Izgara parmaklığı nedir, Izgara parmaklığı ne demek

  • Yüzen cisimleri ve yaprakları tutmak için, bir barajda, yükleme odasında basınçlı boru ağzının önüne eğik olarak yerleştirilen demir parmaklık

Izgara parmaklığı anlamı, tanımı:

Izgara : Et, balık, köfte vb. yiyecekleri pişirmekte kullanılan araç, gril. Metal çubukların, ağaç dallarının aralıklı sıralanmasıyla yapılmış olan parmaklık veya kafes biçiminde araç. Futbol ayakkabısının altında bulunan iri başlı kabara. Bu araç üstünde pişmiş. Pisliklerin su yollarını tıkamasını önlemek veya havalandırmak amacıyla su yollarının havalandırma çıkışları üzerine konulan kafesli veya parmaklıklı demir.

Parmak : Koyu sıvılara daldırıp çıkarıldığında bu organa bulaşan miktar kadar olan. Eni bu organ kadar olan. Bir işe karışmış olma ilgisi. İnç. Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri. İnsanda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü oluşturan, boğumlu, oynak, uzunca organların her biri. Arşının yirmi dörtte biri.

Cisim : Doğada element, bileşik veya bunların karışımları hâlinde bulunan, kütlesi ve ağırlığı olan, duyularla algılanabilen şey. Gövde, beden, vücut.

Yaprak : Bitkilerde solunum, karbon özümlenmesi, terleme vb. olayların oluştuğu, çoğu klorofilli, yeşil ve türlü biçimdeki bölümler. Eni 50, boyu 75 santimetre olan bayrak ölçüsü. Kat kat ayrılabilen şeylerde kat. Börek, baklava vb. şeylerde yufka. Birkaç parça eklenerek yapılmış olan şeylerde her parça. Sarma yapılmış olan asma yaprağı. Kitap, defter vb. şeylerde ön ve arka yüzü oluşturan kâğıtlardan her biri, varak.

 

Tutmak : Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Alacağa veya vereceğe saymak. Sarmak, bürümek. Hizmetine almak veya kiralamak. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. İş görebilmek. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. İzlemek. Kapatmak, sarmak. Başlamak. Beklenen sonucu vermek. Hedef olarak almak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Varsaymak, farz etmek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Bırakmamak. Kaplamak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Avlamak. Uğramak. İşgal etmek. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Kullanmak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Elde bulundurmak, ele almak. Bir şey düşünmek. Ulaşmak, varmak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Sürmek, zaman almak. Sunmak. Bir kimsenin yerini almak. Ele geçirmek, yakalamak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Bağlamak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Benimsemek, beğenmek. Biriktirmek, tasarruf etmek. Yaklaştırmak.

 

Baraj : Suyu toplama, sulama ve elektrik üretme amacıyla akarsu üzerine yapılmış olan bent. Herhangi bir alanda başarıyı tespit etmek için gerekli olan şart. Futbol veya hentbolda serbest atışı yapacak oyuncunun önünde karşı takım oyuncularının yan yana dizilip oluşturdukları set.

Yükleme : Yüklemek işi, tahmil. Bir yere, bir nesneye elektrik yükü biriktirme, doldurma, şarj.

Basınçlı : Basınç yüklenmiş olan.

Boru : Borazan. Bir yerden başka bir yere sıvı, gaz vb. aktarmaya yarayan, içi boş, uçları açık, uzun ve dar silindir.