Düven nedir, Düven ne demek

  • Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçiminde araç

"Düven" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Çok hafif geldiği için düvene ağır bir taş oturtmuşlardı." - R. Enis

Yerel Türkçe anlamı:

Döven, harmanda buğdayın sapı ve tanesini ayırmaya yarayan, alında keskin taşları bulunan ve hayvanlar tarafından çekilen ağaç alet

Düğen

Bez dokuma tezgâhı.

Fırın.

Dükkân.

Döven, ekinleri dövmek içki kullanılan alet

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

[döğen, döven] Yayılmış *olan ekin üzerinde at ya da inek yardımıyla gezdirilerek ekinin tane ve saplarını ayıran, altına çakmak taşları çakılı araç. (Yukarıkaşıkara, Akçaşar *Yalvaç -Isparta; Meyvebükü *Güdül -Ankara; Yenikent *Aksaray -Niğde) [döğen] : (*Acıpayam -Denizli; Uluköy *Taşova -Amasya) [döven] : (Güzel *Güdül -Ankara; -Kırklareli)

Düven hakkında bilgiler

Düven ya da düğen, harmanda ekinlerin (buğday, arpa, yulaf, vb.) tanelerini sapından ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzeyinde keskin çakmak taşları çakılı olan kızak biçiminde araçtır.

Tarımda makineleşme gerçekleşmeden önceki dönemlerde kullanılan düven günümüzde önemini yitirmiş ve yer yer dekorasyon objesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde düvenin yerini biçerdöverler ve patoz adı verilen öğütücüler almıştır.

 

Türkçe düven ( düğen) kelimesi Rumca δουκάνη (τυκάνη) kelimesinden geçmiş bir alıntıdır.

Düven anlamı, kısaca tanımı:

Harman : Birçok çeşitten birer parça alıp yeni birleşim oluşturma işi. Herhangi bir şeyin toplu hâlde bulunduğu, işlendiği veya satıldığı yer. Biçildikten sonra tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması işi. Selüloz açılması aşamasından başlayıp kâğıt veya karton sayfasının meydana gelmesine kadar kullanılan bir veya birkaç kâğıt hamuru ile diğer malzemelerin meydana getirdiği sulu süspansiyon. Herhangi bir şeyin çok bulunduğu yer. Bu işin yapıldığı yer veya mevsim.

Ekin : Tahılın tarlaya atıldığı andan harman oluncaya kadar aldığı durum. Kültür, hars.

Tane : Çekirdekli küçük meyve. Bazı bitkilerin tohumu. Herhangi bir sayıda olan şey, adet.

Ayırmak : Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek. Bir yeri bir engelle bölmek. Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak. Seçmek. Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek. Birbirinden uzaklaştırmak. Farklı davranmak, fark gözetmek. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak. Bölmek.

Koşul : Şart. Bir antlaşmada belirlenen hükümlerden her biri.

Hayvan : At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).

 

Keskin : Çok kesici, iyi kesen. Etkili, sert. Dikkatli. Kırıkkale iline bağlı ilçelerden biri. Kıvrak. Tiz (ses). Zampara. Kırıcı, incitici. Hassas.

Çakmak : Saplamak. Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası. Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti. Tabanca veya tüfeklerde bulunan tetik düzeni. Çivi ile tutturmak. Vurmak. Bir şeyi başka bir şeye sürtmek, vurmak veya çarpmak. Kazık çakıp hayvan bağlamak. Anlamak, bilmek. Kabul etmeyeceği bir şeyi kurnazlıkla kabul etmesini sağlamak. Parıldamak, ışık vermek. Kuruduğunda kalın kabuk bağlayan kabarcıklarla beliren ve genellikle yüzde çıkan bir deri hastalığı. Vurarak sokup yerleştirmek. Sınavda başarısız olmak. İçki içmek. Sezinlemek, anlamak, farkına varmak.

Çakılı : Çivi, kazık vb. bir şeyle tutturulmuş. Yeri değişmez, sabit. Çakılmış, bir şeye bağlı.

Kızak : Kar veya buz üzerinde kayarak yol alan tekerleksiz taşıt. Tersanelerde üzerinde gemi yapılan, onarılan veya gemiyi suya indirip sudan çıkarmaya yarayan ızgara. Ağaç tablaların kamburlaşmaması için liflere dikey konumda açılan kanala geçirilen uzun parça. Ambalajın dibine uzunluğuna çakılan, hem dip levhası elemanlarının tutturulmasını hem de ambalajın yerde kolayca kaymasını sağlayan kereste parçası.

Biçim : Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Tarz. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Biçme işi. Herhangi bir şeyin benzeri. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu.

Araç : Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Taşıt.

Düven sürmek : Düvenle ekinlerin tanelerini başaklarından çıkarmak.

Düven dişi : Düvenin altına dikine çakılan keskin taş.

Düve : Boğaya gelmemiş 1-2 yaşında dişi sığır.

Düvenci : Harman zamanı düven sürmek için tutulan çocuk. Düven yapan veya satan kişi.

Arpa : Buğdaygillerden bir bitki (Hordeum vulgare). Rüşvet. Bu bitkinin ekmek ve bira yapımında kullanılan, hayvanlara yem olarak verilen taneleri.

Yulaf : Bu bitkinin tohumu. Buğdaygillerden, en çok hayvan yemi olarak yetiştirilen otsu bitki (Avena sativa).

Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.

Tarım : Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi, kalite ve verimlerinin yükseltilmesi, uygun koşullarda korunması, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanması, ziraat.

Makine : Bir alet veya taşıtın hareket etmesini sağlayan mekanizması. Araba, otomobil. Herhangi bir enerji türünü başka bir enerjiye dönüştürmek, belli bir güçten yararlanarak bir işi yapmak veya etki oluşturmak için çarklar, dişliler ve çeşitli parçalardan oluşan düzenekler bütünü.

Gerçekleşme : Gerçekleşmek işi, tahakkuk.

Önceki : Önce olan, evvelki, mukaddem, sabık.

Düven eşeği : Harman döverken dövenin üstüne konulup oturulan oturak.

Düven kaşı : Dövenin ucu kalkık olan ön tarafı.

Düven kayarlamak : Dövenin bozulan ve düşen taşlarını yeniden koymak.

Düven sürmek : düvenle ekinlerin tanelerini başaklarından çıkarmak.

Düvencilik : Düvencinin yaptığı iş.

Düvençere : Döveni çeken uzun ağaç, döven oku.

Düvendişi : Düvenin altındaki taşlar. (Yenikent *Aksaray -Niğde)

Düvenek : İltihaplanarak azmış yara.

Düvenkaşı : Düvenin yukarı kalkık olan ön kısmı. (Yenikent *Aksaray - Niğde.)

Düvenkuşağı : Düvenin iki tahtadan oluşan gövdesini birbirine bağlayan iki ağaç kemer. (Yenikent *Aksaray -Niğde)

Diğer dillerde Düven anlamı nedir?

İngilizce'de Düven ne demek? : [düve] n. heifer