Kösev nedir, Kösev ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Ateş karıştırmaya yarayan bir ucu yanmış odun, tahta.

Ateş karıştırmak ya da ateş çekmek için kullanılan demir araç, maşa.

[Bakınız: köseği].

Ateş karıştırmakta kullanılan tahta araç.

Kösev kısaca anlamı, tanımı

Köse : Bıyığı, sakalı çıkmayan (erkek). Gümüşhane iline bağlı ilçelerden biri

Köseveli : Mardin ili, Kocatepe bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Şanlıurfa kenti, Suruç ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Kösevi : Ateş karıştırmaya yarayan bir ucu yanmış odun, tahta. Kırmızı bileği taşı. Yarı yarıya yanmış odun parçası.

Kösevü : Ateş karıştırmaya yarayan bir ucu yanmış odun, tahta.

Karıştırmak : Karışma işini yaptırmak. İçinde ne olduğunu anlamak veya aradığını bulmak amacıyla elle yoklamak. Ayırt edememek, tam olarak seçememek. Üstünkörü okumak. Göz atmak, araştırmak, incelemek. Kurcalamak, oynamak. Yemeği dibinin tutmaması için kaşıkla altüst etmek.

Karıştırma : Karıştırmak işi.

Karıştır : Karıştırmak.

Köseği : Ateş karıştırmaya yarayan odun veya demir. Ucu yanık odun, eğsi.

Çekmek : Bir şeyi tutup kendine ya da başka bir yöne doğru yürütmek. Atmak, vurmak. Taşıma gücü olmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Kaçan ilmeği örmek. Asmak. Herhangi bir engel kurmak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. İmbik yardımı ile elde etmek. Hoşa gitmek, sarmak. Tartıda ağırlığı olmak. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Yollamak. İçine almak, emmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Daralıp kısalmak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Germek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Aynısını yazmak veya çizmek. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Öğütmek. Çizgi durumunda uzatmak. Boya, badana vb. sürmek. Döşemek. Yürütmek, sürmek. Yol, ay sürmek. Bir yerden başka bir yere taşımak. Örtmek, giymek. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Herhangi bir anlama almak. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. İçki içmek. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak.

 

Tahta : Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası. Bu ağaçtan yapılmış. Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç. Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Kara tahta.

 

Karış : Parmaklar birbirinden uzak duracak biçimde gergin duran elde, başparmak ile serçe parmağın uçları arasındaki açıklık.

Ya da : Seçeneği, çeşitliliği veya tercihi belirten bir söz.

Çekme : Çekmek işi. Yüksekteki ince dalları çekip kesmeye yarar, ay biçiminde, uzun saplı, ağzı tırtıklı bıçak. Çekmece. İş yaparken giyilen bir şalvar türü. Düzgün biçimli. Parmak ya da mızrapla çalınan çalgı. Vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendisine yaklaştırması. Ağacın yapısındaki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi. Çekilerek giyilen veya kullanılan.

Demir : Atom numarası 26, atom ağırlığı 55,847, yoğunluğu 7,8 olan, 1510 °C'de eriyen, mavimtırak esmer renkte, özellikle çelik, döküm ve alaşımlar durumunda sanayide kullanılmaya en elverişli element (simgesi Fe). Bu elementten yapılmış parça. Bu elementten yapılmış. Ayakkabı topuğuna veya ayakkabı burnuna aşınmayı önlemek için çakılan, özel olarak yapılmış madenden parça. Çıpa. Güçlü, kuvvetli, sert.

Demi : Yemeni, yazma, başörtüsü, tülbent. Susuz, kıraç tarla. Dizlik, iç donu. Değil mi anlamında.

Maşa : Ateş veya kızgın bir şey tutmaya, korları karıştırmaya yarayan iki kollu metal araç. Çok küçük şeyleri tutmaya yarayan küçük, kollu araç. Saçları kıvırmak, düzeltmek için elektrik veya ateşle ısıtılan maşa biçiminde alet. Başkasının isteklerine, amaçlarına alet olan kimse. Bisiklet çatısının ön ve arkasındaki çatal biçiminde, tekerleklerin takıldığı parça. Sebze ve tütün fidesi. Perdeyi tutan mandal. Çifteker çatısının ön ve arkasında, çatal biçiminde, tekerlerin takıldığı parça. Isıtılmış kapları emniyetle tutmaya yarayan, metal veya tahtadan yapılmış malzeme. Deri tutturmağa yarayan kıstırgaç. (Yalvaç Isparta). Saat çarklarının hızını ayarlatan çatal kol. (Bursa). Tezgahlarda alt ok'la üst ok'u gergin tutmağa yarayan düzenin alt çengeline takılan araç. (Tokmacık Yalvaç Isparta).

Taht : Hükümdarların oturduğu büyük, süslü koltuk. Hükümdarlık makamı, hükümdarlık.

Yara : Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik. Dert, üzüntü, acı. Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık. Vücutta işlemekte olan çıban.

Odun : Yakılmak için kesilmiş, parçalanmış ağaç. Anlayışsız ve kaba (kimse).

Diğer dillerde Köseletaşı anlamı nedir?

Osmanlıca Köseletaşı : köseletaşı