Boğaz nedir, Boğaz ne demek

"Boğaz" ile ilgili cümle

  • "Ses, ciğerlerde biriken havanın boğaza çarpması demektir." - Ö. Seyfettin
  • "Yol üzerindeki derbentleri ve boğazları işgal ederek ordunun başında bunları takip ediyordu." - F. F. Tülbentçi
  • "İşçilerin boğazı bizden olacak."
  • "Boğazına düşkün."
  • "Şişenin boğazı. Testinin boğazı."
  • "Hayat zor anne, kaç boğazız evde, ağabeyim hangi birimize yetişsin." - A. Kulin

Yerel Türkçe anlamı:

Aile bireyleri.

Değirmen taşının ortasındaki delik.

Bağ çubuklarının köke yakın kısmı.

Genel olarak bitkilerin köke yakın yeri.

Ahşap duvar.

Yiyecek.

Gebe inek, manda, gebe hayvan.

Geçit

Coğrafya'daki terim anlamı:

Dağlık yörelerde komşu iki koyağı birbirine bağlayan ya da genç koyakların kimi kesimlerinde görülen çok dar, dik ve kayalık yamaçlı geçitler, bk. boyun.

İki denizi birbirine bağlayan, biçimleri, uzunluk ve genişlikleri, üzerindeki akıntı düzenleri gibi özellikleriyle ayrımlı dar su geçidi;

Gramer anlamı:

Konuşma cihazının gırtlak ile dil kökü ve geniz boşluğu arasında kalan ve konuşma sırasında içinden geçen seslere türlü renkler veren boru parçası biçimindeki kısmı.

 

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

İki denizi veya bir denizle okyanusu birbirine bağlayan dar geçitler.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

(IV) bk. boğazbağı

Bilimsel terim anlamı:

Azerbaycan Türkçesi: boğaz; Türkmen Türkçesi: bogaz; Gagauz Türkçesi: buaz; Özbek Türkçesi: boğiz; Uygur Türkçesi: boğuz;Tatar Türkçesi: bugaz ~ tamaq; Başkurt Türkçesi: boğaz; Kmk: tamak; Krç.-Malk.: bogurdak ~tamak; Nogay Türkçesi: tamak; Kazak Türkçesi: kömey; Kırgız Türkçesi: kekirtek; Alt:: tamak; Hakas Türkçesi: tamah; Tuva Türkçesi: poosaa; Şor Türkçesi: tabak; Rusça: gortan'

İngilizce'de Boğaz ne demek? Boğaz ingilizcesi nedir?:

strait, gorge, pharynx

Almanca'da Boğaz ne demek?:

meerenge

Fransızca'da Boğaz ne demek?:

gosier, détroit

Osmanlıca Boğaz ne demek? Boğaz Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

unk, derbent

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Rize şehrinde, Gündoğdu nahiyesine bağlı bir yer. Diyarbakır kenti, Dicle ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Sivas şehrinde, Kangal ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Boğaz anlamı, tanımı:

Boğaz açmak : Ağaçların dibini kazarak toprağı kabartmak.

Boğaz boğaza gelmek : Zorlu kavga etmek.

Boğaz dokuz boğumdur : "bir söz iyice düşünmeden söylenmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Boğaz durmaz : Yeme içme gereksiniminin başka ihtiyaçlar gibi geri bırakılamayacağını anlatan bir söz.

Boğaz içinde kavga var : Açlığını aşırı bir biçimde gidermeye çalışanlar için söylenen bir söz.

 

Boğaz ola : "afiyet olsun, yarasın, bereketli olsun" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

Boğaz olmak : İmrenmekten boğazı şişmek. boğazı ağrımak.

Boğazı açılmak : İştahı artmak.

Boğazı düğümlenmek : Üzüntüden boğazı tıkanmak.

Boğazı inmek : Bademcikleri şişmek, iltihaplanmak.

Boğazı işlemek : Durmadan bir şeyler yemek.

Boğazı kurumak : Çok susamak.

Boğazına bir yumruk tıkanmak : Konuşamaz olmak, sesi çıkmamak.

Boğazına dikkat etmek : Yiyeceğine, içeceğine özen göstermek.

Boğazına dizilmek : Üzüntü, kaygı vb. sebeplerle isteksiz yemek, iştahı kesilmek.

Boğazına durmak : Yediği şeyi yutamamak.

Boğazına indirmek : Fazla ve gelişigüzel yemek.

Boğazına kadar : Pek çok, gereğinden fazla, aşırı ölçüde.

Boğazına sarılmak : Üstüne yürümek.

Boğazında düğümlenmek : Söylemek istediğini heyecan veya üzüntü yüzünden diyememek.

Boğazında kalmak : Ağzındaki lokmayı üzüntü dolayısıyla yutamaz duruma gelmek.

Boğazından artırmak : Yiyeceğinden kısıp parasını artırmak.

Boğazından geçmemek : Sevdiği bir kimsenin yokluğu veya yoksulluğu dolayısıyla bir yiyeceği yalnız başına yemekten üzüntü duymak.

Boğazından kesmek : Yiyip içmede çok tutumlu davranmak.

Boğazını doyurmak : Karın doyurmak.

Boğazını sevmek : Yiyip içmeye düşkün olmak.

Boğazını sıkmak : Bunaltmak, sıkıntı vermek.

Boğazını yırtmak : Olanca gücüyle bağırmak.

Boğaz derdi : Geçim için uğraşma. Yemek pişirme, hazırlama sıkıntıları.

Boğaz kavgası : Geçim için yapılmış olan didinme.

Boğazkesen : Bir boğazı savunmak için deniz kıyısında yapılmış olan hisar.

Boğaz meselesi : Yeme içme gereksinimi.

Boğaz tokluğuna : Karın tokluğuna.

Boğazına düşkün : Yiyip içmeyi çok seven (kimse), şikemperver.

Boşboğaz : Yerli yersiz konuşan. Saklanması gereken şeyleri söyleyiveren, sır saklayamayan, geveze, ayran ağızlı.

Darboğaz : Toplumun, çözümlenmesinde güçlüklerle karşılaştığı bunalımlı durum. Piyasalarda üretimin, kredilerin, döviz imkânlarının, sürümün, ham madde arzının ve malzeme stoklarının gereksinim düzeyi altına düştüğü sıkıntılı durum.

Dar boğaz : Kanyon.

Kör boğaz : Doymak bilmez mide.

Pisboğaz : Eline geçeni zamansız ve ayırt etmeden yiyen (kimse).

Sıkboğaz : Bir şey yaptırmak için "birini zorlamak, baskı yapmak" anlamlarına gelen sıkboğaz etmek deyiminde geçen bir söz.

Dümen boğazı : Dümenin, dümen yelpazesinden yukarı kalan bölümü.

Boğa : Zodyak üzerinde Koç ile İkizler arasında yer alan takımyıldızın adı, Sevir. Damızlık erkek sığır.

Boğazkale : Çorum iline bağlı ilçelerden biri.

Boğazlama : Boğazlamak işi.

Boğazlamak : Hayvan veya insanı boğazından keserek öldürmek. Gaddarca, kan dökerek öldürmek.

Boğazlanmak : Boğazlama işine konu olmak veya boğazlama işi yapılmak.

Boğazlaşma : Boğazlaşmak işi.

Boğazlaşmak : Kıyasıya dövüşmek. Birbirini boğazlamak.

Boğazlatmak : Boğazlama işini yaptırmak.

Boğazlı : Çok yemek yiyen, yemek isteği çok olan, iştahlı. Boğazı olan.

Boğazlıyan : Yozgat iline bağlı ilçelerden biri.

Boğazsız : Çok az yemek yiyen, iştahsız (kimse). Boğazı olmayan.

Ağza tat boğaza feryat : "miktarı çok az olan yiyecek" anlamında kullanılan bir söz.

Can boğazdan gelir : "insan yiyeceğine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaşamak mümkün değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Dili boğazına akmak : Konuşamaz olmak, sesi soluğu çıkmamak.

Malın iyisi boğazdan geçer : "kişinin, yiyemediği malının bir değeri yoktur" anlamında kullanılan bir söz.

On parmağı boğazında olmak : İsteği yapılmadığında sıkıntıya düşmek, düşürmek.

Yüreği boğazına tıkanmak : Sıkılmak, üzülmek, dertlenmek.

Bölüm : Çağ, devir. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman.

Organ : Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş. Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv.

Kursak : Kuşların yemek borusu üzerinde bulunan, yiyeceklerin toplandığı torba biçiminde şişkin organ. Böceklerin ve solucanların sindirim kanallarında bulunan, kuşların kursağına benzeyen yapı. Boğaz. Kuş kursağı şişirilip kurutularak yapılmış olan veya ona benzetilen şişkin şey.

Şişe : Gaz lambasında fitil çevresine konulan cam koruyucu. Tavan tahtaları arasındaki açıklığı kapatmak için uzunluğuna çakılan çıta. İçerisine sıvı konulan, cam veya plastikten yapılmış, dar ağızlı uzun kap. Bu kabın aldığı miktarda olan.

Güğüm : Yandan kulplu, boynu uzun, genellikle bakırdan su kabı.

Yakın : Aralarında sıkı ilgi bulunan. Benzeyen, andıran, yaklaşan. Uzak olmadan. Uzak olmayan yer. Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı. Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan. Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan. Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba.

Geçit : Geçmeye yarayan yer, geçecek yer. İki dağ arasında dar ve uzun yol, derbent.

İki : Birden bir artık. Birden sonra gelen sayının adı. Bu sayıyı gösteren 2 ve II rakamlarının adı.

Dağ : Yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümü. İyileştirmek için vücudun hastalıklı bölümüne kızgın bir araçla yapılmış olan yanık. Kızgın bir demirle vurulan damga, nişan. Büyük üzüntü, acı.

Dar : İdam mahkûmlarını asmak için dikilen direk. Yetersiz. Güçlükle, ucu ucuna, ancak. Yurt. Genişliği az veya yetersiz olan, ensiz, mikro. Ev. Az, elverişsiz, sınırlı. Sıkıntılı. İçine alacağı şeye oranla ölçüleri yetersiz olan, geniş ve bol karşıtı.

İçirme : İçirmek işi.

İaşe : Yedirip içirme, besleme, bakma.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Yeme içme : Türlü yiyecek ve içeceklerle beslenme.

Yeme : Yemek işi. Yiyecek.

İçme : İçinde birtakım mineraller ve tuzlar bulunan, suyu ilaç olarak ve çoğunlukla iç sürdürmek için içilen kaynak, içmece. İçmek işi.

Kara : En koyu renk, siyah, ak, beyaz karşıtı. Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak. Esmer. İftira. Kötü, uğursuz, sıkıntılı. Yüz kızartıcı durum, leke. Bu renkte olan.

Deniz : Geniş alan. Çokluk, yoğunluk. Bu su kütlesinin belirli bir parçası. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi. Aydaki düzlükler.

Boğaz abanığı : [Bakınız: Gırtlak abanığı] Gırtlaktan çıkan abanık.

Boğaz açma : (ziraat) bk. temizleme,düzeltme.

Boğaz ağı : Kadınların başlarına bağladıkları yazma.

Boğaz ağrğı : Hazır yiyici.

Boğaz ağrığı : Hazır yiyici.

Boğaz ağrısı : hlk. Hünnak.

Boğaz alan : Sulu olmayan bir çeşit ayva, ham ayva. Bir çeşit armut.

Boğaz alma : Boğaza tıkanma. Hayvanın boğazında olan bir çeşit hastalık.

Boğaz arsızı : Hazır yiyici, tembel.

Boğaz avruğu : Hazır yiyici.

Boğaz ile ilgili Cümleler

  • Boğazım ağrıyor.
  • Boğazım kuru.
  • Yemekler boğazımdan geçmedi sensiz.
  • Hastalığın ilk belirtileri ateş ve boğaz ağrısı.
  • Boğazım düğümlü, sözlerim kayıp.
  • Ne zaman yutkunsam boğazım ağrıyor.
  • Boğazım ağrıyor ve burnum akıyor.
  • Boğaz ve baş ağrın var mı?
  • Türkçede birçok organ ve ekstremite ismi -b sesiyle başlar. Örn. baş, burun, boğaz, beyin, bel, bacak, bilek, bağır, böğür, bağırsak, böbrek.
  • Sensiz, yemekler boğazımdan geçmedi.
  • Boğazım ağrıyor ve hafif bir ateşim var.
  • Boğazım kurudu.
  • Zaman bazı şeyleri yumuşatmaz, unutursun, boğazda düğüm kalır.
  • Jale gergin biçimde boğazını temizledi.

Diğer dillerde Boğaz anlamı nedir?

İngilizce'de Boğaz ne demek? : n. Bosphorus, strait which separates the Asian and European parts of Turkey, strait which connects the Black Sea to the Marmara Sea

adj. jugular, pharyngal, pharyngeal

n. throat, neck, fauces, gorge, gullet, swallow, throttle, whistle

Fransızca'da Boğaz : le Bosphore

Almanca'da Boğaz : n. Defilee, Gurgel, Hals, Kehle, Meerenge, Meeresstraße, Schlucht, Straße

Rusça'da Boğaz : n. глотка (F), горло (N), едок (M), горловина (F), горлышко (N), пролив (M), теснина (F), ущелье (N), перевал (M), пропитание (N), дефиле (N)

adj. горловой