Yağdırmak nedir, Yağdırmak ne demek

"Yağdırmak" ile ilgili cümleler

  • "Cemal Paşa, çılgın, Adana'ya, Afyon'a şiddetle emirler yağdırıyordu." - F. R. Atay
  • "Turhan mütemadiyen babasına, amcasına mektuplar yağdırıyor." - A. H. Müftüoğlu
  • "Çorbada tuzum bulunsun diyen para, eşya yağdırmıştı." - T. Buğra
  • "Bu fabrika piyasaya kumaş yağdırdı."

Yağdırmak anlamı, tanımı:

Yağdırma : Yağdırmak işi.

Ateş yağdırmak : Ateşli silahlarla aralıksız mermi atmak. çevresindekilere ağır sözler söylemek.

Kurşun yağdırmak : Çok sayıda kurşun atmak.

Yağma : Baskın veya zor kullanarak elde edilmiş olan. Birçok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması, talan. Akıncıların düşman topraklarına yaptıkları baskın, çapul. Yağmak işi.

Sağlamak : Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Elde etmek, sahip olmak.

Aralık : Bir sesi bir başka sesten, kalına veya inceye doğru ayıran uzaklık. Uygun, elverişli durum, fırsat. Evin iki bölümü veya iki oda arasındaki dar geçit, geçenek, koridor. Borsada hisse senetlerinin alım satım emirlerinin verildiği süre. Yarı açık, tam kapanmamış. Yılın on ikinci ayı, ilk kânun, kânunuevvel. Basımcılıkta harfler veya satırlar arasındaki açıklık, espas. Portenin paralel çizgileri arasındaki boşluk. Toplu beden eğitiminde art arda dizilenleri ayıran açıklık. Iğdır iline bağlı ilçelerden biri. İki nota arasındaki perde uzaklığı. Tuvalet. Ara.

 

Israrlı : Üsteleyerek. Tekrarlanarak yapılan.

Biçim : Tarz. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Biçme işi. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Herhangi bir şeyin benzeri. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu.

Yapmak : Gerçekleştirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Edinmek, sahip olmak. Dışkı çıkarmak. Olmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Yol almak. Bir durum yaratmak. Üretmek. Davranmak, hareket etmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Salgılamak, çıkarmak. Onarmak, tamir etmek. Evlendirmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Olmasına yol açmak. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek.

 

Vermek : Ödemek. Sahip olmasını sağlamak. Bırakmak veya bağışlamak. Dayamak. Tespit etmek. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Ayırmak, harcamak. Yaymak. Satmak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Kazandırmak, katmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Doğurmak. Ondan bilmek, atfetmek.

Söylemek : Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak. Yapılmasını istemek. Türkü, şarkı vb. okumak. Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak. Haber vermek. Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak. Yazmak, düzmek. Sipariş etmek. Önceden bildirmek, tahmin etmek.

Bol : İçine girecek şeyin boyutlarından daha büyük veya geniş olan, dar karşıtı. Nicelik bakımından olağandan veya alışılandan çok, kıt karşıtı. Özel bir cam içinde likör, şarap, meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içki.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Koymak : Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. Etkilemek, dokunmak. Katmak, eklemek. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. Bırakmak. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. İmza, tarih, adres yazmak. Bırakmak, terk etmek.

Sürmek : Önüne katıp götürmek. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek. Olmaya devam etmek. Devam etmek. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Zaman geçmek. Dokundurmak, değdirmek. Yönetip yürütmek, sevk etmek. Uzatmak, ileri doğru itmek. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Zaman almak. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak.

Diğer dillerde Yağdırmak anlamı nedir?

İngilizce'de Yağdırmak ne demek? : v. flood, hail, heap up, hurl, pelt, pour, pour forth, pour out, rain, shower, volley, volley forth, volley out

Almanca'da Yağdırmak : v. überhäufen

Rusça'da Yağdırmak : v. забрасывать, наводнять, напрудить, осаждать, наводнить, осадить