Eme nedir, Eme ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Ama, fakat.

Hala, babanın kız kardeşi.

Çocukların oyun için kazdıkları ufak çukur.

Çocukların oyunda işaretledikleri yer, ebenin yeri, kale.

Çocukların çizgi oyunu oynadıkları taş.

Yerden çıkarılan patateslerin bıraktıkları küçük çukur.

Ama, kör.

Hala.

Ama.

Teknik terim anlamı:

Cariye.

Eme ile ilgili Atasözü veya Deyim

eme seme yaramamak : Hiç bir işe yaramamak.

eme yaramak : İşe yaramak, bir şeye benzetmek.

Eme anlamı, tanımı

Eme göme yaramamak : Hiç bir işe yaramamak

Eme yara : Güç belâ, zorlukla, bin zahmet ve emekle.

Eme yarı : Çok zaman: Mehmet ona gideli eme yarı oldu.

Ölmaduk eme ölenneri gördük : Bu olay başımıza gelmedi ama, gelenlerin halini gördük.

Kız kardeş : Bir kimsenin bayan kardeşi, şvester.

Patates : Patlıcangillerden, yaprakları ve sürgünleri acı bir bitki (Solanum tuberosum). Bu bitkinin toprak altında oluşan, nişastası çok, yenebilen yumruları.

İşaret : Anlam yükletilen şey, anlamlı iz, im. El, yüz hareketleriyle gösterme. Belirti, gösterge, alamet.

Cariye : Yabancı ülkelerden kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan, alınıp satılabilen, her konuda efendisinin isteklerine bağlı bulunan genç kadın, halayık.

Kardeş : Aynı anne babadan doğmuş veya anne babalarından biri aynı olan çocukların birbirine göre adı. Adı bilinmeyen kimselere söylenen bir seslenme sözü. Yaşça küçük olan çocuk. Aralarında değer verilen ortak bir bağ bulunanlardan her biri.

 

Karde : Pot, buruşukluk (dikişte).

Yerde : Bir yumrukoyuncusunun, yediği yumruk sonucu, ayaklarından başka vücudunun herhangi bir yeri ile yere değmesi, ayakta bitik duruma gelmesi, iplere asılı kalması, yumruklaşma alanı dışına çıkması ya da düşmesi hali.

Patat : Peltek konuşan, kekeme, dilsiz. Tezgâhta gücüleri oynatmaya yarayan tahta araç. Çok eskimiş giysi, kumaş parçası. Kumaş parçalarından yapılmış tutacak. Yünden, pamuk ipliğinden örülmüş terlik, patik. Fırın silmek için kullanılan, sopanın ucuna bağlanmış paçavra. Tandıra ekmek yapıştırmak için kullanılan araç. Eski kumaş parçası, paçavra.

İşare : İşaret.

Küçük : Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Geri aşamada. Değersiz, önemsiz. Niceliği az olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Yaşı daha az olan. Niteliği aşağı olan, bayağı. Kısık, parlak olmayan (ses). Küçük abdest.

Çukur : Çevresine göre aşağı çökmüş olan yer. Mezar. Çene ve yanaktaki gamze.

Çizgi : Çizilerek veya çeşitli yollarla oluşmuş iz, çizi, hat, tahril. Yüz ve vücut hatlarının her biri. Bir noktanın yürütülmesiyle oluşan biçim. Bir durumdan başka bir duruma atlanan, geçilen yer, sınır. Temel.

Çıkar : Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar.

Fakat : Ancak, ama, lakin.

Çocuk : Küçük yaştaki erkek ya da kız. Genç erkek. Soy bakımından oğul veya kız, evlat. Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse. Büyüklere yakışmayacak, daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse. Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak.

 

Çocu : Çocuğu.

Diğer dillerde Emdirmeli örtme anlamı nedir?

İngilizce'de Emdirmeli örtme ne demek ? : coating by impregnation