Harman nedir, Harman ne demek

Harman; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

  • Biçildikten sonra tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması işi.
  • Bu işin yapıldığı yer ya da mevsim.
  • Birçok çeşitten birer parça alıp yeni birleşim oluşturma işi.
  • Herhangi bir şeyin çok bulunduğu yer.
  • Selüloz açılması aşamasından başlayıp kâğıt veya karton sayfasının meydana gelmesine kadar kullanılan bir veya birkaç kâğıt hamuru ile diğer malzemelerin meydana getirdiği sulu süspansiyon.
  • Herhangi bir şeyin toplu hâlde bulunduğu, işlendiği veya satıldığı yer

"Harman" ile ilgili cümle

  • "Çocuğum başka çocuklarla beraber harmanda düvene binmiş dönüyor." - R. N. Güntekin
  • "Çay harmanı. Tütün harmanı."
  • "Yiğidin harman olduğu yer."

Yerel Türkçe anlamı:

(

(

Tepe.

Bahçe, sebze ya da meyve bahçesi.

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

(Mimarlık) Harç ya da beton yapmak için hazırlanmış kum, kireç ve çimento karışımı yığın.

Almanca'da Harman ne demek?:

möller

Fransızca'da Harman ne demek?:

aire, battage

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Muş ili, Kızılağaç nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Harman anlamı, tanımı:

Harman çevirmek : Harmanlamak.

Harman döven öküzün ağzı bağlanmaz : "çalışanın emeğinin karşılığı verilmelidir" anlamında kullanılan bir söz.

 

Harman dövmek : Ekin tanelerini saptan ayırma işini yapmak.

Harman dövmek keçinin işi değil : "önemli işler herkese yaptırılmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Harman etmek : Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir birleşim oluşturmak.

Harman savurmak : Tahılı samandan ayırmak için dövülmüşünü rüzgâra karşı savurmak.

Harmanı kaldırmak : Harman işini bitirmek.

Harman sonu dervişlerindir : "herkesin bol bol yararlandığı şeylerin artakalanından alçak gönüllüler yararlanır" anlamında kullanılan bir söz.

Harman yakarım diyen orağa yetişmemiş : "başkasına kötülük yapmayı tasarlayan kimse, kötülüğünü yapmaya fırsat bulmadan cezasını görür" anlamında kullanılan bir söz.

Harmandalı : Bu oyunun müziği. Ege bölgesinde oynanan bir tür zeybek oyunu. Sarhoş.

Harman sonu : Harmandan sonra kalan, toprakla karışmış tahıl. Büyük bir varlık veya işten sonra kalan bölüm.

Harman yeri : Üzerinde harman dövülen, sıkıştırılmış sert toprak alan.

Tuğla harmanı : Tuğla yapılmış olan yer.

Harman sonu dervişlerin : Herhangi bir paylaşmada veya işte sona kalanların kazançlı çıkmaları durumunda söylenen bir söz.

Harman yel ile düğün el ile : "her işin gerçekleşmesi birtakım koşulların bulunmasına bağlıdır" anlamında kullanılan bir söz.

 

Harmancı : Harman işi ile uğraşan (kimse).

Harmancık : Bursa iline bağlı ilçelerden biri.

Harmancılık : Harmancının yaptığı iş.

Harmanda dirgen yiyen sıpa yılına kadar acısını unutmaz : "uygunsuz davranışlarından dolayı cezalandırılanlar uzun süre aynı davranışı göstermezler" anlamında kullanılan bir söz.

Harmani : Bütün vücudu saran, kolsuz ve bazen kukuletalı bir tür üst giysisi.

Harmanlama : Harmanlamak işi.

Harmanlamak : Bir çember oluşturacak biçimde dolaşmak. Gemi az bir dümen açısıyla büyük bir eğri çizerek yürümek. Harman etmek.

Harmanlanma : Harmanlanmak işi.

Harmanlanmak : Ay çevresinde ağıl oluşmak. Tütün, çay, içki vb.nin birkaç çeşidi birbirine katılıp karıştırılmak.

Harmanlatma : Harmanlatmak işi.

Harmanlatmak : Harman yaptırmak.

Harmanlık : Harman yeri. Harman için gerekli eşya.

Ay harmanlanmak : Ayın çevresinde ayla oluşmak.

Burnunun yeli harman savurmak : Çok öfkelenmek. büyüklenmek, kibirlenmek.

Dağ başına harman yapma savurursun yel için sel önüne değirmen yapma öğütürsün el için : "yapacağın iyi bir işi, sonunu hesaplamadan yapma" anlamında kullanılan bir söz.

Derede tarla sel için tepede harman yel için : "elden çıkarmak istemediğimiz şeyleri tehlikeye açık durumlardan uzak tutmalıyız" anlamında kullanılan bir söz.

Gün ola harman ola : "bir gün onun da zamanı gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Onmadık yılın yağmuru harman vakti yağar : "zamanında olduğunda büyük yarar sağlayacak bir durum, zamanı geçtikten sonra gerçekleşirse zarar bile verebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Tarlada izi olmayanın harmanda sözü olmaz : "kendini işe vermeyenden, bir iş üretmeyenden hayır gelmez" anlamında kullanılan bir söz.

Tahıl : Buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç vb. hasat edilen ürünler ile tohumlarının genel adı, hububat.

Demet : Uzunlamasına birbirine bitişik olarak bir arada bulunan sinir ve kas telleri topluluğu. Üstün yapılı bitkilerde öz suların akmasına yarayan, bitkiye desteklik eden damarlı veya lifli kordon. Bitki veya çiçek destesi. Bağlanarak oluşturulmuş deste, bağlam. Bir atomun parçalanmasından doğan elektriklenmiş taneciklerin yörüngelerinden oluşan ışık topluluğu.

Düven : Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçiminde araç.

Tane : Bazı bitkilerin tohumu. Herhangi bir sayıda olan şey, adet. Çekirdekli küçük meyve.

Ayrılma : Ayrılmak işi. Bir biçmeden geçen beyaz ışığın türlü renklerde görünmesi.

Mevsim : Yaşamın bir bölümü. Zaman, dönem, çağ. Herhangi bir ekimin yapıldığı veya bir ürünün yetiştiği dönem. Bazı atmosfer olaylarının en çok belirdikleri zaman. Herhangi bir şeyin etkinlik dönemi, sezon. Yılın, güneşten ısı, ışık alma süresi ve dolayısıyla iklim şartları bakımından farklılık gösteren dört bölümünden her biri, sezon.

Parça : Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Nesne. Tane. Pasaj. Müzik eseri. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Güzel, alımlı kız veya kadın. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz.

Bun : Sıkıntı.

Yer : Durum, konum. Ülke. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Durum, konum, vaziyet. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Yerküre. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Önem. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. İz. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Gezinilen, ayakla basılan taban. Görev, makam.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Harman aktarmak : Düğenlenen ekini yaba ya da dirgenle alt üst etmek. (-Amasya)

Harman çarşlamak : Harman döğmek için buğday saplarını harman yerine yaymak.

Harman çektirmek : Harmandaki samanı toplamak. (-Amasya)

Harman çiti : Harman alanını çevreleyen çit. (*Merzifon -Amasya)

Harman etmek : birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir birleşim oluşturmak.

Harman horozu : Çavuşkuşu.

Harman kabağı : Harman zamanında yetişen kabak.

Harman süpürgesi : Sığır kuyruğu otu balık otu.

Harman tahtası : Döven.

Harman üstü : Harman kalkar kalkmaz.

Harman ile ilgili Cümleler

  • Tüm parasını har vurup harman savurdu.
  • Gökoğuz Türkçesi'nde Ağustos'a Harman ayı deniliyor.
  • Çocuklarım buğday harman ediyorlar.
  • Bu kahve harmanını severim.
  • Ali buğday harmanlıyor.
  • Ben buğday harman ediyorum.

Diğer dillerde Harman anlamı nedir?

İngilizce'de Harman ne demek? : [Harman] n. blend, threshing, trashing, harvest

Fransızca'da Harman : battage [le], aire [la], mélange [le]

Almanca'da Harman : Dreschen; Dreschplatz; Druschzeit

Rusça'da Harman : n. молотьба (F), обмолот (M), ток (M), гумно (N), жатва (F), смесь (F), брошюровка (F)