Kıravat nedir, Kıravat ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Kağnı tekerleklerinin üstüne oturtulan kağnı iskeleti, kağnıevi.

Kıravat ile ilgili Cümleler

  • Senin için hoş bir kıravat buldum.
  • O kıravatı seviyorum.
  • Jale, Tom'a mavi bir kıravat aldı.
  • Bu gömleğin o kırmızı kıravatla uyacağını sanmıyorum.
  • Neden kıravat takmıyorsun?
  • Senin o kıravatını seviyorum.
  • Ali kıravatını çıkardı.
  • Ali Mary'ye kıravatı hakkında ne düşündüğünü sordu.

Kıravat anlamı, tanımı

Kıra : Çiçeği düşmemiş, ceviz büyüklüğündeki küçük kavun, karpuz. Küçük : Ahmet'in kırasını gördün mü?. Yalçın, sert kaya. Çığlık, bağırtı. Fasulye. Çevre, kıyı, kenar, uç

Kırav : Kıraç toprak. Sert, sinirli : Ömer bugün kıravlı. Kırağı.

Piyango kıravat : Kelebek biçiminde bağlanmış, papyon, kravat.

Tekerlek : Merkezde bulunan, bir eksenin çevresinde dönebilen çember, teker. Bu biçimde olan.

Kağnıevi : Kağnının iskeletini oluşturan iki büyük ağaç. (Akçaşar Yalvaç Isparta).

İskelet : İnsan ve hayvan bedeninin kemik çatısı, teşrih. Kuru, çıplak. Bir şeyi oluşturan temel çatı. Yumuşak bölümleri dökülmüş, ölü bir vücudun kemiklerinin bütünü. Bir eserin genel planı. Çok zayıf.

İskele : Deniz taşıtlarının yanaştığı, çoğu tahta ve betondan yapılmış, denize doğru uzanan yer. Kıyıya yanaşan deniz aracına doğru uzatılan eğreti küçük köprü veya gemiye çıkmayı sağlayan merdiven. Vapur uğrağı olan şehir veya kasaba. İçerilerde bulunan bir yerin kendine en yakın olan deniz taşıtı uğrağı veya demir yolu durağı. Işıkların yerleştirilmesi, ışıkçıların dolaşabilmesi için stüdyolarda tavana yakın yerde duvarı çepeçevre saran çıkıntı. Geminin sol yanı. Yapıların dışında sıvama, boyama veya onarım için keresteden kat kat kurulan, çalışma sırasında üstüne çıkılan çatkı.

 

Üstüne : İlişkin, üzerine, dair. Hesabına. -den sonra. Kendinden önce gelen sözün ikileme biçiminde anlamını pekiştirmek ve sıklığını ifade etmek için kullanılan bir söz. -e göre, uygun olarak.

İskel : Balta, çift demiri gibi şeyleri çelikleme işi.

Teker : Tekerlek. Cismin gökyüzü üzerindeki iz düşümü. Bir gök cisminin daire biçiminde görünen yüzeyi. İnce ve çapı oldukça tekerlek biçiminde parça. Tekerlek biçimde olan.

Üstün : Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha. Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik.

Kağnı : İki veya dört tekerlekli, dingili tekerlekle birlikte dönen öküz arabası.

Teke : Erkek keçi. Bir tür karides. Tüylü devenin erkeği ile tek hörgüçlü dişi devenin geriye melezlenmesinden elde edilen bir tür deve.

Diğer dillerde Kıran borcu bağışı anlamı nedir?

Osmanlıca Kıran borcu bağışı : afet affı