Hast türkçesi Hast nedir

  • Have fiilinin eski hali.
  • Sahip olmak.
  • “to have” (ikinci şahıs tekil) fiilinin eski kullanımı.

Hast ile ilgili cümleler

English: Before understanding the situation clearly, he hastily gave his opinion.
Turkish: Meseleyi daha tam anlamadan, alelacele fikrini söyledi.

English: Ali hastily packed his suitcase.
Turkish: Ali aceleyle valizini hazırladı.

English: My God, my God, why hast thou forsaken me?
Turkish: Tanrım tanrım beni niçin terk ettin?

English: All my haste was in vain.
Turkish: Bütün acelemiz boşunaydı.

English: As it was printed in haste, the book has many misprints.
Turkish: Alelacele basıldığı için kitapta birçok baskı hatası var.

Hast ingilizcede ne demek, Hast nerede nasıl kullanılır?

Hasta : (birleşik devletler) görüşmek üzere. Görüşürüz.

Hastate : Ok şeklinde. yaprak ayası tabandan dışarıya doğru uzamış ve lobları orta eksene hemen hemen dik bir durum almış olan yaprak. Üçgen şeklinde. Hastat. Mızrak başı şeklinde.

Hastate leaf : Hastat yaprak. Üç köşeli yaprak.

Haste : İvedilik. Hız. Telaş. İvme. İvedi. Çabukluk. Acele.

Haste away : Hızla ayrılmak. Acele ayrılmak.

Hasten death : Ölümü hızlandırmak. Ölümün daha erken gerçekleşmesini sağlamak.

Hasteless : Acelesiz. Rahatlık. Telaşsız. Kaygısız.

 

Hastened : Acele etmek. Hızlandırmak. Telaşlandırmak. Acele ettirmek. İki ayağını bir pabuca sokmak.

Hasten : İki ayağını bir pabuca koymak. Sıkıştırmak. İvdirmek. Aceleleştirmek. Hemen söylemek. Acele etmek. Hızlandırmak. Acele ettirmek. İki ayağını bir pabuca sokmak. Telaşlandırmak.

Hastens : Telaşlandırmak. Acele ettirmek. Hız vermek. Aceleleştirmek. Hızlandırmak. Sıkıştırmak. Aceleci davranmak. İki ayağını bir pabuca koymak. İvdirmek. İki ayağını bir pabuca sokmak.

İngilizce Hast Türkçe anlamı, Hast eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Hast ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Get possession of : -sahip oldu. - sahipliğini aldı.

Yesteryear : Geçen yıl. Kısa zaman önce. Mazi. Uzun olmayan bir süre önce. Önceki sene.

History : Tarih. Geçmiş. İnsanların, üyesi bulundukları toplumu etkileyen eylemlerinden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan; bu olaylar arasındaki nedense! ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri araştırıp gösteren bilim. bir olayın gününü, ayını ve yılını bildiren söz: 29 ekim 1923, türkiye cumhuriyetinin kurulduğu tarihtir. 3-tarih kitabı: cevdet paşa'nın osmanlı tarihi; naima tarihi. Kayıtlar. Gelişim aşmaları. Tarihçe. Ulusların geçmişte oluşturdukları kültür ürünlerini, yaptıkları savaşları, kurdukları siyasal ve ekonomik ilişkileri yöntemli bir biçimde inceleyen, geçmişe değgin olayları yer ve zaman göstererek gerçeğe uygun biçimde açıklayan bilim dalı. öğrencilere tarih bilincini kazandırmak, gerek kendi uluslarının gerek öteki ulusların tarih boyunca gösterdikleri ilerlemeler üzerinde bilgi edinmelerini sağlamak amacıyla ilk ve orta dereceli okullarda okutulan ders. Öykü. Eğitim, tarih alanlarında kullanılır. Hikaye.

 

Bygone : Evveliyat. Geçmiş. Geçmiş şey. Mazi. Eski. Geçmişte kalan. Eskide kalmış.

Come by : Karşılaşmak. Kaza sonucu bulmak. Ziyaret etmek. Önünden geçmek. Uğramak. Kazara ya da tesadüfen edinmek. Yolu düşmek. Edinmek. Kazanmak. Elde etmek.

Enjoying : Beğenmek. Hoşuna gitmek. Haz almak. Hoşlanmak. Yararlanmak. Sevmek. Zevk almak. Tadını çıkarmak. Hoşlanma.

Be in possession of : -si olmak. -a sahip olmak. -nin sahipliğinde olmak. -nı bulundurmak.

Langsyne : Eski günler. Çok eskiden (iskoçça). Eski güzel günler. Çok eskiden. Uzun zaman önce. Özlemle anılan eski günler. Bir zamanlar.

Old times : Modası geçmiş. Antik. Eskiye ait. Eski güzel günler. Eski zamanlara ait.

Has : Bkz.have. Olmak. Zorunda olmak. Kabul etmek. Etmek. Bulunmak. Almak. Aldatmak. Göz yummak.

Hast synonyms : auld langsyne, past times, acquire, yore, enjoyed, bear, time immemorial, had, past, yesterday, acquires, water under the bridge, time out of mind, hath, hass, enjoys, good old days, enjoy, hassler, old, time.

Hast zıt anlamlı kelimeler, Hast kelime anlamı

Future : Gelecekte olacak şey. Fiilin gösterdiği oluş, kılış ve durumun geleceğe bağlı olduğunu belirten zaman. bk. gelecek zaman kipi. Müstakbel. İlerideki. Gelecek zaman. İstikbal. Filin anlattığı işin şimdiki zamandan sonraki bir zamana ait olduğunu gösteren kip. türkçede bir oluş ve kılışın gelecekte kesin olarak gerçekleşeceğini gösteren ek, -acak ekidir: dik-ecek, anlat-acak, sar-acak gibi. bu ek şahıs ekleri ile genişletilerek çekimli fiil olur. insanlara yalnız onlardan aldığımı vereceğim (t. buğra, yalnızlar, s. 102). yarın ben de onu bana gönderen makamın huzuruna çıkarak neşredilme imkanları aramakta olan dört kitabımdan söz açacağım… bakalım, beni nereye gönderecek (a. n. asya, ayın aynası, s. 71). meçhul yerlere doğru gideceğim, oradan kendimi en meçhule atacağım (peyami safa, bir tereddüdün romanı, s. 184). biraz sonra o, belki hepiniz bana nasihat vermeğe kalkacaksınız (a. h. tanpınar, huzur, s. 255). fakat, evvela cibalı’ya kadar yürüyeceğiz orada bir arkadaşa haber vereceğim (p. safa, mahşer, s. 292). vb. karşıtı geçmiş zaman’dır. bk. bildirme kipleri. İlerki. Yarın.

Present : Şu anki. Şimdiki. Bugünkü. Göstermek. Tanıştırmak. Sunmak. Tanıtmak. Takdim etmek. Mevcut. Halihazır.