Adam adama savunma nedir, Adam adama savunma ne demek

Adam adama savunma; bir spor terimidir.

  • Futbol, basketbol, hentbol vb. oyunlarda karşı takımdan tutmakla görevli olduğu oyuncuyu kollamaya, rahat hareket etmesini ve sayı yapmasını engellemeye dayalı savunma biçimi

Bilimsel terim anlamı:

Her oyuncunun karşı takımdan belli bir oyuncuyu tutarak, sayı yapabilme gücünü engellemesi amacını güden bir savunma yöntemi.

Her oyuncunun karşı takımdan belli bir oyuncuyu tutarak, sayı yapabilme gücünü engellemesi amacını güden bir savunma yöntemi.

İngilizce'de Adam adama savunma ne demek? Adam adama savunma ingilizcesi nedir?:

man to man defence

Adam adama savunma anlamı, kısaca tanımı:

Adam : Erkek kişi. Daima birinin yanında olan, onu destekleyen, isteklerini yerine getiren kimse. İyi huylu, güvenilir kimse. Bir alanı benimseyen kimse. İnsan. Birinin yanında bulunan ve işini yapan kimse. Birinin yararlandığı, kullandığı kimse. Görevli kimse. Eş, koca.

Adama : Adamak işi.

Savunma : Bir kişiyi, bir düşünceyi doğru, haklı göstermeyi amaçlayan yazı veya konuşma, savunu, müdafaaname. Saldırıya karşı koyma, müdafaa. Bir takımın, kalesini korumak için gösterdiği çaba, defans.

Futbol : Topu, kafa veya ayak vuruşları ile karşı kaleye sokma kuralına dayanan ve on birer kişilik iki takım arasında oynanan top oyunu, ayak topu.

 

Basketbol : Beşer kişilik iki takım arasında topu 3 metre yükseklikteki karşılıklı duran ağ geçirilmiş iki sepetten birine sokup sayı kazanmak esasına dayanan bir oyun, basket, sepet topu.

Hentbol : El topu.

Oyun : Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes. Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Hile, düzen, desise, entrika. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Kumar.

Takım : Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk. Sigara ağızlığı. Hayvanlarda yemek borusu, akciğer ve karaciğere genel olarak verilen ad. Bir oyunda sahaya çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri. Bölüğü oluşturan birliklerden her biri. Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, grup, ekip, trup. Birbirini tamamlayan şeylerin tümü. Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk. Takım elbise. Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman. Canlıların bölümlendirilmesinde familya ile sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik. Bir filmin çevriminde görüntüleri alma, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en küçük teknikçiler topluluğu. Birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu.

 

Tutmak : Yanında bulundurmak, alıkoymak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Ulaşmak, varmak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. İş görebilmek. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Bir şey düşünmek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Elde bulundurmak, ele almak. Kaplamak. Bir kimsenin yerini almak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Bırakmamak. Benimsemek, beğenmek. Uğramak. Hizmetine almak veya kiralamak. Sarmak, bürümek. İşgal etmek. Alacağa veya vereceğe saymak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Beklenen sonucu vermek. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Sürmek, zaman almak. Ele geçirmek, yakalamak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Biriktirmek, tasarruf etmek. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Kullanmak. Yaklaştırmak. Kapatmak, sarmak. Sunmak. Varsaymak, farz etmek. Hedef olarak almak. Avlamak. Bağlamak. İzlemek. Başlamak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak.

Görevli : Resmî görevi olan kimse, memur. Görevi olan, vazifeli.