Gör nedir, Gör ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Mezar, mezarlık.

Tahıl hastalığı.

Ocakta yakılan büyük kütüklerin yanmasını kolaylaştırmak için altına konulan destek.

Gör ile ilgili Cümleler

  • Gel gör ki dudakları sevdiğinin acısıyla mühürlenmişti.
  • Gez dünyayı gör Konya’yı.
  • “Sevim, Beyhan'ın ölümü öp diye ısrarla getirdiği pastasından bir dilim yedi.”
  • Bak gör nasılda anlıyorum bu soruyu.
  • İspanya'yı ziyaret edersen, gelip gör beni.
  • Senin saatine gör saat kaç?
  • “Gerçi çiğ yememişler karınları ağrımıyordu ama gene de ne şeytanı görmek ne de salavat getirmekten yanaydılar.”
  • Göster bana saygı, gör kendine saygı.
  • “Birini çağırıp o güvercinleri vereyim de sen de gör.”
  • Güzel. Gel gör ki, geç kalıyorum ve kısa tutman gerek.

Gör ile ilgili Atasözü veya Deyim

gör bak : “görürsün, göreceksin” anlamında kullanılan bir söz.

gör (veya görürsün) : “işin sonucunu anla, anlarsın” anlamında kullanılan bir tehdit sözü.

hayrını gör : yeni alınan bir şey için “güle güle kullan” anlamında kullanılan bir söz.

ne şeytanı gör ne salavat getir : gücünün yetmediği işe kalkışmamayı, kalkışılırsa da başkalarından medet ummamayı anlatmak için söylenen bir söz.

ölümü gör (veya öp) : bir konuda karşısındakini ikna etmek için kullanılan yemin sözü.

 

şeytanın gör dediği : başkalarının göremediği, farkına varamadığı incelikler veya gerçekler.

Gör anlamı, tanımı

Gör işit gereçleri : Film, şerit film, plak, ses bandı ve benzerleri gibi göze ve kulağa seslenen gereçler

Gör ki : Dikkat et, iyi bak, düşün ki.

Gör öde : Ödeme emri niteliğindeki senetlerin görüldüğü anda muhatabı tarafından ödenmesi.

Gör öde akreditif : Vadesi içinde uygun belgelerin lehdar tarafından gösterilmesi üzerine, amir bankaca ya da bu bankanın yetkilendirdiği bankaca ya da varsa teyit bankası tarafından lehdara ödemenin yapıldığı akreditif türü.

Kolaylaştırmak : Kolay bir duruma getirmek, güçlükleri ortadan kaldırmak. Bir işi sonuna yaklaştırmak.

Kolaylaştırma : Kolaylaştırmak işi. Üstün tutma, benimseyerek koruma, kişiye yapılacak işlemde kolaylık gösterme. Küme çözümleme yordamlarında gözlemcinin özgür tartışmalar, kendiliğindenli ilişkilerin örtük anlamlarını açığa çıkarma ve sorunları ya da ilişki düğümlenmelerini, çözümleme de üstlendiği yardım ve ayrıştırma işi.

Mezarlık : Mezarların bulunduğu yer, kabristan, gömütlük, sinlik, tahtalıköy, mezaristan, bamyaratlası.

Hastalı : Hastalıklı.

Destek : Bir şeyin yıkılmaması için konulan eğik veya düz dayak, payanda. Bir birlik için sağlanan yardım veya koruma. Üzerine bir şey oturtmaya, tutturmaya, koymaya yarar araç, bindi, hamil. Maddi ve manevi yardımcı, dayanak. Bir vektörü taşıyan sonsuz doğru. Kredi işlemlerinde her an sarf edilebilecek kredi. Yardım.

Kütük : Kalın ağaç gövdesi. Kesilmiş ağaç gövdesi. Kütük demir. Görgüsüz, kaba kimse. Nüfus kütüğü. Asma fidanı. Kesimden sonra ağaç gövdesinin toprakta kalan bölümü. Resmî kayıt defteri, ana defter. Bir arada işlenen ve birbirleriyle ilgili olan kayıtların tümü.

 

Mezar : Ölünün gömülü olduğu yer, kabir, sin, makber, gömüt.

Tahıl : Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı, hububat.

Yanma : Yanmak işi. Bir cismin oksijenle birleşmesi sırasında ortaya çıkan olayların tümü.

Altın : Atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,9 olan, 1064 °C'de eriyen, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz element, zer (simgesi Au). Altından yapılmış sikke. Üstün nitelikli, değerli. Bu elementten yapılmış.

Hasta : Hastalık, kaza veya yaralanma dolayısıyla fizik veya ruh sağlığı bozulmuş ve tedavi edilmesi gereken kimse, rahatsız. Aşırı düşkün, tutkun. Parasız, züğürt. Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan.

Kolay : Sıkıntı çekmeden, yorulmadan yapılabilen, emeksiz, zahmetsiz, güç ve zor karşıtı. Kolaylık. Kolayca, sıkıntısız bir biçimde, basitçe.

Büyük : Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Büyük abdest. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Üstün niteliği olan. Niceliği çok olan.

Deste : Cinsleri aynı veya birbirine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, bağlam. Yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları derecelerden biri. Elli iki karttan oluşan iskambil kâğıdı. Kılıç, bıçak vb.nin elle tutulacak yeri. Aynı cinsten onluk bir küme.

Yakı : Bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp deri üzerine uygulanan, beden ısısıyla vücuda yapışan eczalı parça.

Tahı : Kez. Takı, düğün ve nişan hediyesi.

Diğer dillerde Gönyeburun testeresi anlamı nedir?

Osmanlıca Gönyeburun testeresi : gönyeburun kesme aparatı