Derdin nedir, Derdin ne demek

Derdin; Yerleşim Merkezi olarak kullanılan bir kelimedir.

Gezilecek Görülecek bir yer olarak anlamı:

Düzce ili, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Derdin ile ilgili Cümleler

  • “Efendinin ona ihtiyacı en ziyade kendi derdini dökmek, kalbini boşaltmak içindi.”
  • “Savaş yüzünden herkes kendi derdine düşmüştü.”
  • Alkolle hangi derdin üstünü örtmeye çalışıyorsun?
  • Asıl çaresizlik derdin devasız olması değil; birini iyi edecek şeyin diğerinin kadehine zehir olmasıdır.
  • Tom'un para derdine düştüğünü biliyorum.
  • Her derdin bir devası vardır.
  • Senin derdin ne?
  • “Kızım, derdini söylemeyen derman bulamaz. Gel bana işin doğrusunu söyle de bir çaresine bakalım.”
  • “Ağlamak, dertleşmek, dertlerine deva bulmak ihtiyacı her zamankinden fazla idi.”
  • “Hurşit Bey seni ağırlar, derdine derman olur.”
  • Ne derdin?
  • “Herkes can derdinde, ben de Şahin'in ardına düşmüşüm.”
  • Bir içeri,bir dışarı! Söyle nedir derdin senin?
  • Senin derdinin dünyanın daha iyi olması değil kendi konumunun, bulunduğun yerin sağlam kalması, değil mi?
  • Hatırlar mısın bana salak sonik derdin?
  • Derdin ne senin?
  • Derdini anlatabileceğin hiç kimsen yok mu?
  • Derdini Fransızca anlatabilir misin?
  • Sana istifa ettiğimi söylesem ne derdin?

Derdin ile ilgili Atasözü veya Deyim

 

baş yastığı baş derdini bilmez : “insanın derdi içindedir, en yakını bile onu anlamaz” anlamında kullanılan bir söz.

bir mum al da derdine yan : “başkalarıyla uğraşacağına kendi durumunu düşün” anlamında kullanılan bir söz.

(birinin) derdini deşmek (veya depreştirmek) : derdini hatırlatıp yeniden üzülmesine yol açmak.

borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmek : “borçlu ve dertli bir biçimde yaşanılmaz; borçtan kurtulmanın yolu onu vermek, onulmaz dertten kurtulmanın çıkar yolu ise ölmektir” anlamında kullanılan bir söz.

can derdinde olmak : zor bir durumdan kurtulmaya çalışmak.

can derdine düşmek : ölüm korkusuna kapılmak.

canının derdine düşmek : canından başka bir şey düşünemeyecek kadar sıkıntıda olmak.

derde (veya derdine) derman olmak : soruna çözüm bulmak, sıkıntıyı geçirmeye çare göstermek.

derdin yoksa söylen, borcun yoksa evlen : “derdi olmayan kimse önemsiz şeyleri kendisine dert edinerek söylenir, borcu olmayan kimse de evlenirken birçok şey satın almak zorunda kaldığı için borçlanır” anlamında kullanılan bir söz.

derdine deva bulmak : sıkıntıyı çözümlemek, atlatmak, çaresizliği yenmek.

derdine düşmek : yapılması gereken bir şeyi gerçekleştirmenin yollarını aramak.

derdine yanmak : kendi durumuna üzülmek.

derdini çekmek : üzüntüsüne katlanmak.

derdini dökmek : derdini, sıkıntılarını ayrıntılı olarak anlatmak, dile getirmek.

derdini söylemeyen (veya anlatmayan) derman bulamaz : “insan sıkıntısını başkasına açıklayarak giderebilir” anlamında kullanılan bir söz.

evladın var mı derdin var : “çocuklarının sıkıntıları, hastalıkları ana baba için sürekli derttir” anlamında kullanılan bir söz.

 

kendi derdine düşmek : kendi sorunu sebebiyle başka şeyle ilgilenememek.

koyun can derdinde, kasap yağ derdinde : keçiye can kaygısı, kasaba et (veya yağ) kaygısı.

Derdin anlamı, tanımı

Derd : Dert

Yerleşim yeri : Bir toplumsal kümenin ya da daha kalabalık bir nüfus topluluğunun, yaşamak ve ekonomik etkinliklerini sürdürebilmek amacıyla seçip yerleştikleri kent, kasaba, köy ya da daha küçük bir yer.

Yerleşim : Yerleşme, iskân.

Merkez : Bir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri. Biçim, tarz. Bir işin öğretildiği yer. Bir kapalı eğrinin veya bazı çokgenlerde köşegenlerin kesişme noktası. Bir dairenin veya bir küre yüzeyinin her noktasından aynı uzaklıkta bulunan iç nokta, özek. Belirli bir yerin ortası. Polis karakolu. Bir işin yoğun olarak yapıldığı yer.

Nahiye : Bucak. Bölge.

Bağlı : Bir bağ ile tutturulmuş olan. Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Kapatılmış olan, kapalı. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek). Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun. Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan. Sınırlanmış, sınırlı.

Düzce : Oldukça düz. Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Yeri : Yürü. Utanmaz: Yêriliğin cezasını çekti.

Merk : Evlek. Yara ya da çıban yangısı. Bir kabın, borunun içindeki tortu, pas. Tarla içindeki her bir bölüm (Erzincan Merkez).

İlçe : Yönetim bakımından yurt bölümlemesinde ilden sonra gelen bölüm, kaymakamlık, kaza.

Bir : Sayıların ilki. Tek. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Beraber. Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız. Sadece.

İli : Ilık. [Bakınız: ılı]. Sıcak pekmez. Gelişigüzel dikiş. Buz tutan gölün donmayan yeri: İlide kuşlar varmış. Zayıf. Hayalet, cin, peri.

Diğer dillerde Derbentçi anlamı nedir?

Osmanlıca Derbentçi : beldar, derbent muhafızı