Çıra nedir, Çıra ne demek

Çıra; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Çıra" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Elinde güçlü bir çıra vardı, onu yüksekte tutarak yolculara yol gösteriyordu." - N. Araz

Çıra tanımı, anlamı:

Çaydaçıra : Elazığ ve çevresinde kına gecesi veya düğünlerde, ellerde yanan mum taşınarak oynanan türkülü bir halk oyunu. Bu oyunun müziği.

Marmara çırası : "Perişan etmek, mahvetmek veya perişan olmak, mahvolmak" anlamlarındaki Marmara çırası gibi yakmak (veya yanmak) deyiminde geçen bir söz.

Çırağ : Çerağ.

Çırak : Saray, daire vb. büyük yerlerde yıllarca hizmet ettikten sonra geçimi sağlanarak başka yerde yaşamasına izin verilen kimse. Zanaat öğrenmek için bir ustanın yanında çalışan kimse. Dükkânda ayak işlerine bakan kimse.

Çırak almak : Yanında çırak çalıştırmak.

Çırak çıkarmak : Cariye veya odalıkların saray, konak, köşk vb. büyük yerlerde yıllarca hizmet ettikten sonra evlenmelerine veya o yerlerden ayrılmalarına izin vermek. bir kimseyi beklediğinden az bir kazançla ortaklıktan uzaklaştırmak.

 

Çırak vermek : Çırak olarak çalışması için bir iş yerine göndermek.

Çıraklık : Çırak olma durumu, yamaklık. Çırağın yaptığı iş. Çırağa verilen ücret. Çırakların çalıştığı yer.

Çıraklık etmek : Çırak olarak çalışmak.

Çırakma : Şamdan.

Çırakman : Çırakma. Üzerinde meşale yakılan kule veya demir direk. Balıkçıların balıkları kıyıya çekebilmek için geceleyin yaktıkları ateş.

Çıralı : Çırası olan.

Çıralık : Çıra olarak kullanılmaya elverişli (ağaç, tahta). Çıra konulan yer.

Çıramoz : Balıkçıların, ateş balığı avlarken üzerinde çıra ve funda yaktıkları ızgara.

Kabiliyetli çırak ustayı geçer : "yetenekli çırak, ustasından daha usta olur" anlamında kullanılan bir söz.

Kömürcü çırağına dönmek : Yüzü, üstü başı siyah lekeler içinde kalmak, eli yüzü kapkara olmak.

Mart dokuzunda çıra yak bağ buda : "mart ayının dokuzunda bağların kesinlikle budanması gerekir, bu iş gündüz yetiştirilemezse gece çıra ışığında yapılmaya değecek kadar önemlidir" anlamında kullanılan bir söz.

Reçineli : Özünde reçine bulunduran.

Ağaç : Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki. Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan. Tahta, kereste.

Yağlı : Yağdan kirlenmiş veya lekelenmiş olan. Yağla yapılmış. Yağı çok olan. Bol ve kolay kazanç sağlayan. Besili, semiz. Üzerinde veya içinde yağı olan.

Yanma : Yanmak işi. Bir cismin oksijenle birleşmesi sırasında ortaya çıkan olayların tümü.

Bölüm : Çağ, devir. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik.

 

Küçük : Niteliği aşağı olan, bayağı. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Kısık, parlak olmayan (ses). Niceliği az olan. Küçük abdest. Geri aşamada. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Yaşı daha az olan. Değersiz, önemsiz.

Tutuşturma : Tutuşturmak işi.

Lamba : Radyo ve televizyonlarda kullanılan, havası boşaltılmış veya içine düşük basınçlı bir gaz doldurulmuş cam, seramik veya çelikten ampul. Petrol gibi yanıcı bir madde yakarak veya elektrik akımıyla içindeki teller akkor durumuna geçerek ışık veren alet. Kapı, pencere kenarlarına açılan, genellikle dik açılı girinti.

Çırak almak : yanında çırak çalıştırmak.

Çırak çıkarmak : bir kimseyi beklediğinden az bir kazançla ortaklıktan uzaklaştırmak; esk. cariye veya odalıkların saray, konak, köşk vb. büyük yerlerde yıllarca hizmet ettikten sonra evlenmelerine veya o yerlerden ayrılmalarına izin vermek. Kız gelin etmek.

Çırak çıkmak : Açığa çıkmak, faydalanamamak: Baba malından çırak çıkmak.

Çırak okulları : Birtakım sanayi kurumlarının, çıraklık düzeyinde yeterli işçi gereksinmesini karşılamak amacıyla kendi kuruluşları içinde açtıkları meslek okullarına verilen ad.

Çırak uyarmak : Kandil yakmak

Çırak vermek : çırak olarak çalışması için bir iş yerine göndermek. İlgili cümle: "“Bu çocuğu sekiz yaşındayken, araba boyacısına çırak vermişler.”" S. F. Abasıyanık.

Çırak yandırmak : Kandil yakmak

Çırakba : Kaşık koyacak yer. [Bakınız: çırakmak]

Çırakçı : Tekkenin kandillerini yakmaya memur kimse

Çırakköy : Van ili, Dorutay nahiyesine bağlı bir bölge.

Çıra ile ilgili Cümleler

  • Çıra dibine kör yanar.
  • Hain Hoca ve Çırak adlı kitaptan, Hoca: ''Sana hep yardım ettim.'' Çırak: ''Başıma gelen olayları bilerek engellemedin ve hatta öyle olmasını istedin, beni günahkar ve suçlu gösterdin.''
  • Benim çırağım olmak ister misiniz?
  • Benim çırağım olmak ister misin?
  • Bazı elektrikçiler üniversiteye gitme yerine çıraklık sistemi içinde mesleklerini öğrenirler.
  • O Freud'un çırağıdır.
  • Hoca diyor ki: ''Yanında kimse , yokken ben vardım, unutma.'' Çırak cevap verdi: ''Yanımda kimse olmamasını gerektirecek durumu zaten sen yarattın.'' Hain Hoca ve Çırak adlı eserden.
  • Bir barda bir taburede oturan denizci çırağı balık ve cips sepetini beklerken bir bira ısmarladı.

Diğer dillerde Çıra anlamı nedir?

İngilizce'de Çıra ne demek? : [CIRA] n. kindling wood, firewood, kindling

Fransızca'da Çıra : résine [la], bois résineux qu'on emploie pour allumer le feu

Almanca'da Çıra : n. Kien

Rusça'da Çıra : n. лучина (F)