Al bastı nedir, Al bastı ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Loğusa kadınlarda görülen bir hastalık, loğusa humması.

Loğusa olmıyan kimselerde al denilen görüntünün uyku arasında verdiği boğucu sıkıntı, kâbus.

Çok ağlama sonundaki bayılma hali: Fatma al bastı olmuş.

[Bakınız: algömlek].

[Bakınız: al basma].

Al bastı anlamı, tanımı

Al : Kanın rengi, kızıl, kırmızı. Dorunun açığı, kızıla çalan at donu. Aldatma, düzen, tuzak, hile. Yüze sürülen pembe düzgün, allık. Bu renkte olan (at). Alüminyum elementinin simgesi. Bu renkte olan

Bastı : Kıyma ile pişirilmiş sebze.

Hastalık : Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza, esenlik karşıtı. Aşırı düşkünlük, tutku. Ruh sağlığının bozulması durumu. Bitkilerin yapılarında görülen bozukluk.

Al basma : Loğusa kadınlarda görülen bir hastalık, loğusa humması: Aman loğusayı yalnız bırakmayın al basar. Loğusa olmıyan kimselerde al denilen görüntünün uyku arasında verdiği boğucu sıkıntı, kâbus. Üzüntü ve kederden bayılma. Sara hastalığı. Kızıla benzer bir çeşit hastalık. Sonradan görmelerdeki gurur, kibir, şımarıklık.

Algömlek : Kızıla benzer bir çeşit hastalık.

Hastalı : Hastalıklı.

Görüntü : Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet. Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü. Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal. Gölge oyununda Karagözcünün perdeye yansıttığı görsel malzeme. Manzara. Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta.

 

Sonunda : En son zamanda, nihayetinde.

Bayılma : Bayılmak durumu.

Sıkıntı : İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet. Bulunmama durumu. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı. Sorun, mesele, sendrom, problem.

Ağlama : Ağlamak işi.

Olmuş : Olgunlaşmış, ergin.

Kabus : Arapça kökenli kâbûs: kâbus. Karabasan. Acı, sıkıntı, korku veren olay.

Verdi : Bir borudan bir saniyede geçen suyun miktarı. Bir iletken telden bir saniyede geçen elektriğin miktarı.

Fatma : Çocuğunu sütten kesen kadın. Hz. Muhammet’in ilk eşi Hz. Hatice’den doğan kızının adı.

Görün : Mezar, mezarlık.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Kadın : Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen. Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan. Bayan. Hizmetçi bayan.

Hasta : Hastalık, kaza veya yaralanma dolayısıyla fizik veya ruh sağlığı bozulmuş ve tedavi edilmesi gereken kimse, rahatsız. Aşırı düşkün, tutkun. Parasız, züğürt. Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan.

Diğer dillerde Akyüzlü soytarı anlamı nedir?

İngilizce'de Akyüzlü soytarı ne demek ? : whice-faced clown