Ağıl nedir, Ağıl ne demek

"Ağıl" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bir keçi kokusu sarmış ağıllarda çobanlarla arkadaş oldum." - S. F. Abasıyanık

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Duyarkatın üzerine gelen ışığın tabana çarpıp yansıyarak aynı duyarkatı ikinci kez etkilemesinden doğan ve görüntülerdeki çok ışıklı nesneleri çevreleyen ışıklı teker.

Fosforlu özdeklerin bulunduğu bazı alıcı ışıtaçlarından dolayı televizyon görüntülerinde ortaya çıkan aynı durum.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Koyun ve keçilerin barındırıldığı, dört tarafı ve üstü kapalı, kapısı, penceresi ve havalandırması bulunan geliştirilmiş yapılar, koyun pisliği, koyun yatağı.

Diğer sözlük anlamları:

Ayın ve güneşin çevresinde bazen görülen beyaz halka, hâle.

İngilizce'de Ağıl ne demek? Ağıl ingilizcesi nedir?:

halo, halation, sheep fold

Fransızca'da Ağıl ne demek?:

auréole

Ağıl hakkında bilgiler

Ağıl, koyun ve keçi sürülerinin geceleyin barındığı, üstü açık, çevresi çit ya da duvarla çevrili yer. Genellikle yerleşim yerlerinin uzağında, kurak bir yanaçta, güneye bakan yönde kurulur. Kışlık ağılların üzeri saz ya da kiremitle örtülür. Böyle kapalı olanlara daha çok mandıra denir.

 

Ağıl ile ilgili Cümleler

  • Domuzlar ağılda değil.
  • Koyunlar ağılda.
  • Keçiler ağılda.
  • Çiftçi domuz ağılına girdi.

Ağıl anlamı, kısaca tanımı:

Duvar : Voleybolda ağ üzerinde karşı takım oyuncusunun vuruşuna karşı koyma. Engel. Bir yapının yanlarını dışa karşı koruyan, iç bölümlerini birbirinden ayıran, taş, tuğla vb. gereçlerden yapılmış olan veya örülen dikey düzlem. Bir toprak parçasını sınırlayan taş, tuğla, kerpiçten yapılmış olan engel. Sonuç alınamayan yer.

Çevrili : Çevrilmiş, kuşatılmış. Dönük.

Çevre : Yağlık. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit.

Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter : "Tanrı her yarattığının rızkını verir" anlamında kullanılan bir söz.

Açık ağıl : Koyunların ve keçilerin barındırıldıkları üstü açık, etrafı taş duvar veya çitlerle çevrili basit barınak.

Ağılama : Zehirleme.

Ağılamak : Zehirlemek. Bir şeye zehir katmak.

Ağılandırma : Ağılandırmak işi.

Ağılandırmak : Ağılı duruma getirmek.

Ağılanma : Zehirlenme.

Ağılanmak : Zehirlenmek.

Ağılaşma : Ağılaşmak durumu.

 

Ağılaşmak : Ağılı duruma gelmek.

Ağılı : İçinde ağı bulunan, zehirli.

Ağılı böcek : Karafatma.

Ağıllanma : Ağıllanmak işi.

Ağıllanmak : Çevresinde ağıl denen hale oluşmak, halelenmek. Toplanıp bir arada durmak.

Evcil : Eve ve insana alışmış, kendisinden yararlanılabilen (hayvan), ehlî, yabani karşıtı. Yerli.

Küçükbaş : Kasaplık hayvanlardan koyun ve keçiye verilen ortak ad.

Hayvan : At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).

Arkaç : Ağıl. Dağ sırtlarında davarların yatırıldığı düz, rüzgâr almayan kuytu yer.

Görüntü : Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal. Gölge oyununda Karagözcünün perdeye yansıttığı görsel malzeme. Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü. Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta. Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet. Manzara.

Işıklı : Neşe veren, sevinç yaratan, mutlu. Işığı olan, aydınlık, ışıklandırılmış, nurlu, nurani, ziyalı, ziyadar.

Cisim : Doğada element, bileşik veya bunların karışımları hâlinde bulunan, kütlesi ve ağırlığı olan, duyularla algılanabilen şey. Gövde, beden, vücut.

Koyun : Geviş getirenlerden, eti, sütü, yapağısı ve derisi için yetiştirilen evcil hayvan (Ovis aries). Koruyucu, şefkatli çevre. Kollar arası, kucak. Göğüsle giysi arası. Verilen buyruklara uyan, kendi kişiliğini gösteremeyen kimse.

Hale : Bazı yıldızların, özellikle ayın çevresinde görülen geniş ve aydınlık teker, ayla, ağıl. Hristiyanlıkta aziz sayılanların resimlerinde başları çevresinde çizilen daire.

Ağıl dutmak : Tarlayı dikenli bitkiler v.s. ile çevirmek, sınırlamak. Hayvanlar için açık havada barınacak yer hazırlamak.

Ağıl etkisi : Filmdeki ağıla benzer durumu televizyon görüntüsünde oluşturan elektriksel etki.

Ağıl kaşıntısı : Sarkoptik uyuz.

Ağıl keneleri : Ev, ahır, ağıl, kümes gibi, insanlarla hayvanların barındığı yapılara yerleşen ve üstten bakılınca ağız parçaları görülmeyen, yumuşak vücutlu keneler familyası; kış keneleri.

Ağıl vergisi : Osmanlılarda koyun ve keçi sürülerinin barındıkları ağıl için hayvan sahiplerince toprak sipahisine ödenen yıllık vergi.

Ağıl yapmak : Biçilen mısırları üstüste koyup ay şeklinde yerleştirmek.

Ağıla : Gece, kırda yatırılan koyun sürüsünü korumak için yapılan çitle çevrili yer, açık ağıl. Daldırma suretile dikilen bağ çubuğu.

Ağıla avluya sığmamak : Sağa sola saldırmak.

Ağılbaşı : Ağrı şehrinde, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Konya şehri, Kulu ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Malatya kenti, Balaban bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Muş kenti, Aktuzla bucağına bağlı bir yer.

Ağılcık : Zakkum. Afyon kenti, Emirdağ ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Ankara ili, Çubuk belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Şanlıurfa ilinde, Payamlı nahiyesine bağlı bir yer. Tokat kenti, İğdir nahiyesine bağlı bir yer.

Diğer dillerde Ağıl anlamı nedir?

İngilizce'de Ağıl ne demek? : [AGIL Paradigm] n. sheep fold, sheep pen, fold, halation, aureola, aureole, compound, corral, cot, cote, hovel, lair, pen, pinfold, pound, stockyard, yard

Fransızca'da Ağıl : bercail [le], bergerie [la], halo [le]

Almanca'da Ağıl : n. Einfriedung, Gehege

Rusça'da Ağıl : n. загон (M), ореол (M), сияние (N)