Dinlemek nedir, Dinlemek ne demek

  • İşitmek için kulak vermek
  • Uymak, baş eğmek, itaat etmek.
  • Birinin sözünü, öğüdünü kabul edip gereğince davranmak.
  • Kulakla veya dinleme aletiyle hastayı muayene etmek.

"Dinlemek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Doktor kalkar. Kulağını bu gösterilen yere dayar. Dinler." - Ö. Seyfettin
  • "Beni dinlersen bu işten vazgeç."
  • "Şaşkınım, çenem, dudaklarım, dilim sanki artık beni dinlemiyorlar." - A. Ümit
  • "Konağın hesabını sen söylersin, ben de dinlerim." - A. Ş. Hisar

Dinlemek anlamı, tanımı:

Dinleme : Dinlemek işi.

Anlayıp dinlemek : Bir olayı iyice anlamak.

Cankulağı ile dinlemek : Çok dikkatli dinlemek.

Kafa dinlemek : Zihni yoran sorunlardan uzak kalmak. sessiz, sakin kalmak.

Kendini dinlemek : Hastalık kuruntusu içinde bulunmak. yalnız, sakin kalmak.

Kös dinlemek : Türlü olaylar yaşadığı için bilgi ve deneyim sahibi olarak benzer veya daha basit olaylar karşısında aldırış etmemek.

Koyun kaval dinler gibi dinlemek : Hiçbir şey anlamadan dinlemek.

Laf dinlemek : Söz dinlemek.

Lafı kıçından dinlemek : Konuşulan konuyu ilgisiz, üstünkörü veya önem vermeden dinlemek.

Söz dinlemek : Söylenen bir sözü, verilen bir öğüdü benimsemek, davranışlarını bunlara uydurmak.

Yarım kulak dinlemek : Umursamadan, önem vermeden dinlemek.

 

İşitmek : Kulakla algılamak, duymak. Haber almak.

Kulak : Varlıklı Rus köylüsü. Başın her iki yanında bulunan işitme organı. Duvar, baca, şömine vb. yerlerde kulağa benzer çıkıntı. Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri. Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu. Saban kulağı. Seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği. Bu organın, sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü. Balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri.

Vermek : Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Kazandırmak, katmak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Satmak. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Ödemek. Sahip olmasını sağlamak. Tespit etmek. Ondan bilmek, atfetmek. Doğurmak. Yaymak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Bırakmak veya bağışlamak. Dayamak. Ayırmak, harcamak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek.

 

Kabul : Bir öneriyi uygun bulma, onaylama. Sunulan bir şeyi, armağanı alma. Bir yere alınma. Konukları veya işi olanları yanına, katına alma. Bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olma. Akseptans.

Edip : Edebiyatla uğraşan, edebî eser veren kimse, yazar.

Davranmak : Bir kimseye veya bir şeye karşı belli tavır takınmak. Bir şeye el atmak, girişmek. Bir işi yapmaya hazır olmak, hazırlanmak.

Alet : Maşa. Bir makineyi oluşturan ve işlemesine yardım eden parçalardan her biri. Bir sanatı yapmaya, uygulamaya yarayan özel araç. Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için özel olarak yapılmış nesne.

İçin : Amacıyla, maksadıyla. Hakkında. Süre belirten bir söz. Oranla, göz önünde tutulursa. Ant deyimleri yapan bir söz. Karşılığında, karşılık olarak. Düşüncesince, kendince, göre. Uğruna, yoluna. Neden ve sonuç belirten bir söz. Özgü, ayrılmış. -den dolayı, -den ötürü.

Uymak : Ölçüleri birbirini tutmak. Bağlı kalmak, tabi olmak. Bir inanca, bir anlayışa, bir duruma veya egemen bir güce uygun davranışta bulunmak, riayet etmek. Renk, biçim vb. yönünden birbirini tutmak, uygun düşmek. Zevke, anlayışa uygun düşmek. Uygun düşmek, münasip olmak.

Baş : Sesi böyle olan sanatçı. En kalın erkek sesi. En kalın sesli orkestra çalgısı.

Eğmek : Düz olan bir şeyi eğik duruma getirmek. Sert bir cismi bükmek.

İtaat : Söz dinleme, boyun eğme, buyruğa uyma.

Etmek : Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Eşit değer kazanmak. Bir işi yapmak. Kötülükte bulunmak. Demek, söylemek. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Herhangi bir değerde olmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Bulmak, erişmek.

Dinlemek ile ilgili Cümleler

  • Dinlemek ister misiniz?
  • Dinlemek için buradayım.
  • Ali ve Mary hakkında dinlemekten usandım.
  • Ali muhtemelen bunu dinlemekten hoşlanırdı.
  • Dinlemekteyim.
  • Kuşların cıvıldamalarını dinlemekten hoşlanırız.
  • Acılı şarkıları dinlemek beni mutlu eder.
  • Dinlemek istedik.
  • İnsanlar ünlü orkestrayı dinlemek için konser salonun geldiler.
  • Dinlemek zorundasın.
  • Müzik dinlemek rahatlamak için harika bir yol.
  • Onları dinlemekten bıktım.
  • Dinlemek istemiyorsan kulaklarını kapat.

Diğer dillerde Dinlemek anlamı nedir?

İngilizce'de Dinlemek ne demek? : v. listen, listen to, hear, obey, attend, follow, hark, harken, hearken

Fransızca'da Dinlemek : écouter, entendre; ausculter

Almanca'da Dinlemek : v. anhören, befolgen, behorchen, empfangen, erholen: sich erholen, horchen, rasten, ruhen, schlummern, zuhören

Rusça'da Dinlemek : v. слушать, прослушивать, выслушивать, заслушивать, подслушивать, внимать, прислушиваться, услышать, прослушать, выслушать, заслушать, подслушать, внять, прислушаться