Alca nedir, Alca ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Çok renkli, karışık renkli.

Yerlilerin el tezgâhlarında dokudukları renkli pamuklu bez.

Ben düşmüş üzüm, erken olgunlaşan bir çeşit üzüm.

[Bakınız: alaca].

[Bakınız: ala].

Alca tanımı, anlamı

Alca belce : Çok renkli, karışık renkli

Alca düşmek : Üzümlere ben düşmek, üzüm ermeye başlamak.

Alca torda : [Bakınız: ustura gagalı kuş]. [Bakınız: ustura-gagalı kuş].

Alcaaşı : Aşure.

Alcak : Alacak.

Alcalı : Afyon ilinde, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Alcaligenes : Çoğunlukla toprak, su, gübre ve omurgalıların bağırsak florasında bulunan, Gram negatif, mutlak aerob oksidaz ve katalaz pozitif, hareketli kokobasil veya çubuk biçimindeki bakteri cinsi.

Alcan : Cesur, yürekli, atılgan kimse.

Alcarrena koyunu : İspanya’da bulunan, orta derecede yapağı verimi ve eti için yetiştirilen, her iki cinsiyette boynuzsuz, vücut rengi genellikle siyah olan ancak bazen başta ve bacaklarda beyaz lekeler gözlenebilen koyun ırkı.

Alcaş : Aşure.

Karışık : Ayrı nitelikteki şeylerden oluşmuş. Düzensiz, dağınık, intizamsız. Dolu. Karışmış. Saf olmayan. Halk inancına göre cin ve perilerle ilişkisi olan. Çalkantı, kargaşa, gerginlik içinde olan. Anlaşılması güç olan, açık seçik olmayan, çapraşık.

Pamuklu : Pamuk ipliği veya başka iplikler karıştırılarak dokunmuş (kumaş). Yüzüyle astarı arasına pamuk yayılarak dikilen hırka.

 

Renkli : Beyaz dışında başka rengi veya renkleri olan. Doğadaki renkleri olduğu gibi görüntüye aktarmayı gözeten film. Neşeli, canlı, ilgi çekici. Kendine özgü, ilginç, çarpıcı nitelikleri olan (kimse).

Tezgah : Genellikle dükkânlarda satıcıların önündeki uzun masa. Kahve, meyhane vb.nde müşterilerin üzerinde yiyip içtikleri uzun masa veya büfe. Üzerinde genellikle el veya küçük makinelerle iş görülen yapım aracı. Tersane. Genellikle yasal olmayan bir işi yapmak için tutulan uygunsuz yol. iş masası.

Erken : Vaktinden önce, alışılan zamandan önce, er, geç karşıtı. Sabahın ilk saatlerinde.

Olgun : Yenecek duruma gelmiş (meyve). Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş, ağırbaşlı (kimse), kâmil. Tamamlanmış, iyice işlenmiş (yazı, düşünce vb.).

Karış : Parmaklar birbirinden uzak duracak biçimde gergin duran elde, başparmak ile serçe parmağın uçları arasındaki açıklık.

Alaca : Birkaç rengin karışımından oluşan renk, ala. Birkaç renkli iplikten yapılmış dokuma. Meyvelere, genellikle üzüme düşen ben. Keklik, bıldırcın vb. kuşları avlamak için kullanılan iki renkli bez. Ağaçta ilk olgunlaşan meyve. İki ya da daha çok renkli. Çorum iline bağlı ilçelerden biri.

Pamuk : Ebegümecigillerden, koza biçimindeki meyvesi üç, dört, beş dilimli olan, sıcak bölgelerde yetişen tarım bitkisi (Gossypium). Bu tellerin işlenmiş biçimi. Yere serili halı, kilim vb. yaygıların üzerinde oluşan, uçuşabilen toz kümecikleri, hav. Bu bitkinin işlenmiş biçiminden yapılmış. Bu bitkinin tohumlarının çevresinde oluşmuş ince, yumuşak tellerin adı.

 

Yerli : Taşınamayan, başka yere götürülemeyen. Bir yerin ilk sakini olan, otokton. Belli bir bölgede yetişen, otokton. Oturduğu bölgede doğup büyüyen, ataları da orada yaşamış olan. Amerika, Avustralya ve Afrika'nın uygarlıktan uzak, ilkel biçimde yaşayan kimi halklarına verilen ad. Yurt içinde yapılmış olan veya bir yurdun kendine özgü niteliklerini taşıyan.

Diğer dillerde Albüminüri anlamı nedir?

İngilizce'de Albüminüri ne demek ? : albuminuria