Kana nedir, Kana ne demek

Kana; bir denizcilik terimidir. kökeni italyanca dilinden gelmektedir.

Yerel Türkçe anlamı:

Güğüm, sürahi.

Su kabı, sürahi.

Kuyruk.

Kuru meyvenin yenen kısmı.

Asmaların, ağaçların diplerinden çıkan filizler, piç.

Dört köşeli yontulmuş direk, hatıl.

Kana anlamı, tanımı:

Kana boyamak : Kan içinde bırakmak.

Kana kan : Kısasa kısas.

Kana kan istemek : Kısas yapılmasını istemek.

Kana susamak : Öldürme hırsı duymak.

Kanaat : Kanış, kanı, inanç, düşünce. Kanma, inanma. Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum.

Kanaat etmek : Yetinmek.

Kanaat getirmek : Kanmak, aklı yatmak, inanmak.

Kanaat gibi devlet olmaz : "elindekiyle yetinmesini bilen kişi yokluk nedir bilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kanaatli : Kanaatkâr.

Kanaatsiz : Elindeki ile yetinmeyen.

Kanaatsizlik : Kanaatsiz olma durumu.

Kanada geyiği : Kuzey Amerika'da yaşayan bir tür iri gövdeli geyik (Cervus Canadensis).

Kanada kavağı : Kuzey Amerika'da yetişen bir tür uzun kavak.

Kanadalı : Kanada halkından olan kimse.

Kanadı altına almak : Korumak, himayesine almak.

Kanadiyen : Yaz aylarında giyilen bol ve geniş dikimli astarsız hafif ceket. Kanadalı tuzak avcılarının ceketlerine benzeyen içi kürklü veya pamuklu, şal yakalı, kemerli kruvaze ceket.

 

Kanal : Bazı bölgeleri sulamak, kurutmak amacıyla veya gemilerin işlemesine elverişli, insan eliyle açılmış su yolu. Telefon, telgraf, radyo, televizyon vb. araçlarla iletişimi sağlayan yol, hat. İki kıyı arasındaki dar ve derin deniz. İçinden damar, sinir veya bir sıvı geçen yol. Tahtanın liflerine dik yönde açılan kırlangıç kuyruğu biçimli girinti.

Kanalcık : Küçük kanal. Bir organizmadaki küçük kanal.

Kanalet : Küçük kanal.

Kanalıyla : Bir kimse veya bir şey aracılığıyla, yoluyla, eliyle.

Kanalizasyon : Pis ve atık suların özel kanallar aracılığıyla belli merkezlerde toplanıp atılmasını sağlayan sistem, lağım döşemi, şebeke.

Kanama : Kanamak işi, nezif.

Kanamak : Manevi acılar yeniden etkisini duyurmak, depreşmek. Vücudun herhangi bir yerinden kan akmak, kan gelmek.

Kanamalı : Kanaması olan.

Kanara : Kesimevi, mezbaha.

Kanarya : İspinozgillerden, yeşilimsi veya sarı tüylü, koni biçiminde küçük gagalı, ötücü kuş (Serinus canaria).

Kanarya çiçeği : Çan çiçeğigillerden, sarı renkli bir çiçek (Tropaeolum peregrinum).

Kanarya otu : Çuha çiçeğigillerden, tohumları kafes kuşlarına yem olarak verilen bir bitki (Alsine media).

Kanasta : Bir tür kâğıt oyunu.

Kanat : Yan, taraf. Kuşlarda ve böceklerde uçmayı sağlayan organ. Futbol, hentbol vb. takım oyunlarında hücum hattının sağ ve sol bölümü. Kapı, pencere, dolap gibi dikine açılıp kapanan şeylerin kapağı. Angıç. Bir uçağın havada durmasını sağlayan taşıyıcı aerodinamik güçlerin etkilediği yatay yüzey. Meclis, parti vb. topluluklarda düşünce yönünden özellik gösteren taraflardan her biri. Fırıldak biçiminde olan şeylerde kol. Savaş düzenindeki ordunun iki yanından her biri, cenah. Balıklarda yüzgeç.

 

Kanat açmak : Birini korumak, himaye etmek.

Kanat alıştırmak : Bir işe alışmaya çalışmak.

Kanat çırpmak : Kanatlarını hareket ettirmek. uçmak. yeni bir başlangıç yapmak.

Kanat germek : Koruması altına almak, himaye etmek.

Kanata : Ağzı geniş, tek kulplu su kabı.

Kanatçık : Kuşların başparmak ve birinci parmak kemiklerine bağlı teleklerinin bütünü. Baklagillerin çiçek tacında bulunan, yan iki taç yapraktan her biri. Küçük kanat.

Kanatış : Kanatma işi.

Kanatlanma : Kanatlanmak işi.

Kanatlanmak : Uçmaya başlamak. Çok sevinmek.

Kanatlı : Kanadı olan.

Kanatma : Kanatmak işi.

Kanatmak : Kanamasına yol açmak veya kanamasını sağlamak.

Kanatsız : Kanadı olmayan.

Kanatsız kuş uçmaz : "gereken koşullarla donanıp güçlenmeyen kişi amacına ulaşamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Kanatsızlar : Böcekler sınıfının kanatsız olan en ilkel biçimlerini kapsayan alt sınıfı.

Kanaviçe : Çuval olarak kullanılan kendirden veya kenevirden yapılmış seyrek bez. Bu bezin üzerine yapılmış olan işleme. El işleri için kullanılan seyrek dokunmuş keten bezi.

Kanayan yara olmak : Sürekli sıkıntı, üzüntü ve zarar veren bir durumda olmak.

Kanayış : Kanama işi.

Ağanın alnı terlemezse ırgadın burnu kanamaz : "işveren işçisi ile birlikte çalışmazsa işçi işe var gücüyle sarılmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Atmık kanalı : Spermayı idrar yoluna salan iki kanal.

Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz : "büyük şeyleri elde edebilmek için önce küçük şeylerle yetinmek gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Beyin kanaması : Beyni besleyen damarlardan bir veya birkaçının hastalık veya darbe sonucu zedelenip kanaması.

Burnu bile kanamamak : Tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak. zarar görmemek, yarasız beresiz olmak.

Burun kanadı : Burun deliğinin yan tarafındaki kabarık bölüm.

Cam kanatlılar : Kurtçukları, elma, kayın, kavak, meşe ve gürgen ağaçlarına zarar veren, kanatları camsı, hortumları körelmiş kelebekler familyası.

Çift kanatlılar : Sinekler gibi iki kanadı olan ve emici ağızları bulunan böcekler takımı, iki kanatlılar.

Düz kanatlılar : Uzunluğuna katlanan alt kanatları, az çok sert olan üsttekiler tarafından örtülen, dört kanatlı böcekler takımı.

Ekmeğini kana doğramak : Büyük bir sıkıntı ve üzüntüye katlanmak.

Elini kana bulamak : Öldürmek.

Eş kanatlı : Kabuklu bitler, yaprak bitleri ve ağustos böcekleri gibi bitki sağlığı yönünden çok önemli familyaları içine alan, zarsı kanatları bir boyda, hortumlu böcekler takımının bir alt takımı.

Hava kanalı : Havayı bir yerden başka bir yere iletmekte kullanılan kanal, boru.

İki kanatlılar : Çift kanatlılar.

Karıncanın zevali gelince kanatlanır : "kişi durumunun gereklerine aykırı taşkınlıklarda bulunursa artık düşecek demektir" anlamında kullanılan bir söz.

Kedinin kanadı olsaydı serçenin adı kalmazdı : "saldırganlar istediklerini yapabilecek durumda olsalardı, zayıfları kolaylıkla ortadan kaldırır, bol bol çıkarlarını sağlarlardı" anlamında kullanılan bir söz.

Kendi kanatlarıyla uçmak : Hiç kimsenin desteği veya yardımı olmaksızın yaşamak veya bir işi olumlu sonuca ulaştırmak.

Kın kanat : Kın kanatlı böceklerin gövdeyi korumakla görevli ve çok sert yapıda birinci çift kanadı.

Kın kanatlılar : Böcekler sınıfından, boynuzsu bir kın biçiminde olan birinci çift kanatları uçmakta kullanan öteki iki kanadı örten, ağız parçaları çiğnemeye, parçalamaya elverişli, bütünüyle başkalaşma gösteren bir takım.

Kıt kanaat : "Yoksulluk içinde ve güçlükle geçinmek" anlamında kıt kanaat geçinmek deyiminde kullanılan bir söz.

Kol kanat olmak : Yardım etmek, korumak, himaye etmek.

Kolu kanadı kırılmak : Bir şey yapamayacak duruma gelmek, çaresiz kalmak.

Kuş kanadına kira istemez : "kişi, kendi işi için zaten harcayacağı çabadan dolayı başkasından karşılık beklemez" anlamında kullanılan bir söz.

Kuş kanadıyla gitmek : Çok hızlı gitmek.

Kuşun kanadıyla haber salmak : En hızlı bir biçimde haber vermek.

Öd kanalı : Karaciğer ve öd kesesi kanallarının birleşmesinden oluşan, safrayı bağırsağa veren kanal, koledok.

Pencere kanadı : Sabit veya menteşe yardımıyla açılıp kapanan pencere elemanı.

Pul kanatlılar : Eklem bacaklılardan, kanatları geniş ve sayısız küçük pullarla örtülü, sıvıları emmek için hortum biçiminde ağzı olan, başkalaşmaya uğramış böcekleri, kelebekleri içine alan böcekler takımı, kelebekler.

Reçine kanalı : Genellikle çam türü ağaçlarda bulunan, başkesitte gözeneklere benzeyen küçük noktalar hâlinde görülen, içi reçine dolu bölüm.

Sağ kanat : Futbol ve hentbolda hücum alanının sağ tarafı.

Sinir kanatlılar : Saydam olan kanatları ağ biçiminde damarlarla örülü, dört kanatlı böcekler takımı.

Yarım daire kanalları : İç kulakta bulunan halka biçimindeki üç kanalın ortak adı.

Yarım kanatlılar : Böcekler sınıfından, ön kanatları dipten başlayarak yarıdan çoğu sertleşmiş, son bölümleri ve art kanatları zar durumda olan tahtakurusu, bit, su biti, su akrebi, fidan biti, cırcır böceği, kırmız böceği gibi böcekleri içine alan bir alt takım.

Yüreği kanamak : Aşırı üzüntüden sarsılmak.

Zar kanatlılar : Arı, karınca vb. eklem bacaklıları içine alan, kanatları zar gibi saydam ve az damarlı olan hayvanlar takımı.

Gemi : Su üstünde yüzen, insan ve yük taşımaya yarayan büyük taşıt, sefine.

Göstermek : Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Görünmek, benzemek. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. Belirtmek, anlatmak. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Sert bir biçimde karşılık vermek. Etmek. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Öğretmek, açıklamak. Kanıtla inandırmak.

Bodoslama : Bodoslamak işi. Gemi omurgasının baş tarafından yukarıya uzanan ağaç veya demir direklerden her biri. (bodo'slama) Pervasızca.

İşaret : El, yüz hareketleriyle gösterme. Belirti, gösterge, alamet. Anlam yükletilen şey, anlamlı iz, im.

Kana boyamak : kan içinde bırakmak. İlgili cümle: "“Ondan on beş yıl sonra, Feriye sarayını kana boyayan ve zavallı babacığımın felaketine sebep olan faciayı...”" Y. K. Karaosmanoğlu.

Kana düşme : Develerin ve sığırların kan başına vurma hastalığı.

Kana düşmek : İstemeden birini yaralamak ya da öldürmek.

Kana getirmek : Kocabaş hayvanları zor karşısında uğradıkları bir hastalıktan kan alarak iyileştirmek.

Kana girmek : Kara sürmek.

Kana yunmak : Kana boyanmak

Kanaak : Sakızotu, kenger.

Kanaatkar : Azla yetinen, elindeki ile yetinen, kanık, kanaatli, yetingen. İlgili cümle: "“Ama üçüncü bekçi, onlara nazaran daha genç ve daha az kanaatkâr olan, yapılan haksızlığı sineye çekemedi.”" E. Şafak.

Kanaatkarlık : Azla yetinme durumu, kanıklık, yetingenlik.

Kanaatsizce : Kanaatsiz bir biçimde.

Kana ile ilgili Cümleler

  • O eski bir Kanada geleneğidir.
  • Kanada Amerika Birleşik Devletlerinin sınır komşusu olur.
  • Hiçbir Kanadalı yaralı değildi.
  • Kanada, Amerika'nın kuzey tarafındadır.
  • Bu eski bir Kanada geleneğidir.
  • Jale'nin Tom'la olan ilk cinsel ilişkisinde kanama olmadı.
  • Kanada civarında bir yerde birkaç dönüm karla ilgili iki ulusun savaşta olduğunu ve bu güzel savaşa tüm Kanada'nın değdiğinden daha çok para harcadıklarını bilirsiniz.
  • Yolcuların çoğu Kanadalıydılar.
  • Ali Mary'nin kanapeyi taşımasına yardım etti.
  • Üç Kanadalı öldürüldü.
  • Kanada Amerika Birleşik Devletlerinin kuzeyindedir.
  • Kanaate dayalı bir karardı.
  • Kanaate dayalı bir karar verdim.
  • Kanada bir cennet değildir.

Diğer dillerde Kana anlamı nedir?

İngilizce'de Kana ne demek? : n. Japanese system of syllabic writing

n. village in Lebanon (located southeast of Tyre, Lebanon)

n. Kana, village in Lebanon (located southeast of Tyre, Lebanon)