Argıt nedir, Argıt ne demek

  • Geçit, boğaz, dağ boğazı, derbent.
  • Keklik tutmakta kullanılan, tahtadan kapanların yan taraflarına bağlanan ağaç parça

Yerel Türkçe anlamı:

Döğen çekmekte kullanılan ön tarafı çatallı, orta uzunlukta sırık.

Düzgün ve uzun ağaçtan, budakları alınarak çit yapmakta kullanılmak için hazırlanan sırık.

Keklik tutmak için tahtadan yapılmış olan kapanların yan taraflarına bağlanan ağaç parçası.

Dağ beli, geçit, boğaz.

Argıt anlamı, tanımı:

Geçit : Geçmeye yarayan yer, geçecek yer. İki dağ arasında dar ve uzun yol, derbent.

Boğaz : İki kara arasındaki dar deniz. Yeme içme. Şişe, güğüm vb. kaplarda ağza yakın dar bölüm. Yiyeceği içeceği sağlanan kimse. Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluşturan organlar, imik, kursak. Yedirip içirme yükümü, iaşe. İki dağ arasında dar geçit.

Derbent : Geçit. Sınırda bulunan küçük kale. Konya iline bağlı ilçelerden biri.

Keklik : Sülüngillerden, güvercin büyüklüğünde, eti için avlanan, tüyü boz, ayakları ve gagası kırmızı renkte bir kuş (Perdrix). Alımlı, güzel kadın.

Tutmak : Ele geçirmek, yakalamak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Kapatmak, sarmak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Bırakmamak. Başlamak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Bir şey düşünmek. Uygun gelmek, çelişmez olmak. İzlemek. Ulaşmak, varmak. Benimsemek, beğenmek. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Hedef olarak almak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Alacağa veya vereceğe saymak. Sunmak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Varsaymak, farz etmek. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Sarmak, bürümek. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Hizmetine almak veya kiralamak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Yaklaştırmak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Bağlamak. İşgal etmek. Kullanmak. Kaplamak. Uğramak. İş görebilmek. Avlamak. Elde bulundurmak, ele almak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Herhangi bir durumda bulundurmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Bir kimsenin yerini almak. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Beklenen sonucu vermek. Sürmek, zaman almak.

 

Tahta : Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. Bu ağaçtan yapılmış. Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası. Kara tahta. Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç.

Kapan : Düzen, hile. Pazara satılmak üzere gelen yiyecek maddelerinin tartıldığı resmî büyük kantar ve bu kantarın bulunduğu yer. Bazı hayvanları yakalamak için kullanılan, hayvanın ayağının değmesiyle işleyen tuzak.

 

Dağ : Yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümü. Kızgın bir demirle vurulan damga, nişan. İyileştirmek için vücudun hastalıklı bölümüne kızgın bir araçla yapılmış olan yanık. Büyük üzüntü, acı.

Argıthanı : Konya kentine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Argıtmak : Acıtmak, ağrıtmak: Aman çıbanı argıtma. Ağrıtmak, incitmek