Filiz nedir, Filiz ne demek

Filiz; bir jeoloji terimidir. kökeni arapça, rumca dillerine dayanır.

"Filiz" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Yeşil çeltik filizleri bir parmak uzunluktaydı." - Y. Kemal
  • "Demir filizi. Bakır filizi."

Kimya'daki anlamı:

Yeryüzü maddeleri ile birlikte karışım halinde bulunan, içinde faydalı maddeler ihtiva eden doğal mineral madde, cevher.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Bitkilerin yapraklı sürgün ve diğer uzantılar gibi olgunlaşmamış toprak üstü kısımları.

Jeoloji ve yer bilimleri alanındaki anlamı:

Mineralbilimde, bileşiminde metal bulunan, metalimsi parıltısı ve yüksek yoğunluğu ile kendini belirten mineral topluluğu.

Filiz isminin anlamı, Filiz ne demek:

Kız ismi olarak; Tohumdan veya tomurcuktan çıkan körpe sürgün. İnce uzun, zayıf, narin kız.

Bilimsel terim anlamı:

[Bakınız: cevher]

Elementlerin doğada bileşik ve katışık olarak bulunan kütlesi.

İngilizce'de Filiz ne demek? Filiz ingilizcesi nedir?:

ore, tendril

Osmanlıca Filiz ne demek? Filiz Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

filiz-i madenî

Filiz hakkında bilgiler

Filiz; yeni sürgün, küçük, körpe dal ve yaprağa; taze ağaç ve çiçek fidanına; jeolojide maden ocağından çıkarılan bileşiğe verilen addır.

 

Botanikte kartlaşmamış ağaç gövdesi ve dalına sürgün denir. Üzerinde aralıklı dizilmiş tomurcuklar vardır. Tomurcukların sürgüne bağlanmasına düğüm ve bunlar arasına düğümlerarası denir. Sürgünler, uzun sürgün ve kısa sürgündür.

Beton atılırken, daha sonra atılacak betonun demirlerini bağlamak için, atılan betonun demirlerinin dışarı çıkmış olarak bırakılan uçlarına da filiz denir.

Filiz ile ilgili Cümleler

  • Tohumlar filizlendi.
  • Filizlenmek için, tohumların hava ve suya ihtiyacı var.
  • Ağaçlar filizleniyor.

Filiz tanımı, anlamı:

Tomurcuk : Bir bitkinin üzerinde bulunan ve ileride sap, çiçek veya yaprak verecek olan filiz. Çiçek açacak gonca.

Körpe : Yavruluktan henüz çıkmış (hayvan). Henüz bozulmamış, yıpranmamış. Dalından yeni koparılmış, tazeliği üstünde, daha büyümemiş (bitki), kart karşıtı. Çok genç (kimse).

Küçük : Niceliği az olan. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Değersiz, önemsiz. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Geri aşamada. Niteliği aşağı olan, bayağı. Kısık, parlak olmayan (ses). Küçük abdest. Yaşı daha az olan.

Sürgün : Sürülme işi, nefiy. İshal. Filiz. Bir kimsenin sürüldüğü yer. Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse.

Maden : Çok değerli şeyleri kapsayan kaynak. Maden ocağı veya maden işletmesi. Metal. Yer kabuğunun bazı bölgelerinde çeşitli iç ve dış doğal etkenlerle oluşan, ekonomik yönden değer taşıyan mineral. Kolay ve iyi kazanç sağlayan iş veya parası elinden kolaylıkla alınan kimse. Bu mineralden yapılmış. Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri. Uyuşturucu, esrar, eroin.

 

Filiz gibi : İnce ve güzel vücutlu.

Filiz vermek : Sürgün çıkmaya başlamak. ortaya çıkmak.

Filizkıran : Mayıs ayında ağaçların filizlendiği mevsimde esen bir fırtına.

Filiz rengi : Asma filizinin rengi, açık yeşil renk, filizi. Bu renkte olan.

Maden filizi : Maden cevheri.

Soya filizi : Soyanın besleyici değeri yüksek olduğu için çorba ve salatalarda kullanılan yeni sürmüş küçük dalları.

Turp filizi : Turp rengi.

Filizcik : Küçük sürgün.

Filizleme : Filizlemek işi.

Filizlemek : Bitkilerin gereğinden çok olan filizlerini kırmak.

Filizlenme : Filizlenmek işi. Yumruların üzerinde ince uzun filizlerin belirmesi biçiminde görülen patates hastalığı.

Filizlenmek : Gelişmeye, büyümeye başlamak. Bitki filiz vermek.

Filizli : Filizi olan.

Tohum : Soy sop, döl, nesil, sülale. Ortaya bir sonuç çıkaran, bir sonucun oluşmasına sebep olan şey. Bitkilerde döllenme sonunda yumurtacıktan oluşan ve yeni bir bitki oluşmasını sağlayan tane. Spermatozoit.

Işkın : Kayalık yerlerde ve dağlarda yetişen, yenilebilir bir tür ot. Filiz.

Cımbar : Çımbar. Filiz.

Çıvgın : Şıvgın.

Şıvgın : Rüzgâr ve karla karışık yağan yağmur, çıvgın. Budanmış yaşlı ağaçların budanan yerlerinden çıkan taze sürgün, çıvgın.

Ocak : Şömine. Yeniçeri teşkilatını oluşturan odalardan her biri. Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer. Bahçelerde veya bostanlarda her tür meyve ve sebze tohumu veya fidesinin dikimi için ayrılmış toprak çukuru. Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet. Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer. Ev, aile, soy. Yılın birinci ayı, kânunusani. Halk hekimliğinde bir önceki kuşaktan el verme suretiyle aktarılan bilgileri kullanarak belirli bir şikâyeti veya hastalığı iyileştirdiğine inanılan aile. Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer. Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer.

Madde : Para, mal vb. ile ilgili şey. Bir cismi oluşturan öge, öz. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Duyularla algılanabilen nesne. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Molekül. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri.

Taze : Genç kadın. Dinç, yıpranmamış, yorulmamış. Bozulmamış, bayatlamamış olan. Yeni, zamanı geçmemiş. Kuru olmayan, körpe, kuru karşıtı.

Filiz damarı : Bir filiz veya mineral katmanı ya da yatağı.

Filiz kıran : Ağaçların filizlendiği mevsimde esen bir çeşit fırtına.

Filize : Ağaçları sürüyerek çekmek için çakılan demir halka. Kürklü manto. Halkasına ip takılarak kalasları sürmekte kullanılan kanca.

Filize yatmak : Karpuz teveği bir iki karış uzunluğunda boy vermek.

Filizer : 3. Bir erkek ismi olarak anlamı; Genç, toy, delikanlı.

Filizi : Filiz rengi. sf. Bu renkte olan. İlgili cümle: "“Geride tek tük ev ve onların da ardında yarı filizî, yarı neftî bir orman seçiliyordu.”" E. Şafak.

Filizkurutan : Fındık filizlerinin öz bölgesinde gelişen ve konakçının kısa zamanda kurumasına yol açan sarı bacaklı tekeböceği.

Filizküfler : Değişik familyalara bağlı olup, tomurcuklanma, sonra filizlenme yeteneği gösteren mayamsı mantarların ortak adı.

Filizküflüce : Filizküflerden ileri gelen ve vücudun hemen her bölgesinde görülebilen mantar hastalığı.

Filizlendirme : Filizlendirmek işi.

Diğer dillerde Filiz anlamı nedir?

İngilizce'de Filiz ne demek? : n. bud, tendril, shoot, offshoot, burgeon, button, cion, growth, outgrowth, rod, spine, spray, sprig, sprout, tiller, ore

Fransızca'da Filiz : rejet [le], pousse [la], brin [le], rejeton [le]

Almanca'da Filiz : n. Ästling, Ausläufer, Geiz, Geschoss, Reis, Schoss, Schössling, Spross

Rusça'da Filiz : n. отросток (M), побег (M), росток (M), всходы (PL), отпрыск (M), руда (F)