Çökmek nedir, Çökmek ne demek

"Çökmek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Kadının yanakları daha fazla çöktü." - H. E. Adıvar
  • "Mustafa Kemal'in içine ilk defa bu lisede vatan kaygısı çöktü." - F. R. Atay
  • "Soluk soluğa yere çöktü." - F. R. Atay
  • "Alaca karanlıklar çökerken köşk bahçesinin parmaklıklarında görünmektedir." - S. Birsel
  • "Geceleri bazen öyle bir sessizlik çöküyor ki muharebenin bu yerlerde olduğuna insanın inanamayacağı geliyor." - N. F. Kısakürek
  • "Tavan çökmek. Döşeme çökmek. Ev çökmek."
  • "Boz renkli bir kaya, tıpkı çökmüş bir hecin sırtını andırıyordu." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Bir gün vatan çöktü ve millî mabetler istila edildi." - A. Gündüz
  • "Şayet iradesiz bir adamsanız az zamanda çürüyüp çökmeniz pek mümkündür." - R. H. Karay
  • "Toprak çökmek. Yol çökmek."

Çökmek tanımı, anlamı:

Çökme : Çökmek işi. Bir kısım yerin alttan yıkılarak alçalması. Boya içindeki pigmentin ve dolgu maddelerinin zamanla kabın dibinde tortu oluşturması.

 

Acısı içine çökmek : Bir şeyin acısını derinden duymak. kötü bir şey olacağını düşünerek önceden üzülmek.

Avurtları çökmek : Çok zayıfladığı yüzünden belli olmak.

Beli çökmek : Kamburlaşmak.

Diz çökmek : Dizlerini yere koyarak oturmak. dize gelmek.

Diz üstü çökmek : Dizleri yere gelecek biçimde eğilmek veya oturmak.

Durgunluk çökmek : Sessiz, sakin duruma girmek.

Gönlü çökmek : Yaşama gücü azalmak, ruhsal dengesi bozulmak.

Hüzün çökmek : Hüzünlenmek.

İçine baygınlıklar çökmek : Sıkıntı, fenalık basmak.

İçine hüzün çökmek : Kederlenmeye, hüzünlenmeye başlamak.

İçine kuşku çökmek : İçten içe şüphesi yoğunlaşmak.

Issızlık çökmek : Issız, tenha duruma gelmek, tenhalaşmak.

Ölüm sessizliği çökmek : Yoğun ve derin bir sessizlik kaplamak.

Omuzları çökmek : Bitkin, perişan ve yıkılmış bir durumda olmak.

Rehavet çökmek : Gevşeklik, ağırlık duymak ve uyumak istemek.

Tavan başına çökmek : Beklenmeyen bir durum karşısında şaşırıp kalmak.

Üzerine çökmek : Duygu, durum vb. bastırmak, kaplamak.

Yakasına çökmek : Zorlamak, baskı yapmak.

Yüreğine çökmek : Derinden ızdırap duymak.

Düzey : Bir kursun basamaklarından her biri, kur. Bir yüzeyin veya bir noktanın yüksekliğindeki yatay sınır, seviye. Bir nesnenin, bir kimsenin başka nesnelere veya kimselere göre olan değer ve yücelik derecesi, seviye.

İnmek : Konaklamak. Değeri düşmek. Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek. İnme gelmek. Uzamak, ulaşmak. Vurmak. Ağmak. Alçalıp eski durumuna dönmek. Bir yerden başka bir yere gitmek, varmak. Bir yeri kaplamak, basmak veya bir yerden akmak, kaymak. Fiyatı düşürmek. Yıkılmak. Bir taşıt veya binek hayvanından yere basmak. Dağ, tepe vb. yüksek bir yerden gelmek. Sayısı azalmak.

 

Çukurlaşmak : Çukur duruma gelmek.

Yıkılmak : Herhangi bir sebeple çökmek, göçmek. İstenmeyen biri çekilip gitmek, defolmak. Yenilmek. Yüklenmek. Yıkma işi yapılmak veya yıkma işine konu olmak. Yok olmak, mahvolmak. Devrilmek, yığılmak.

Çömelmek : Dizlerini bükerek topukları üzerine oturmak.

Oturmak : Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek. Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak. Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek. Yer almak, geçmek. Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak. Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak. Belli bir yörüngede dönmeye başlamak. Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek. Biriyle beraber yaşamak. Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek. Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak. Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak. Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak.

Deve : Geviş getiren memelilerden, boynu uzun, sırtında bir veya iki hörgücü olan, yük taşımakta kullanılan hayvan (Camelus).

Aşağı : Niteliği düşük, kötü. Bir yere göre daha alçak yerde bulunan. Değeri daha az. Bir şeyin alt bölümü, zir, yukarı karşıtı. Aşağıya, yere doğru. Daha küçük, daha az. Bayağı, adi. Eğimli bir yerin daha alçak olan yeri.

Üzerinde : Üstünde. ... ile ilgili, üzerine.

Birdenbire : Ansızın.

Basmak : Bası işi yapmak, tabetmek. Vücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak. Basınç yaparak sıvı ve gazları itmek. Uygunsuz vaziyette yakalamak. Örtmek, bürümek, kaplamak. Bir şeyi, üzerine kuvvet vererek itmek. Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. Bir şeyin etkisinde kalıp eziklik, üzüntü ve ağırlık duymak. Bir şey üzerinde kalıp, mühür vb.yle iz yapmak. Duman, sis vb. çevreyi kaplamak, çökmek. Bir kimse bir yaşa girmek. Sıkıştırarak yerleştirmek. Baskın yapmak. Küçük çocuklar ayakta durabilmek.

Yayılmak : Herkes tarafından duyulmak. Hastalık, pek çok kimseye geçmek veya bulaşmak. Rahat bir biçimde, sere serpe oturmak. Genelleşmek. Kaynağından çıkan ışık, doğru çizgiler hâlinde türlü yönlere dağılmak. Serilmek, döşenmek. Genişlemek, büyümek. Koyun, inek vb. otlamak. Yayma işine konu olmak veya yayma işi yapılmak. Ayrıntıya girmek, açılmak.

Sis : Atmosferin alt tabakalarındaki küçük su taneleri veya buhardan oluşan bulutların çok alçalarak yeryüzüne kadar inmesiyle oluşan duman.

Duman : Esrar. Havalanan tozların veya sisin oluşturduğu bulanıklık. Bir maddenin yanması ile çıkan ve içinde katı zerrelerle buğu bulunan değişik renklerde gaz. Kötü, yaman.

Kaplamak : Yayılıp doldurmak, etkisinde bırakmak. Kaplama adı verilen ince ağaç levhaları, değişik yöntemlerle hazırlanmış yüzeylere yapıştırmak. Bir kimsenin veya bir şeyin nitelikleri herkesçe bilinir olmak. Çepeçevre sarmak, kuşatmak. Bir yüzeyi döşemek, başka bir nesne ile örtmek. Bir kabın, bir kılıfın, bir örtünün içine almak. Her yanını örtmek, istila etmek. Doldurmak. Doldurmak. Bir madeni bir başka madenle kimyasal bir yöntemle örtmek.

Yitirmek : Ne olduğunu, nerede bulunduğunu bilememek, kaybetmek. Yakın birini ölüm sonucu kaybetmek. Bazı nitelik veya özelliklerin yok olması durumuna uğramak, kaybetmek. Yanlış yola girmek, kaybolmak.

Tortu : Bir topluluğun soysuzlaşmış üyeleri. Kalıntı. Bir şeyin bayağı, işe yaramaz duruma gelmiş olanı. Çökelti.

Son : Artık ondan ötesi veya başkası olmayan. Ölüm. Uç, sınır. Bir şeyin en arkadan gelen bölümü, bitimi, nihayet, akıbet. Olanca. En arkada bulunan. Döl eşi. Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı.

Bulmak : Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak. İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak. Bir şeyi elde etmek. Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak. Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek. Hatırlamak. Seçmek. İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek. Cezaya uğramak. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek. Sağlamak, temin etmek. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak.

Dağılmak : Yavaş yavaş kaybolmak, yok olmak. Bir topluluğun, kuruluşun varlığı son bulmak, fesholunmak, münfesih olmak. Birliği, beraberliği bozulmak. Değer ve birimler belli etkenlerle, oranlı olarak bölünmek. Parçalanarak yayılmak, ufalanmak. Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak. Karışık duruma gelmek, düzeni bozulmak.

Yoğun : Etkisi güçlü olan, ağır (koku vb.). Hacmine oranla ağırlığı çok olan, kesif. Kaba, kalın, iri (elek, iğne). Şişman, iri, tombul. Artmış, çoğalmış bir durumda olan. Koyu, kalın. Dolu, sıkı, sıkışık, çok, konsantre.

Bir : Aynı, benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Eş, aynı, bir boyda. Sayıların ilki. Beraber. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Tek. Bir kez. Bu sayı kadar olan. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Ancak, yalnız. Sadece. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı.

Duymak : Nesnelere dokunmakla onların sıcaklık, soğukluk, sertlik, ağırlık, hareket vb. fizik durumlarından bilgi edinmek, hissetmek. Bilgi almak, öğrenmek, haber almak. Dokunma, koklama vb. duyularla algılamak, hissetmek. İşitmek, ses almak. Sezmek, fark etmek, hissetmek.

Çökmek ile ilgili Cümleler

  • Yanan bina çökmek üzereydi.
  • Burada kalamayız. Çatı çökmek üzere.
  • Ülkenin ekonomisi çökmek üzeredir.

Diğer dillerde Çökmek anlamı nedir?

İngilizce'de Çökmek ne demek? : v. collapse, cave in, fall down, give way, crumple up, decline, sink, fall in, come down, settle, cave, cower, crack, crack-up, crouch, crumple, dent, descend, dip, fold, fold up, founder, gravitate, sag, slump, slump down, squat, subside

Fransızca'da Çökmek : s'enfoncer, s'affaisser, s'effondrer, s'écrouler, se déposer, crouler, enfoncer

Almanca'da Çökmek : v. einfallen, einsinken, einstürzen, entarten, sacken, senken: sich senken, zerfallen, zusammenfallen, zusammenkrachen, zusammensinken, zusammenstürzen

adj. verfallen

Rusça'da Çökmek : v. падать, опадать, провисать, вваливаться, впадать, западать, проваливаться, заваливаться, спускаться, садиться, водворяться, сходить, пасть, упасть, провиснуть, ввалиться, впасть, запасть, провалиться, завалиться, спуститься, сесть, засесть, водвориться, сойти