Come down türkçesi Come down nedir

Come down ile ilgili cümleler

English: Food prices will come down soon, won't they?
Turkish: Gıda fiyatları yakında düşecek, değil mi?

English: Ali wouldn't come down to eat breakfast this morning.
Turkish: Ali bu sabah kahvaltı yapmak için aşağıya gelmedi.

English: A person won't remain long in business if he does not come down to earth and think business.
Turkish: Bir insan gerçekçi olmazsa ve iş düşünmezse işte uzun kalmaz.

English: He will come down soon.
Turkish: Yakında burnu sürtülecek.

English: I saw the Spirit come down from heaven as a dove and remain on him.
Turkish: Cennetten bir Ruhun bir güvercin olarak geldiğini ve onda kaldığını gördüm.

Come down ingilizcede ne demek, Come down nerede nasıl kullanılır?

Down : Aşağı. Yere sermek. Aşağısında. Bozuk. Yere yıkmak. Çökmek. Aşağıya doğru. Boyunca. Beri.

Come down a peg : Saygınlık veya konum kaybetmek. Utandırılan. Zavallı duruma düşmek.

Come down in price : Bir şeyin fiyatı düşmek.

Come down in sheets : Bardaktan boşalırcasına yağmak. Bardaktan boşanırcasına yağmak. Sağanak yağmak.

 

Come down in the world : Yoksullaşmak. Gerilemek. Hayatta başarısızlığa uğramak. Düşmek. Attan inip eşeğe binmek. Biri eskiden sahip olduğu para ve prestijini kaybetmek. Feleğin sillesini yemek. Daha kötü bir yaşam sürmeye başlamak. Eskiyip yıkılmaya yüz tutmak. Durumu bozulmak.

Come down on : Fırça atmak. Sıkıştırmak. Azarlamak. Fırçalamak. Haşlamak. Acımasızca azarlamak. Cezalandırmak. Saldırmak. Başına ekşimek. Üstüne gelmek.

İngilizce Come down Türkçe anlamı, Come down eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Come down ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Be mentioned : Sözü geçmek. Söz edilmek. Konusu geçmek. Anılmak. Bahsedilmek. Değinilmek. Sözedilmek. Konuşulmak. Konu olmak.

Clamor down : Yaygarayla istemek.

Clear out : Tüymek. Çekip gitmek. Boşaltıp temizlemek. Çekilip gitmek. Tertemiz etmek. Hepsini satmak. Ortadan kaybolmak. Boşaltmak. Tahliye etmek. Sıvışmak.

Abates : Çekilmek. Dinmek. Azalmak. Hafiflemek. Azaltmak. Yürürlükten kaldırmak. Dindirmek. Yatıştırmak. Eksilmek.

Cheapening : Ucuzlatmak. İtibarını düşürmek. Değerini düşürmek. Değer kaybetmek. Ucuzlatma. Ederlerde indirim yapma. Değerini kaybetmek. Değeri düşmek.

Bring pressure to bear on : Baskı kurmak. Harekete geçmesi için zorlamak. Sıkıştırmak. Baskı yapmak.

Cave in : Göçmek. Göçürmek. Göçertmek. Kazmak. Açmak. Moralman çökmek. Oymak. Teslim olmak.

Betters : İyileştirmek. Daha iyi yapmak. Geliştirmek. Düzeltmek.

Receded : Uzaklaşmak. Geri çekilmek. Ortadan kaybolmak. Çekilmek. Gerilemek. Vazgeçmek. Geri plana geçmek. Geri gitmek. Geriye çekilmiş.

 

Insists : Diretmek. Tutturmak. Direnmek. Üzerinde durmak. Kararlı olmak. Dayatmak. Ayak diremek. Asılmak. Israr etmek.

Come down synonyms : alighted, disfavor, condescend, recede, fall into disfavor, crashes, create, entreated, fall, come to grief, bests, crashed, entreats, recedes, climbed down, alights, fall into contempt, blow over, badgers, collapses, be over, persevered, blow in, crumple up, cheapens, condescends, bullied, dismount, crumbles, be urgent with somebody, coerces, cowers, fall from grace.