Have to go türkçesi Have to go nedir

Have to go ile ilgili cümleler

English: Ali didn't have to go to school today.
Turkish: Ali bugün okula gitmek zorunda değildi.

English: Ali didn't have to go to work today.
Turkish: Ali bugün işe gitmek zorunda değildi.

English: After the summer holidays, the children have to go back to school.
Turkish: Çocuklar yaz tatilinden sonra tekrar okula dönmek zorunda.

English: Ali didn't have to go to Boston last week.
Turkish: Ali geçen hafta Boston'a gitmek zorunda değildi.

English: Ali didn't have to go back to Boston.
Turkish: Ali Boston'a geri gitmek zorunda değildi.

Have to go ingilizcede ne demek, Have to go nerede nasıl kullanılır?

Have : Dolandırmak. Olmak. Yaptırmak. Zorunda olmak. Yapmak. -si olmak. Aldatmak. Göz yummak. Kabul etmek. Bulunmak.

To : -e kadar. Ye. -mek -mak (mastar). İle. -e göre. Kadar. Oranla. Karşı. E doğru. Kala.

Go : Erişmek. Gayret. Götürmek. İlerlemek. Enerji. Ayrılmak. Devrolunmak. Olmak. Ölmek. Yayılmak.

I have to go : Gitmek gerekiyor. Gitmem lazım. Gitmem gerek. Gitmek zorundayım. Çıkmalıyım.

I have to go to bed : Yatmaya gitmem gerekiyor. Şimdi uyumam lazım. Yatmam gerekiyor.

You have to do some tests : Bazı testler yaptırmanız gerekiyor.

To go blind : Görüşünü kaybetmek. Kör olmak. Görme yeteneğini kaybetmek.

 

Do i have to pay duty on the goods i bought here : .

You will have to transfer here : Buradan aktarma yapmanız gerekecek.

To go far : Abartmak. Fazla ileri gitmek. Çizgiyi geçmek. Sınırı aşmak.

İngilizce Have to go Türkçe anlamı, Have to go eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Have to go ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Jam : Sıkıştırarak bir geçidi doldurmak. Basmak. Sıkışma. Hareketsiz kalmak. Sıkışıklık. Durdurmak. Reçel. Bastırmak. Yayını bozmak.

Catch : Kavramak. Cezbetmek. Edinmek (alışkanlık). Anlamak. Birdenbire farketmek. Yakalama. Tutma. Yetişmek. Enselemek. Topu tutma.

Be taken short : Kakası gelmek. Tuvaleti gelmek. Abdesti gelmek.

Be pushed : Darda olmak. Zamana ihtiyaç duymak. İtilmek. Zamanı az olmak.

Jams : Durdurmak. Doğaçlama çalmak (caz). Parazit yapmak. Yayını bozmak. Takılmak. Basmak. Tıkamak. Tutukluk yapmak. Sıkmak.

Be caught short : Parası yetmemek. Parası çıkışmamak. Parasız kalmak. Tuvaleti gelmek. Meteliksiz kalmak. Abdesti gelmek. (aniden veya birden) tuvaleti gelmek. Yokluğunu çekmek. Elinin altında bulunmamak.

Caught : Yakalamak. Kapmak. Edinmek (alışkanlık). Çekmek. Yakalanmak. Vurmak. Geçmek. Yetişmek. Basmak. Gafil avlamak.

Be pinched for time : Zamanı yetmemek. Zamana ihtiyacı olmak.

Be pressed for : Darda olmak. İhtiyacı olmak.

Be pinched : Acı çekmek. Kıvranmak. İhtiyacı olmak. Çimdiklenmek.

Have to go synonyms : jam in, be stuck, be cramped for space, be in trouble, catches.