Fronts türkçesi Fronts nedir

Fronts ile ilgili cümleler

English: Nature is under attack on all fronts.
Turkish: Doğa bütün cephelerde saldırı altında.

English: The hotel fronts the lake.
Turkish: Otel göle bakıyor.

Fronts ingilizcede ne demek, Fronts nerede nasıl kullanılır?

Y fronts : Bir tür erkek külodu.

Affronts : Hakarette bulunmak. Küçük düşürmek. Gücendirmek. Kabalık etmek. Kırmak. Hakaret. Aşağılamak. Tahkir etmek. Hakaret etmek.

Breakfronts : Orta kısımdan öne doğru açılan dolap. Konsol dolap.

Confronts : Yüz yüze gelmek. Karşısına çıkmak. Kötülemek. Karşı durmak. Karşılaştırmak. Yüz yüze getirmek. Yüzleştirmek. Üstüne gitmek. Zıt düşmek. Karşı koymak.

Seafronts : Deniz kenarında arsa. Denize nazır. Kıyı yerleşimi veya kıyıdaki tatil merkezinin denize bakan kesimi. Denize sıfır. Kıyı. Deniz kenarında bulunan kara bölgesi. Sahil.

Front benchers : Önde gelenler. Bakanlar. İleri gelenler.

Front bender : Öne eğilip başını bacakları arasına sokabilen becerili kişi. Kurbağa adam.

Front bencher : Önde gelenler. İleri gelenler.

Front bench : Ön sıralar. Avam kamarasında bakanlar sırası.

Front bumper : Ön tampon.

İngilizce Fronts Türkçe anlamı, Fronts eş anlamlısı

 

Sözcükler, direkt olarak Fronts ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Exposure : Korunmasızlık. Fizik, uzay, ekonomi, veterinerlik, jeoloji alanlarında kullanılır. İfşa. Karşı karşıya olma. Maruz bırakma. Çıkarma. Açığa çıkarma. Güvence sınırı. Açıkta bırakma. Bir nesnenin ışınlara tutulması; ışınlama ölçüsü, ışınım akısı ile ışınlama süresinin çarpımına eşittir.

Brows : Kaş. Yamaç. Kaşlar. Kenar.

Side : Kıvrım kanatları. Takım. Taraftar. İkincil. Taraf tutmak. Kemer ve teknelerin, menteşede birbirine bağlanan yanları. Yön. Yandaki. Yanındaki. Çalım.

Flippancies : Saygısızlık. Küstahlık. Uçarılık. Havailik.

Crust : Kabuklanmak. Dış tabaka. Bir sıvı ya da gaz yuvarlağını dıştan saran sert katman; yer'in kabuğu gibi. Kabuk. Kuru ekmek. Kabuk bağlamak. Kabukla kaplamak.

Countenances : Denge. Destek. Yüz vermek. Çehre. Uygun bulmak. Onama. Müsamaha etmek. Desteklemek. Yüz ifadesi. Teşvik.

Barefacedness : Yılışıklık.

Anterior : İlerde. Önde bulunan. Anteriyör. Daha eski. Mukaddem. Ön taraftaki. Öne yakın olan. Anteriyor. Bir hayvanın ya da bir parçasının bir eksene göre önde olan bölgesi; insan anatomisine göre ventral bölge; karın tarafı. ön.

Brassiness : Pirinçten yapılmış olma. Gürültücülük.

Aspect : Bir fiildeki oluş ve kılışın zaman bakımından konuşan tarafından öznel biçimde değerlendirilmesi; fiilde, dil psikolojisine ve konuşanın kendi değerlendirmesine bağlı zaman kayması durumu: seninle bu konu üzerinde uzun uzun tartışacağım da bir sonuç mu alacağım? cümlesindeki tartışacağım ve alacağım fiilleri şekil olarak gelecek zaman gösterdikleri halde, kişisel öznel bir değerlendirmenin ifadesi olan görünüş bakımından «seninle bu konuda uzun tartışmayacağım ve sonuç da alamıyacağım» şeklinde olumsuz bir anlamı yansıtmaktadır. aşağıdaki örneklerde de kullanılan fiiller ayraç içine alınan birer zaman kaymasına uğramış bulunmaktadırlar: andre gide böyle bir zamanda peyzajlarımızı fakir ve neşesiz, sanatımızı derme çatma, insanımızı çirkin buldu (çirkin bulmuş anlamında). takma bir “insanüstü” gözüyle etraftaki ızdıraba tiksine tiksine bakarak geçti (geçmiş anlamında) (a. h. tanpınar, beş şehir, s. 157-158). fatih’in istanbul’da bina ettiği ilk sarayın, kitaplarda okuduğumuz satırlardan başka, bir hatırası kalmamış (kalmadı anlamında) ve enkazı kaldı ise toprak altında kalmıştır (kaldı anlamında) (y. k. beyatlı, aziz istanbul, s. 49). “dün geceki renkli rüyamda geniş bir bahçede dolaşıyordum. arkamda billur gibi bir pınar var. yanımdakilerden biri bana gümüş bir tasla su getiriyor.” parçasındaki dolaşıyorum, getiriyor fiilleri şekilce şimdiki zaman kipi oldukları halde, anlam bakımından geçmiş zamanı, var fiili de yine vardı anlamını vermektedir. hasta doktora gitmiş (gitse), doktor hastaya getirilmiş (getirilse) ne fark ederdi? (osman çeviksoy, tutuklu yürek, s. 27). ekmeklerine o sarı tereyağından sürüp yiyorlar (yediler). henüz gün ağarmamıştır (ağarmamıştı) (sevinç çokum, derin yara, s. 110). vb. Yüz ifadesi. Bakım. Her yörede, özellikle dağlık yörelerde bir yamacın güneş ışınlarına, güneye ya da kuzeye karşı konumunu belirleyen ve bu nedenle doğal koşullarını saptayan durumu. Hal. Veçhe. Bakı. Açı oluşturmak. Görüş. Tavır.

 

Fronts synonyms : sinciput, frontages, anteing, forward, foregrounds, fore, immodesty, front, frontispieces, gracelessness, impudence, fores, foreparts, front facade, countenance, frons, front face, facade, frontals, frontmost, forehead, advance, sima, front line, face, audacities, flippancy, foremost, antings, frontal, features, frontage, in advance.

Fronts zıt anlamlı kelimeler, Fronts kelime anlamı

Aft : Arka. Kıçta. Arkaya doğru (gemi). Kıça doğru (gemi). Gerisinde. Kıçta (gemi). Kıç tarafta (gemi). Arka taraf. Kıça doğru. Arkasında.

Posterior : Gerideki. Arkadaki. Bir organizmanın arka kısmı; bir organ veya yapının arka kısmı. posteriyor, art. Popo. Biyoloji, ekonomi alanlarında kullanılır. Kıça yakın. Art. Geri. Arka. Ardıl.

Last : Son şey. Kundura kalıbı. Sonuncu kimse. Herkesten sonra. Sonuncu. Ölüm. Gitmek. Sürmek (süre vb). Son olarak. Son.

Fronts antonyms : back, rear.