Forme türkçesi Forme nedir
Forme ile ilgili cümleler
English: A new team was formed in order to take part in the race.
Turkish: Yarışa katılmak için yeni bir takım kuruldu.
English: According to the "Levada Center" organization, approximately 70% of Russians have never been outside of the former USSR.
Turkish: "Levada Center" örgütüne göre, Rusların yaklaşık %70'i eski SSCB dışına hiç çıkmamıştır.
English: A new team was formed in order to take part in the boat race.
Turkish: Tekne yarışına katılmak için yeni bir ekip kuruldu.
English: A long queue had formed in front of the shop.
Turkish: Mağazanın önünde uzun bir kuyruk oluşmuştu.
English: A sinkhole formed under the National Corvette Museum and swallowed eight cars.
Turkish: Ulusal Corvette Müzesi altında bir subatan oluştu ve sekiz arabayı yuttu.
Forme ingilizcede ne demek, Forme nerede nasıl kullanılır?
Patent forme : Bulgu belgesinin biçimi. Bulgu belgesinin boyutları, yazılacak özellikleri ve bunların yazılacağı yerleri gösteren düzen.
Formed : Kurulu. Şekil vermek. Oluşturmak. Şekillenmek. Şekillendirmek. Düzenlemek. Oluşuk. Kurmak. Biçimlendirmek. Biçim almak.
Formed a government : Bir yönetim veya bakanlık kurmuş. Bir yönetim organı yaratmış veya yapmış. Hükümet olşturmuş.
Formed an opinion : Bir fikir oluşturmuş. Bir karara varmış. Bir sonuca ulaşmış.
Former : İlk söylenen. İlk. Evvelsi. Önceki. Geçen. Geçmiş. Evvelki. Biçimlendirici. Sabık. Eski.
Former times : Eski zamanlar. Geçmiş. Geçmiş zaman. Eski günler.
Formerly : Vaktiyle. Önceden. Evvelden. Evvelce. Eskiden. Evvel zaman.
Former president : Sabık reis. Eski başkan.
Formerly listen : Önce dinleme.
Former time : Eski zamanlar. Eski günler. Geçmiş.
İngilizce Forme Türkçe anlamı, Forme eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Forme ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
School uniform : Okul kıyafeti. Okul üniforması. Okul forması. Önlük.
Contours : Çevre. Dış hatlar. Eşyükselti eğrisi.
Base : Dayanak. Kaide. Kelime kök ve gövdelerinin çekim eki almamış yalın durumu: taş, işçi, bilgili, terbiye, ciltle-, ayakkabı, aktualite, planlama vb. İlkyazı. Dayandırmak. Baz. Altlık. Aşınma taban düzeyi. Yerdeğişir bir bilgisayar izlencesinde, gerçek adresleri bulmak için göreli adreslere eklenmesi gereken değer. genellikle kullanılan bilimsel sayılama dizgesinde, bir üst ile gücü alınan sayı. örn. 2,7x6,25 (15) = 42,1875 deyimindeki 6,25 sayısı. Depart.
Color : Kızarmak. Boya. Yüzü kızarmak. Renk katmak. Renkli almaçların görüntülüklerinin iç çeperinde bulunan ve her biri, renkli noktalardan üçünün bir üçgen biçiminde yan yana gelmesinden oluşan benek. Üçlü benek. Abartmak. Renk. Renklendirmek. Renközü.
Fashion : Tarz. Dış görünüş. Meydana getirmek. Uydurmak. Tasarlamak. Şekil vermek. Öncülük etmek. Adet. Biçimlendirmek.
Uniforms : Resmi elbise. Üniforma.
Brand : Dağlamak. Bir mal, hizmet ya da kurumu tanıtmaya ve benzerlerinden ayırmaya yarayan tescil edilmiş özel ad, kısaltma veya işaret. Sarmalaç üzerine malın özelliğini göstermek amacıyla ve kızgın bir demirle vurulan im. Yaftalanmak. Satağa gönderilen malların sarmalaçlarına konulan belit. resim ya da harfle yapılan işaret. bilet ya da para yerine kullanılan maden ya da başka bir özdekten yapılı gereç. İktisat, ekonomi alanlarında kullanılır. Derin etki bırakmak. Damgalamak. Marka. Damga vurmak.
Radical : İfrat. Köksel. Köklü. Radikal. Kök işareti. Esasi. Köke ait olan. Kimi birleşiklerde görüleni ve işlev bakımından birilikte davranan öğecik kümesi. Atomik veya moleküler yapılarında bir veya daha fazla eşlenmemiş elektron içeren ve bu nedenle reaktif özellik taşıyan moleküller, serbest radikal. köklü, nedene yönelik, herhangi bir hastalığın kaynağına, nedenine yönelik girişim. Esas.
Variety : Çeşitlilik. Varyete. Ait olduğu türden çok ufak farklarla ayrılan birey, ait olduğu belirli bir grup organizmadan görev ve yapı karakterleri bakımından ayrılan bir organizma. Değişiklik. Çeşit. Değişiklendirme, çeşitlendirme. Variyete. Renk, ibik biçimi, sakal veya bacak tüylerine göre oluşan ırkların alt bölümü. Ait olduğu türden çok ufak farklarla ayrılan birey; ait olduğu belirli bir grup organizmadan görev ve yapı karakterleri bakımından ayrılan bir organizma. Farklılık.
Configurations : Konum. Gruplaşma. Gezegenlerin konumu. Yıldız kümesi.
Forme synonyms : singular form, word form, entry word, citation form, ghost word, the like, art form, root word, plural form, the likes of, ilk, eidos, model, sort, uniforming, style, casts, stem, flavor, figuration, category, fashionableness, bathos, contoured, kind, eikon, genre, singular, descriptor, forma, effigies, etymon, uniform.
Forme zıt anlamlı kelimeler, Forme kelime anlamı
Plural : Çoklu. Çoğul. Cemi.
Singular : Tekil. Fevkalade. Yalnız. Tek. Acayip. Olağandışı. Adlarda ve çekimli fiillerde nesne veya şahsın sayıca tek olması durumu. Tekil sözcük. Kişisel. Müfret.
Antitype : Olacağı önceden ima edilen olay. Olacağı önceden işaret edilen olay.
Forme antonyms : type.
Forme ingilizce tanımı, definition of Forme
Forme kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : First.

Bu kısımda Forme kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Forme ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Forme anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Forme ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.