenmiş ateşi yeniden canlandırmak. Herhangi bir sebeple dernekteki üyeliğin dondurulmasından vazgeçerek çalışmalara katılmasına izin vermek. Aklını başına toplamasını sağlamak, gözünü açmak.

Zamanında : Tam vaktinde. Eskiden.

Yitirmek : Bazı nitelik veya özelliklerin yok olması durumuna uğramak, kaybetmek. Ne olduğunu, nerede bulunduğunu bilememek, kaybetmek. Yanlış yola girmek, kaybolmak. Yakın birini ölüm sonucu kaybetmek.

Türkü : Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş manzume.

Ağıt : Ölen bir kimsenin gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini, arkada bıraktıklarının acılarını, büyük felaketlerin acılı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazılan yazı, sagu, mersiye. Ölenin iyi niteliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren söz veya ezgi. Gelinin arkasından niteliklerini anlatan söz veya ezgi.

Düzenlemek : Müzik aletlerini akort etmek. Düzenleme yapmak. Düzenli, düzgün duruma getirmek, düzen vermek, tanzim etmek. Yapmak, hazırlamak.

Bestelemek : Beste yapmak.

Yakmak ile ilgili Cümleler

  • 2010'dan beri canımı yakmakla uğraşıyorsunuz; doğduğumdan beri fizikçinin yalanlarını duyuyorum; bana hiç yardım etmiyorsunuz sonra benden yardım bekliyorsunuz bu adaletli değil.
  • Tom'un yakmak için bol parası vardı.
  • Senin canını yakmak istemiyorum ama bazen hakettiğini de düşünmüyor değilim.
  • Ali Mary'nin evini yakmakla tehdit etti.
  • Burak kütüphaneyi yakmakla tehdit etti.
  • Ali ateş yakmak zorunda kaldı.
  • Amerika Birleşik Devletlerinde Amerikan bayrağını yakmak bir suç mu?

Diğer dillerde Yakmak anlamı nedir?

İngilizce'de Yakmak ne demek? : v. bite, burn, cauterize, fire, flash, ignite, incinerate, kindle, light, light up, turn on, scathe, scorch, sear, set on fire

Fransızca'da Yakmak : brûler, allumer, calciner, embraser, incendier, piquer

Almanca'da Yakmak : v. anbrennen, anfeuern, anmachen, anreißen, anschalten, anstecken, anzünden, aufbrennen, beißen, beizen, bräunen, einäschern, einschalten, heizen, schwelen, verbrennen, verfeuern

Rusça'da Yakmak : v. жечь, припекать, сжигать, зажигать, обжигать, выжигать, прожигать, палить, печь, растапливать, топить, затоплять, разжигать, жечься, пережигать, щипать, накладывать, покрывать, припечь, сжечь, зажечь, обжечь, выжечь, прожечь, испечь, растопить, потопить, истопить