Estuary türkçesi Estuary nedir

  • Nehir.
  • Gelgit olaylarından etkilenen kıyılarda, az çok huniye benzer dere ağzı.
  • Haliç.
  • Nehir ağzı.
  • Gün ışığında kullanılan.
  • Coğrafya, jeoloji alanlarında kullanılır.
  • Mansap.
  • Özellikle gelgit olayının büyük ölçüde görüldüğü kıyılarda, akarsuların ağızlarında oluşan huni biçiminde derin, az çok geniş ve uzun doğal suyolu.
  • Gel-git olayından etkilenen geniş ırmak ağzı.
  • Ağzı.
  • Irmak ağzı.

Estuary ingilizcede ne demek, Estuary nerede nasıl kullanılır?

Estuarial : Nehir ağzında olan veya bulunan.

Estuaries : Haliç. Nehir ağzı. Haliçler.

Estuarine : Nehir ağzında olan veya bulunan. Nehir ağzı. Nehir ağzında bulunan.

Estuation : Ayaklanma. Karışıklık. Kargaşa. Gürültü. Çalkalanma.

Estufa : Pueblo kızılderilileri'nin evindeki toplantı odası.

Cumulus congestus : Konjestus hücre yığını. Kümülüs kongestus. Kümülüs konjestus.

Dyestuff : Çeşitli gereçleri, bir çözelti içinde boyamak için kullanılan, doğal ya da yapay renk veren özdek. Boyarmadde. Boya. Boya maddesi. Renk maddesi. Boyarözdek. Boyar madde. Boya ilacı.

Divesture : Vazgeçme. Haklarını alma. Giysinin veya başkaca örtünün çıkarılması. Haklarından veya mülkiyetinden etme (hukuk terimi). Terketme. Kamulaştırma.

Acid dyestuff : Asit boyarmadde.

 

Bestud : Kakmak.

İngilizce Estuary Türkçe anlamı, Estuary eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Estuary ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Arteries : Anacadde. Atardamar. Arterler. Arter. Anayol.

Fiord : Bkz.fjord. Dar ve derin körfez. Fiyort. Fiyord.

Inflows : Giriş. Akış. İçeriye akma. Akın.

Embouchure : Nefesli çalgıların ağızlığı. Ağız kısmı. Ağız. Çalgıyı ağıza yerleştirme şekli.

Influxes : İçeriye akış. Akın. İstila. Üşüşme. İçeriye akma. Kitlesel akın. Giriş. Akış. Girdi. Akın etmek.

Firths : Nebraska eyaletinde yerleşim yeri. Nehrin denize karıştığı dar bölge. İdaho eyaletinde şehir. Haliç (iskoçya'da). Körfez.

Fjord : Denizin dar, uzun ve dik çeperli bir kolu; genel olarak, kara içine doğru uzanan batmış oluk biçiminde bir buzul koyağı. Eksenucu bölgesine komşu kıyılarda dördüncü çağ buzullarının oluşturdukları dik yamaçlı, derin eski buzul koyaklarının aşağı kesimlerinin, deniz altında kalmasıyla oluşan körfezlerden her biri. Fiyort. Fiyord.

Water : Suluboya. Göz sulanmak. Su. H2o; yer yüzeyinin en büyük bölümünü oluşturan, kimyaca çok kalımlı, renksiz, kokusuz, tatsız sıvı. Yaşarmak. Islatmak. Sulanmak. Kimyasal formulü h2o olan, 4o c’de maksimum yoğunluğa ulaşan, sıvı, gaz veya buz olarak dünya yüzeyinin % 70,8’ini kaplayan bileşik. Su vermek.

Firth : İdaho eyaletinde şehir. Haliç (iskoçya'da). Nehrin denize karıştığı dar bölge. Nebraska eyaletinde yerleşim yeri. Körfez.

Fjords : Fiyort. Fiyord.

Estuary synonyms : body of water, estuaries, frith, embouchures, outfalls, inflow, river, inletting, fluvial, inlets, inlet, outfall, rivers, influx, estuarine, artery, river mouth, loch, fiords, rivered, golden horn, armlets, armlet.

 

Estuary ingilizce tanımı, definition of Estuary

Estuary kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Belonging to, or formed in, an estuary. As, estuary strata. A place where water boils up. A spring that wells forth.