Ötmek nedir, Ötmek ne demek

"Ötmek" ile ilgili cümle

  • "Gelmiş o yaylanın baharı / Öter bülbüller hoştur avazı" - Âşık Veysel
  • "Bu flüt ötmüyor."
  • "Onlar saçma sapan ötüp dururken ben içimden şöyle düşünüyordum." - R. H. Karay

Yerel Türkçe anlamı:

Konuşmak, sözünü etmek.

oyunda kazanarak karşısındakinin elinde olanı almak.

Kavga aramak, horozlanmak.

Buluğa ermek.

Yemek, turşu, pekmez ve benzeri yiyecekler ekşimek.

Ölmek.

Erinleşmek, evlenme isteği göstermek.

Alaycı bir dille konuşmak.

Öğütmek.

Örtmek

Ekmek.

Hayvan cinsel istek duymak.

Evlenmek istemek.

Diğer sözlük anlamları:

Yüksekten atmak.

Geçmek, aşmak.

Teke melemek.

Ötmek anlamı, kısaca tanımı:

Ötme : Ötmek işi.

Borusu ötmek : Sözü geçmek, yetkisi olmak.

Cart cart ötmek : Çok konuşmak.

Çın çın ötmek : Sürekli olarak keskin ses çıkarmak.

Horozlar ötmek : Sabah olmak.

Tın tın ötmek : Parasız, züğürt olmak. içinde bir şey olmamak, boş olmak.

Böcekler : Vücutları baş, göğüs ve karın olarak üç bölgeye ayrılan, duyargaları birer, kanatları ikişer, ayaklarıyla ağız parçaları üçer çift olan eklem bacaklılar sınıfı, haşerat.

 

Değişik : Çok hastalık geçirerek gelişmemiş çocuk. Alışılmışın dışında bir özelliği bulunan. Değiştirilmiş, muaddel. Farklı. Yedek iç çamaşırı, giyecek.

Çıkarmak : Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. Yayımlamak. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Söylemek. Yapmak, üretmek. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Sunmak. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Resim yapmak. Göstermek. Fotoğraf çektirmek. Yollamak, göndermek. Boşaltmak. Bulmak, ortaya koymak. Sağlamak, elde etmek. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Hatırlamak. Sonunu getirmek. Gidermek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek.

Nesne : Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç. Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje. Öznenin dışında kalan her konu, obje.

Sürek : Süren, devam eden zaman. Satmak için pazara götürülen hayvan sürüsü. Hızlı süren, hızlı giden.

Üflemeli : Üflenerek çalınan (çalgı), nefesli.

Çalgı : Çalgı çalma, müzik. Müzik topluluğu. Müzik aleti, çalgı aleti, enstrüman.

Çıkmak : Yapılmak, yürümek. Yetişecek ölçüde olmak. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Süresi dolduğunda ayrılmak. Bitmek, büyümek, sürmek. Erişmek, görmek. Verilmek. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Piyasaya sürülmek. Karaya ayak basmak. Belirmek, tanınmak. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Sıyrılmak, ayrılmak. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Ay, Güneş görünmek. Oluşmak, olmak. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Bulaşmak. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Meydana gelmek. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Binaya kat eklemek. Yerinden oynamak. Mal olmak. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Yayılmak. Unutmak. Gerçekleşmek. Eksilmek. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Giderilmek, yok olmak. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Ay veya mevsim geçmek. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Gelmek. Büyük abdest bozmak. Niteliği sonradan anlaşılmak. Sesini yükseltmek. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Flört etmek. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Bir yere ulaşmak, varmak. Yayımlanmak. Yeni yetişip satışa sunulmak. Olmak, bulunmak, var olmak. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Harcamak zorunda kalmak. Yükselmek, artmak. Yayılmak, duyulmak. Vermeye katlanmak. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek.

 

Anlamsız : Anlamı olmayan, önemli bir şey anlatmayan, manasız, beyhude, boş, içsiz, yersiz, gıcırı bükme, ipsiz sapsız.

Boş : Bir işe yaramayan, yararsız. Görevlisi olmayan (iş, görev), münhal. İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan, dolu karşıtı. Bilgisiz. Yapılacak işi olmayan, işsiz. Anlamsız. Habersiz, hazırlıksız bir biçimde. Kullanıldıktan sonra içinde bir şey bulunmayan, kirli (bardak, çanak vb.).

Konuşmak : Oyuncak, hayvan vb. konuşmaya benzeyen birtakım sesler çıkarmak. Flört etmek. Düşüncesini herhangi bir araç kullanarak anlatmak. Söylev vermek, konuşma yapmak. İlişki kurmak veya ilişkiyi sürdürmek. Geçerli olmak, etkin olmak. Şık ve zarif görünmek. Gizli bir şeyi açığa vurmak, ele vermek. Dargın bulunmamak. Bir konuda karşılıklı söz etmek, sohbet etmek. Belli bir konudan söz etmek. Konuşma dili olarak kullanmak. Becermek, uzman gibi yapabilmek. Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak.

Sarhoş : Hoşa giden bir etki ile kendinden geçmiş olarak, esrik. Bir şeyden çok fazla mutluluk duyan. Alkollü içki veya keyif verici bir madde sebebiyle kendini bilmeyecek durumda olan (kimse), esrik, mest, sermest, başı dumanlı, kafası bulutlu, kafası iyi, kafası dumanlı, kafası kıyak.

Kusmak : İçinde birikmiş kinini, öfkesini söyleyerek açığa vurmak. Reddetmek. Midenin içindekini basınçla ağızdan dışarı atmak, çıkarmak, kay etmek, istifra etmek. Boyanan ve temizlenen şeyler yeniden ortaya çıkmak.

Gizli : Başkalarından saklanan, duyurulmayan, saklı kalan, mahrem, mestur, nihan. Görünmez, belli olmaz bir durumda olan, edimsel karşıtı. Saklı olarak, saklayarak. İlgili kişi veya makamlarca değerlendirilmesi amacıyla kurum içi veya kurumlar arası gönderilen yazının, belgenin, raporun ve yayınların taşıdığı gizlilik derecesini bildiren terim. Niteliği anlaşılmayan, bilinmeyen.

Bir : Sadece. Bir kez. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sayıların ilki. Tek. Beraber. Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Ancak, yalnız.

Söylemek : Haber vermek. Yazmak, düzmek. Türkü, şarkı vb. okumak. Yapılmasını istemek. Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak. Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak. Sipariş etmek. Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak. Önceden bildirmek, tahmin etmek.

Diğer dillerde Ötmek anlamı nedir?

İngilizce'de Ötmek ne demek? : v. sing, sing out, crow, caw, hoop, warble, whistle

Fransızca'da Ötmek : hululer

Almanca'da Ötmek : v. singen, zwitschern, tirilieren, flöten, krähen, schlagen

Rusça'da Ötmek : v. петь, щебетать, чирикать, кукарекать, куковать, каркать, звучать, гудеть, свистеть, закаркать, зазвучать